Predatory Marriage - 245. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Bu sözler üzerine Leah’nın kulakları yandı. Bir adım geri çekildi.

“Bana öğretmene gerek olduğunu sanmıyorum...”

Elbette bebeklerin nasıl yapıldığını biliyordu. Cinsel üreme ilkeleri kraliyet ailesinin tüm üyelerine öğretilirdi. Bilmediği şey, ne zaman hamile kaldığıydı. Kafası sorularla dönerken, adam bu kadar utanç verici şeyleri sıradan bir durummuş gibi söylüyordu. Üstelik onu şoka sokmaya henüz devam ediyordu.

“Hamile kalmak istediğini bana söyleyen sendi.,” dedi adam.

“..?”

Leah tam sakinleşmeyi başarmışken aniden kalbi tekrar hızla çarpmaya başladı. O geri çekildikçe Ishakan yavaşça üzerine yürüdü.

“Benim çocuğuma sahip olmak istediğini söylemiştin.”

Sırtı duvara çarptı ve Ishakan, başını ona doğru eğerek üzerine gölge gibi çöktü.

“Ben de içini tamamen doldurdum.” Kolları Leah'nın her iki yanındaydı ve onu etkili bir şekilde hapsetmişti. “Unutmuşsun, Leah.”

Sustu ve o parlayan altın rengi gözlere baktığında, Leah'nın ağzı kurudu. Güçlükle yutkundu. Birlikte yatağa girdikleri o günü hatırladı. Ona dokunurken asla tereddüt etmemişti. Sanki onun hakkında her şeyi biliyor, tam olarak nereye dokunması gerektiğini kestiriyordu.

Parmaklarının içine girdiğinde nasıl hissettirdiğinin anısı zihninde canlı bir şekilde belirdi. Leah kıvrandığında bile durmamıştı.

“Ishakan...” diye başladı temkinli bir şekilde ama adam ona sadece sessizce baktı. Aralarında anlayamadığı bir gerginlik, nasıl düzelteceğini bilmediği bir tuhaflık vardı. Aniden Ishakan’ın bakışları ondan uzaklaştı.

Pencereden dışarı bakıyordu. Leah otomatik olarak onun gözlerini takip etmek için döndü. Dışarıda bir araba geliyordu. Sahibini belli edecek hiçbir arma veya işaret taşımıyordu. Arabacı kapıyı açmak için hızla aşağı indi.

Çevresine aşağılayıcı bir bakış atan Blain, gümüş rengi saçları ay ışığında zarifçe parlarken arabadan indi.

Weddleston malikanesinin ziyafet salonu Tomarilerle doluydu.

Yere oturmuş ya da duvara yaslanmış halde her yere dağılmışlardı. Onlarcası alışılmadık bir sessizlik içinde bir araya gelmişti, ta ki genç bir Tomari kızından aniden bir hıçkırık kopana kadar.

“Kız kardeşimin kalbini yedi!” diye haykırdı kız, yanaklarından yaşlar süzülürken. Göğsüne vururken gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. “Yardımlarımıza karşılık bize nasıl ödeme yaptığına bakın!”

Kız çığlık atarken diğer Tomariler sessizdi. Kimse onu teselli etmek için yerinden kımıldamadı. Ama onu susturmaya da çalışmadılar.

Cerdina, kıtadaki tüm Tomarilerden yardım istemişti. Onun davetiyle, Toma halkı için bir yuva, kendi ülkelerini kuracakları illüzyonu altında hepsi Estia'ya gelmişti. Göçebe hayata alışkın oldukları için bu şekilde toplanmaları zordu.

Ama gelmişler ve onun büyüsünü bitirmesine yardım etmişlerdi. Cerdina o büyüyü yıllardır hazırlıyordu ve onu tamamlamak ona muazzam bir güç vermişti. Yakında tüm kıtayı ele geçirmiş ve dünya üzerinde bir Toma dünyası kurmuş olacaklardı.

Ancak sonra Kurkanlar gelmiş ve kraliyet sarayındaki tüm Tomarileri katletmişlerdi, Cerdina'nın durdurmadığı ani bir katliamdı bu. Cerdina onları koruyamamıştı. Ve ölülerin yasını tutmak yerine, daha fazla güç için onların kalplerini yemişti.

Tomariler, Cerdina'yı bir kız kardeş olarak görmüşlerdi ama görünüşe göre o, onlar için aynı şeyi hissetmiyordu. Aynı kanı taşıdıklarını iddia ediyordu ama onlara nesneler gibi, gerektiğinde kalplerini yiyeceği hayvanlar gibi davranıyordu.

Tomariler artık bu gerçekle yüzleşmekten kaçamıyorlardı.

"Güç onu delirtti." dedi köşede oturan, güllerle dolu hasır sepetlerle çevrili yaşlı bir kadın. Diğerlerinin hepsine baktı. "İlk gücü devralmış bir büyücü olması önemli değil. Onun da sınırları var. O bir tanrı değil."

O anda ziyafet salonunun kapıları ardına kadar açıldı. Estia Kralı, yanında Kont Weddleton ile birlikte göründüğünde tüm Tomariler dönüp baktı.

Toplanan Tomarilere bakarken Blain’in gözleri soğuktu ve o ziyafet salonunun ortasına doğru yürürken fısıltılar yükseldi.

“Sahte bir kral...”

“Ama artık gerçekten asil bir kana sahip.”

“Bizim için bir dünya kuracak biri...”

Yorumlar