Predatory Marriage - 311. Bölüm (Türkçe Novel)

Sözleri o kadar hüzünlüydü ki, bu kadar genç ve güzel bir kızdan geldiklerine inanmak zordu. Isha’nın kalbi aniden, sanki taşa dönüşmüş gibi ağırlaştı.
“İnsanlar bana bir prenses gibi davranıyor ama gerçek bir gücüm yok.” Acı gerçeği büyük bir sükunetle itiraf etti. “Tahtı devralacak olan kişi üvey ağabeyim. Benim için Estia’nın Çiçeği diyorlar ama... sadece beni koparacakları ve satacakları günü bekliyorlar.”
Isha o çaresizlik hissini tanıdı ve bunun kızın içine ne kadar derin işlediğini sezdi. Ancak kız bunu bir gülümsemenin ardına saklamakta gecikmedi.
“Yine de bir prenses olarak görevimi yerine getirmek istiyorum.” dedi. “Estia’yı hâlâ seviyorum ve biz köle tüccarlarının ülkesi değiliz. Bunu durduracağım.”
Estia zaten köle ticaretinin merkezi olarak biliniyordu. Elbette kraliyet ailesi böyle bir şeyin bilinmesinden hoşlanmazdı.
“Henüz beni destekleyen çok fazla insan yok, bu yüzden bu işler çok karmaşık ama bu sefer çok şanslıydık. Normalde sadece üç veya dört kişiyi kurtarmak için elimizden geleni yapabiliyoruz.” dedi ve bu seferki gülümsemesi gerçek bir mutluluktandı. Bulutların arasından süzülen güneş ışığı gibiydi. “Seni bulduğumuza sevindim.”
Isha konuşamadı. Dudakları sanki mühürlenmiş gibi birbirine sıkıca yapışmıştı. Büyülenmiş bir halde ona bakakaldı.
“Pek çok Kurkan gördüm.” dedi kız ona doğru eğilerek. “Ama hiç seninkiler kadar güzel altın gözleri olan birini görmemiştim.”
Kızın yakınlığı nefesinin kesilmesine neden oldu ve gözleri titredi.
“Harikalar.” diye fısıldadı kız onları izleyerek; bu, onu daha iyi hissettirmek için söylenmiş bariz bir iltifattı.
Bu durum Isha üzerinde ters etki yarattı. Kalbinde tuhaf bir karıncalanma vardı ve aniden çok hızlı çarpmaya başladı. Hayatında hiç böyle hissetmemişti. Sandığından daha ağır yaralı olmalıydı, kendini çok tuhaf hissediyordu.
“Bir yerin mi acıyor?” diye sordu Prenses dikkatle. Onun aniden kaskatı kesildiğini fark etmişti.
Isha sonunda ağzını açtı.
“...Hayır.”
Sesi soğuk çıkmıştı, havayı bir bıçak gibi keskin bir şekilde bölmüştü, Prenses bu kez mahcubiyetle tekrar gülümsedi. Ona yardım etmeye çalışmasına rağmen Isha kaba bir cevap vermişti.
Aklımı kaçırdım.
Isha’nın geçici teşhisi buydu. Sakinleşmeye çalıştı, mantıklı düşünebilmek için sağduyusunu bir araya getirdi.
Buradan çıkmaları gerekiyordu. Sonsuza dek saklı kalamazlardı. Daha organize bir arama başlatıldığında çabucak bulunurlardı.
Isha etrafına bakındı, yakınlarda herhangi bir hareketlilik olup olmadığını kontrol etti.
“Şimdi gitsek iyi olur.” dedi.
İkili hızla hareket etti ama şans onlardan yana değildi. Çok geçmeden arkalarında havlama sesleri yankılandı. Onları izini sürmek için av köpekleri salınmıştı.
Tekrar koşmaktan başka çareleri yoktu ancak fazla uzaklaşamadan ayak bileğine bir sancı saplandı. Isha ağır bir şekilde yere kapaklandı.
Prenses olarak kendi konumunu ne kadar kolayca hiçe sayması şaşırtıcıydı. Isha, içten içe onun bu samimiyetini sevimli buldu.
“İyiyim.” dedi kısaca, parmaklarını onunkilere dolama isteğini bastırarak. Kararlılıkla sertleşen gözleriyle sendeleyerek tekrar ayağa kalktı. “Hâlâ koşabilirim.”
Asla bir yük olmayacaktı. Ağzına dolan kan tadını yutarak koştu.
Önlerinde yol ikiye ayrıldı; Isha kızın kıyafetinin dalgalanan ucunu yakaladı ve bu ani duruşla kızın sendelemesine neden oldu.
“Sen önden git.” dedi. “Onları peşime takıp uzaklaştıracağım.”
Kızın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Ne?” Neredeyse bağırmıştı. “Bunu yapmana gerek yok, bekleyen askerlerim var. Eğer sadece...”
“Onlara ulaşamadan bizi yakalarlar.”
“Ama...”
“Endişelenme. Birkaç av köpeğini öldürebilirim.”
Bir miktar yara almasına mal olsa da doğruyu söylüyordu. Kaçabilecekse, bir bacak yerine bir kolu feda etmek daha iyiydi.
“Bana şu ana kadar yardım etmiş olman yeterli.” diye ekledi kararlılıkla.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder