Predatory Marriage - 278. Bölüm (Türkçe Novel)

Blain donuk gözlerle tavana dik dik baktı. Tepesinde kraliyet ailesinin arması resmedilmişti; ona bakarken dudaklarına acı bir gülümseme yerleşti.
Her şey Cerdina’dan miras kalmıştı. Sahiplenme arzusu, çarpık cinselliği, hastalıklı saplantısı... Tıpkı Cerdina’nın Blain’e saplantılı olması gibi, Blain de Leah’ya saplantılıydı. Damarlarında akan kanın deliliği hiç seyrelmemişti, aksine zaman geçtikçe daha da arınıp keskinleşiyordu.
Yataktan kalkan Blain sabahlığını üzerine geçirdi ve yakındaki masadan bir şişe şarap kapıp içmeye başladı. Gerçekliğe katlanamadığı için alkol istiyordu ama zihni hâlâ acımasızca berraktı.
Leah kaçmıştı.
Blain’in, onun bedeninden daha fazlasına asla sahip olamayacağını anladığı gün, o barbarların Kralı ile gitmişti. İlk başta çabuk döneceğini sanmıştı, sarayda rehin olarak kullanılabilecek bu kadar çok insan varken bu makul bir tahmindi.
Ancak kısa süre sonra bir şeylerin ters gittiğini anladı. Estia’ya elçi olarak gelen barbarlar sanki buharlaşmış gibi ortadan kaybolmuştu ve tek kaybolanlar onlar değildi. Şehirdeki her bir Toma da toz olmuştu. Vahşiler tarafından ele geçirildiklerini varsaymaktan başka çaresi yoktu, askerlerine başkenti didik didik etmelerini emretmişti ama bir iz bile bulamamışlardı.
Cerdina’nın gücü sürekli dengesizleşiyordu. Ne zaman kontrol edilemez hale gelse, Ana Kraliçe’nin sarayından kurban edilmiş cesetlerle dolu bir vagon daha ayrılıyordu ama Blain bunu pek umursamıyordu. Gücü kontrolden çıksa bile, Cerdina tek bir büyü yapabildiği sürece sorun yoktu.
Onun tek önemsediği Leah’ya sahip olmaktı.
Eğer düğüne kadar dönmezse, nedimelerinin kafalarını birer birer uçuracaktı. Kafalarını sergilenmek üzere başkente astıracak, ardından ona yakın olan her asili tek tek giyotine gönderecekti.
Leah, kargaların çürüyen cesetleri yediğini gördüğünde, saraya derhal dönmekten başka şansı kalmayacaktı. Ve içeri adımını atar atmaz Blain daha fazla beklemeyecekti. Onu kendi oyuncağı haline getirecekti.
Ertesi gün Blain, Bakanlar Kurulu toplantısına bizzat katıldı.
Leah’nın yokluğunun neden olduğu pek çok aksaklık vardı. O gittiği için Blain artık kadının tek başına yürüttüğü tüm işleri üstlenmek zorunda kalmıştı. Elbette döndüğünde tüm eski görevlerine devam edecekti.
Blain, başını hafifçe arkaya eğmiş bir halde asillerin içeri girişini izledi. Bu yaratıkların vicdanı yoktu. Bu yararsız toplantılarda vaktini boşa harcamak canını sıkıyordu. Ancak onlara bakarken aniden tek kaşı havalandı.
“..?”
Kont Weddleton, Blain ile göz göze geldiğinde rahatsız bir şekilde gülümsedi. Yeni Kral’ın büyükbabası olmasına rağmen politikayla hiç ilgilenmemişti. Ama aniden Bakanlar Kurulu toplantısındaydı.
Üstelik Kont Weddleton, Kont Byun Gyeongbaek’in yanına oturmuştu. Bu şaşırtıcıydı, Blain onların birbirlerine yakın olduklarını düşünmemişti.
Daha dikkatli baktığında Byun Gyeongbaek’te de tuhaf bir şeyler olduğunu fark etti. O da herkes gibi bir büyü altındaydı; Blain masanın üzerinde seks yapıyor olsa bile Bakanlar Kurulu’nda olan her şeyi normal kabul etmesi gerekiyordu. Ancak Kont Gyeongbaek, sanki bu toplantılara prensesin liderlik etmesi gerektiğini biliyormuş gibi şaşkın görünüyordu.
Blain ona şüpheyle bakarken kapı aniden açıldı ve Blain kaşlarını çatarak döndü. Eğer Kral koltuğuna oturmuşsa o kapı açılmamalıydı. Geç kalan asillerin bile girmesine izin verilmezdi ve toplantı bitene kadar kimse çıkamazdı.
İlk düşüncesi, şövalyelerine kapıyı açan o deliyi dışarı sürüklemelerini emretmekti; ancak kapı sonuna kadar açıldığında donakalarak sessizliğe gömüldü.
Küçük, gümüş saçlı bir kadın içeri girdi ve sessizce odaya göz gezdirip her zaman oturduğu koltuğa doğru yöneldi. Şimdi orada Blain oturuyordu.
Mor gözleri, doğrudan Blain’e bakarken parlıyordu; adamın ağzı şaşkınlıkla aralandı.
“..Leah.”
Prenses geri dönmüştü.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder