Predatory Marriage - 320. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Onunla sevişmenin nasıl bir şey olacağını hayal etti. Beyaz yüzünün kızardığını görmek ne kadar hoş olurdu. Erkekliğini o yumuşak dudaklarının arasına itmek isterdi. Bir Kurkan’ın malum boyutu yüzünden bu kesinlikle zor olurdu...

“...”

Ishakan gergin bir şekilde dudaklarını yaladı. Bu gereksiz düşüncelerin nereden geldiğini bilmiyordu ama onlara engel de olamıyordu. Prensesi başka bir adamın altında inlerken, zevkle kıvranırken, o adamın göğsüne yaslanmış hıçkırırken hayal ettiğinde kendini daha da kötü hissetti.

O hayali adamı döverek öldürmek istiyordu.

Çocukça davrandığını bilse de bu, öfkesini dindirmiyordu. Ishakan zihnini boşaltmaya çalışarak sessizce purosunu içti. Tam bitirmek üzereyken Haban gölgelerin arasından belirdi.

“Geldi.”

Ishakan hafifçe başını salladı ve purosuna bir kenara fırlatıp hanın kapısına doğru baktı. Odadaki gürültüye rağmen dışarıdan yaklaşan ayak seslerini hâlâ duyabiliyordu.

Oydu.

Pelerinli ve kapüşonlu küçük bir kadın, yaşlı menteşelerin gıcırtısıyla tahta kapıyı iterek açtı. İçeri girdiği an herkes sustu.

Kapüşonlu olmasına rağmen yine de oradaki herkesin dikkatini çekmişti. Görünüşünü gizleyebilirdi ama Estia’nın Çiçeği’ne has o eşsiz asaletini saklayamazdı.

Ancak yüzünü göstermeyeceği belli olunca çoğu insan ilgisini kaybetti. Ona dik dik bakan geri kalan adamlarla Haban ilgilenecekti.

Çevresini tarayan Prenses’in gözleri sonunda Ishakan’ın üzerinde durdu ve temkinli bir şekilde ona doğru yaklaşmaya başladı.

Ishakan ona bakakaldı. Onu hemen yakalama dürtüsü hissetti ama sabırla yanına gelip masasına oturmasını bekledi.

“Bugün bana eşlik edecek olan sen misin?” diye sordu sakince.

Sesi hatırladığından pek farklı değildi ama nedense Ishakan’ın ağzı kurudu.

“...Sanırım öyle.” dedi yavaşça.

Kızın narin vücudu kaskatı kesildi. Ishakan'ın derin sesi onu şaşırtmıştı.

Ishakan onu üst kata doğru takip etti. Sadece uzaktan gördüğü Prenses sonunda avuçlarının içindeydi. Gözleri onun siluetini iştahla süzüyordu, dudaklarını ıslatmak zorunda kaldı. Zihninde rastgele saçmalıklar beliriyor ve göründükleri kadar açıklanamaz bir şekilde yok oluyordu.

Boyu uzamış olsa da hâlâ çok küçük.

Onu kollarımda çok kolay tutabilirim.

Ishakan, ona arkadan sarılmamak için kendini zor tuttu.

Rezerve edilen odaya vardıklarında, uzun ve meşakkatli bir avın ardından nihayet avını yakalamış gibi hissederek kapıyı kapattı. Prenses bu sesle ürperdi ve görünür bir şekilde derin bir nefes alıp ona dönmek için arkasına baktı.

“..!”

Dudakları aralandı. Yüz yüze geldiklerinde aralarındaki boyut farkı sarsıcıydı. Ishakan pelerinini omuzlarından aşağı kaydırdı.

“Kurkan mı?” İnanamayarak onun çıplak yüzüne baktı.

Ishakan, ona daha az gurur okşayıcı isimlerden biri yerine bu şekilde seslendiği için memnun oldu.

“Birinin bana Kurkan demesinin üzerinden uzun zaman geçti. Genelde barbar derler.”

Ona daha da yaklaşarak altın gözlerini daha iyi görebilmesi için başını eğdi ancak Prenses sırtı duvara değene kadar geri çekildi. Ishakan yavaşça onu takip etti ve ardından gözlerinin içine bakabilmek için kapüşonunu başından geriye itti.

Uzun zamandır bu anı bekliyordu. Prensesin o altın gözlere baktığında kendisini hatırlamasını umuyordu. Ona adıyla hitap etmesini umuyordu.

Ancak onu hatırladığına dair hiçbir iz yoktu.

Gerçeği fark ettiğinde Ishakan’ın dudakları büküldü ve göğsünde bir şeyler düğümlendi.

Prenses onu hatırlayamıyordu.

Prenses kendisini bile hatırlamıyordu.

Yorumlar