Predatory Marriage - 364. Bölüm (Türkçe Novel)

Leah sonraki birkaç gün boyunca hastaydı. İşlediği pek çok suçtan pişmanlık duyan Ishakan, ona bakmak için yanından ayrılmadı.
Bu yüzden, halsiz düşen Leah'nın yerine Ishakan'ı üç gün boyunca azarlayan Mura oldu. Diğer Kurkanlar da sıkı bir şekilde Leah'nın tarafındaydı ve hoşnutsuzluklarını Ishakan'a iyice hissettirdiler.
Bu durum Leah'yı biraz daha iyi hissettirdi.
Nihayet kendine gelip birkaç gün yatakta dinlendikten sonra her şey çoktan karara bağlanmıştı.
Balkat'ın kafası kesilen Kral ve Kraliçesi, kendi saraylarının kapılarının üzerine asılmıştı. Mura, ölümlerinin detaylarını Leah'ya anlatarak, işledikleri suçların doğasına göre mahkum edildiklerini açıkça belirtti. Judia’nın ölümü oldukça temiz olmuştu ama Herod’unki uzun sürmüş ve çok acı verici geçmişti.
Kurkanlar, Ishakan'ı tehlikeye atmaya çalışan ve başarısız olan kişiden ziyade, Leah'yı tehlikeye atan kişiye daha çok öfkelenmişlerdi.
Ek olarak, onu endişelendiren madeni para sahtekarları başkent meydanında halkın önünde idam edilmişti. Kafaları birkaç gün boyunca sergilenmişti.
Böylece Leah’nın hayatı normale döndü.
***
Lesha'nın rüyasını Morga'ya anlattı, bunun gerçek bir önsezi mi yoksa sadece bir tesadüf mü olduğunu sordu.
Morga hikayeyi duyduğunda donakaldı. Leah'nın beklediğinden çok daha hevesliydi.
"Prensin bir büyücü olma yeteneği var..!"
Morga'nın heyecan dolu açıklamasına göre, Kurkan büyücüleri birkaç yetenekle doğabilirdi. Geleceği görme yeteneği, bir büyücünün sahip olabileceği en kıymetli yetenekti. Morga astroloji ile geleceğe göz atabilse de, bunu ancak ek büyülerin yardımıyla yapabiliyordu.
"Kehanet yeteneğiyle doğmak..." diye soluklandı. "Bu olağanüstü."
Morga, küçük çocuğa hayatı boyunca kehanet yeteneğiyle doğan ilk büyücü olduğunu açıklayarak Lesha'yı detaylıca inceledi. Lesha sadece gülümsedi. Momo komikti.
"Yeteneğinin ne kadar güçlü olduğunu henüz bilmiyoruzç" diye devam etti Morga. "Ama kesinlikle muazzam olacak. Sen Ishakan'ın kanından gelen oğlusun. Dilleri düzgün bir şekilde öğrendiğinde, sana büyücülük öğretmeye başlayacağım."
Oğlunun beklenmedik yetenekleri karşısında hayrete düşen Leah, şaşkın bir halde oradan ayrıldı.
"Anne..."
Bahçede Ishakan ile çay içmek için sözleşmişti ve oraya doğru yürürlerken Lesha kaşlarını çatarak elini salladı.
"Anne! El!"
"Özür dilerim, anne başka şeyler düşünüyordu."
"Ih..." Lesha etkilenmemiş bir tavırla burnundan soludu. Ancak Leah bir daha unutmayacağına söz verince yumuşadı. Enerjik küçük çocuk dönüp bağırana kadar el ele yürümeye devam ettiler.
"Anne!" Ve sonra çok net bir şekilde, "Ben senin ağabeyinim."
Leah bu tuhaf yorum karşısında başını yana eğdi. Bir an Lesha'nın sadece oyun oynadığını düşündü ama çocuk onun karnını işaret etti.
"Seninle yakında tanışmak istiyorum." dedi masumca.
Leah’nın dudakları sessizce aralandı. Aklına çılgınca bir fikir gelmişti ama o sırada Ishakan’ın sesi dikkatini dağıttı.
"Lesha." dedi Ishakan, ileride belirerek.
"Baba!"
Lesha anında ona doğru atıldı, Leah ise Lesha'nın söylediklerini düşünerek yavaşça onları takip etti. Ishakan da muhtemelen çoktan biliyordu ve bilmiyormuş gibi yapıyordu.
O fark etmeden Ishakan yanına yaklaştı, kucağındaki Lesha hâlâ "Ben ağabeyim, ben ağabeyim!" diyordu. Leah hâlâ düşüncelere dalmışken konuştu.
"Ishakan."
"Söyle bana Leah."
"Kurkan'a mı gidiyoruz? Lesha'ya çölü göstermek için."
Ishakan askeri seferleri sırasında sık sık Kurkan'ı ziyaret etmişti ama Leah gidememişti. Lesha'ya yeterince büyüdüğünde çöle gideceklerine dair söz vermişti ve şimdi zamanı gelmiş gibi görünüyordu. Sadece Leah’nın vücudu iyileşmekle kalmamış, Lesha da seyahat edebilecek yaşa gelmişti.
"Sen ne düşünüyorsun?" diye sordu Ishakan, Lesha'yı omuzlarına alarak. Çocuk, babasının yerine Leah'nın sorusuna cevap verdi.
"Avvantür! Haydi avvantüre gidelim!"
Leah ona denizde balık tutmakla ilgili bir hikaye kitabı okumuştu. Lesha hâlâ macera fikriyle doluydu.
"Okyanusta çok balık var." diye başladı ama sadece balık tutmak istemiyordu. Lesha öğrendiği tüm maceraları sıralamaya başladı. Dağlarda meyve toplamak, tarlalarda çiçek toplamak, nehirden su getirmek, sonra küçük bir kasabadaki bir handa gecelemek...
Ishakan, oğlu durmadan cıvıldarken gülümsedi.
"Lesha hep bir sarayda yaşadı." dedi. "Bence dünyayı görmeye ihtiyacı var."
"Evet." Leah da ona gülümsedi. Gözleri arkalarındaki gökyüzüne kaydı, bulutlar dağılmış ve normalde gri olan gökyüzü deniz kadar maviye dönmüştü.
Işıldayan mor gözlerini kocasına çevirdi. Omuzlarında oturan oğluyla ikisi güneş ışığında o kadar parlak görünüyorlardı ki sanki kendileri ışık saçıyordu.
Çok uzun zaman önce ölmek istemişti. Kendi canına kıymaya karar vermişti ve kalbi demirden bir kale gibiydi. Ama artık o umutsuzluk yok olmuştu ve onu kuşatan tüm karanlık gitmişti.
"Karım nereye gitmek ister?" diye sordu Ishakan, şaka yollu.
Ancak Leah, tüm karanlığı kovan o sıcak altın ışığı düşünerek ciddi bir şekilde cevap verdi.
"Her yere." dedi sessizce. "Seninle olduğu sürece."
Gerçekten hiç önemli değildi. Dağların derinliklerine, uzak adalara, uçsuz bucaksız okyanusların öteki ucuna, hatta sonsuz çöllere bile... Neresi olursa olsun, bu adamın yanında olduğu sürece her anı sevecekti.
Hayır. Artık üç kişiydiler.
Leah elini karnına koyarken hafifçe gülümsedi.
Belki de dört.
Güneş ışığı yumuşaktı ve çok iyi hissettiriyordu.
**SON**
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder