Predatory Marriage - 280. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

O gece Leah, Blain’in yatak odasına geldi.

Sadece öpücüğü başlatan taraf olmakla kalmadı, söylenmeden soyundu. Sanki tüm bunları ilk kez deneyimliyor gibi hem cesur hem de utangaçtı. Blain ondan ne yapmasını isterse istesin, ne kadar utanç verici olursa olsun, her şeyi kabul etti.

Blain bunu çok uzun zamandır beklemişti.

Diğer kadınlarla böyle bir zevkin hayalini bile kurmamıştı. Bu fantezi dolu birliktelikte haz o kadar tarif edilemezdi ki; boşaldığı an, o mutlak ve inanılmaz kusursuzluk anında coşku zihnini bembeyaz etti.

Sabah uyandığında yaptığı ilk şey Leah’ya dönmek oldu.

“...”

Yanındaki alan boştu. Şiddetli bir baş ağrısı zonkluyor, bir önceki gecenin anıları zihnini doldururken ağzı kuruyordu. Leah’nın hazla inleyişini hatırlayarak, elini kadının yattığı yerin üzerinde gezdirdi.

Dün geceki her şey bir rüya mıydı?

Emin değildi. Kaşlarını çatarak yataktan kalktı.

“...Leah.”

Aniden boş odaya doğru bağırdı.

“Leah! Leah!!!”

Gözleri çaresizce onu aradı ve sanki bir sihirle, Leah yatak odasının kapısında belirdi; üzerinde beyaz bir gecelik vardı ve ona şaşkınlıkla bakıyordu.

“Haşmetmeapları..?”

Onun sesi Blain’i kendine getirdi. Bu bir rüya değildi. Dün gece gerçekten onunla birlikte olmuştu. Blain tek kelime etmeden ona sarıldı, Leah biraz rahatsız olsa da itiraz etmeden buna boyun eğdi.

Blain o kadar mutluydu ki dünyalar onunmuş gibi hissediyordu.

Bir süreliğine.

Ancak cehennem, cennetin hemen topuklarındaydı. Geceyi onunla geçirmişti ama düşündükçe mutluluğu umutsuzluğa dönüştü.

Hâlâ onun kalbine sahip değildi.

Hâlâ ona gerçekten sahip olamamıştı.

Sayısız korku ona eziyet ediyordu ama her şeyden çok, kadının bir şekilde yine o barbar kralla kaçacağı korkusu ağır basıyordu. Bu korku her geçen gün daha da kötüleşti, ta ki gerekli düğün hazırlıkları için bile Leah’nın sarayına ziyaretçi girmesine izin veremeyecek hale gelene dek.

Hastalık derecesindeki kaygı dolu günlerin ardından, Leah ne kadar itaatkar görünürse görünsün ona asla güvenemeyeceğini anladı. Bunu sona erdirmenin tek bir yolu vardı.

Blain, Ana Kraliçe’nin sarayına doğru yola çıktı.

O kasvetli yerin etrafındaki tüm bitkiler ölmüştü ve o kadar sessizdi ki bir farenin sesi bile duyulabilirdi. Ama hiç fare yoktu. Cerdina’nın odasına doğru yürürken Blain tek bir hizmetçi bile görmedi.

Süslü ahşap kapılar, hayvan ve insan kanıyla karardığı için orijinal güzelliğini çoktan kaybetmişti. Paslanmış kolu çevirdiğinde kan kokusu burnuna doldu, kanla yapılmış bir büyü deseninin ortasında yatan kadına baktı.

Kadının yüzünde makyaj yoktu. Saçları darmadağındı ve kıyafetleri perişan haldeydi. Blain’i görür görmez ayağa kalkmaya çalıştı ama hemen yere yığıldı. Vücudu ona itaat etmiyordu.

“Ahhhh...” Cerdina acıyla inledi ve vücudundan sanki canlıymış gibi siyah dumanlar süzüldü. Siyah dumanı vücudunun içine hapsedebilmesi uzun zaman aldı; Blain onun acı çekişini izledi ve ne istediğini söyleyebilecek kadar sakinleşmesini bekledi.

“Onu bebeğim yap.” diye emretti.

Cerdina tereddüt ederek ona baktı ama konuşmak için ağzını açtığında, Blain ondan önce bağırdı.

“Şimdi!” diye haykırdı. “Şimdi, onu şimdi bir bebek yap, hemen şimdi!”

Her zamanki gibi, Cerdina ona itaat etti.

Blain ana saraya döner dönmez şövalyelerine Leah’yı Ana Kraliçe’ye götürmelerini emretti.

“Bana söz vermiştin!” diye çığlık attı Leah sürüklenirken. “Yapmayacağına yemin etmiştin! Beni bir bebeğe dönüştürmeyeceğine söz vermiştin!”

Ama ona yardım edecek kimse yoktu. O gittiğinde Blain, açıklayamadığı bir duygu fırtınasıyla dolu sarayında tek başına yürüdü.

Güneş battıktan sonra Leah saraya yalnız döndü.

Saray pencerelerinin dışındaki gece gibi, onda da parlayan hiçbir şey kalmamıştı.

“...”

Blain onun odaklanmamış mor gözlerine baktı; o kadar karanlık ve donuktu ki sanki ölmüş gibi görünüyordu.

“Beni seviyor musun, Leah?” diye sordu.

Cevap verdiğinde sesi bomboştu.

“Seni seviyorum.”

“...”

Blain’in yumrukları sıkıldı. İstediği buydu. Bu onun zafer anıydı. İstediği şekilde olmamıştı ama sonunda başarmıştı.

Ancak hiçbir sevinç hissetmedi. Kalbinin derinliklerinden yükselen şey öfkeydi. Leah’nın kolundan tutup onu sertçe önüne çekti, aniden hiddetlenmişti. Ama Leah hiçbir şey yapmadı. Sadece kendisine ne yapılacağının söylenmesini sakince bekledi.

“Lanet olsun...”

Kan çanağına dönmüş gözlerle Leah’ya bakan Blain, onu yalnız bırakarak hışımla uzaklaştı. Odada sessizlikten başka bir şey kalmamıştı.

“...”

Yavaşça, odaklanmamış mor gözlere bir parıltı geri döndü. Elini karnının üzerine koyan Leah döndü, etrafına bakındı ve yavaşça o ismi fısıldadı.

“Ishakan...”

Gözlerini kapattı. Her şeyi bitirme zamanı gelmişti.

Yorumlar