Predatory Marriage - 240. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Haban’ın yüzü aydınlandı ve Leah kıkırdamadan edemedi. Çok sevimli görünüyordu.

“Ömrümden on yıl gitti sanki.” dedi Haban, karşısındaki sandalyeye yerleşirken.

“Biraz konuşalım.” Leah dokunulmamış atıştırmalıkları ona doğru itti ve Haban kısa sürede onları birer birer mideye indirmeye başladı. “...Çok öfkeli olmalı, değil mi?”

Kimin olduğunu söylemeye gerek yoktu. Haban kurabiyesini yuttu.

“Bunun için endişelenmene gerek yok.” dedi elini gelişigüzel sallayarak. “Kurkanlar eşlerine çok bağlıdır, bu bizim doğamızda var. Eğer tek bir gözyaşı dökersen, Ishakan bunu kendi başarısızlığı olarak görecektir.”

Onu en son gördüğü anı düşünen Leah’ya, Ishakan öyle kolayca üzülecek biriymiş gibi gelmemişti. Leah sessizce otururken Haban onu süzdü.

“Ishakan kendine çok güveniyor.” dedi temkinli bir tavırla. “Kalbinde başka biri olsa bile bunun önemli olmadığını nasıl söyleyebiliyor, anlamıyorum...”

Haban'ın kafasını kurcalayan birkaç şey vardı. Ishakan'ın böyle bir durumu bu kadar kolay kabul etmesi ya da onu çöle geri götürme planından bu kadar çabuk vazgeçmesi ona mantıklı gelmiyordu.

“Nasıl açıklayacağımı bilmiyorum.” diye devam etti. “Sadece, çok güçlü bir kişiliği olduğu için... bence buna çok fazla anlam yüklememelisin. Yani, duygusal açıdan.”

Başını tuttu.

“Genin gibi konuşmaya başladım. Her neyse, bence şimdilik olayları... akışına bırakmak en iyisi.”

“...Anlıyorum.” Leah düşünceli bir şekilde soğumuş çayıyla oynadı. “Sana sormam gereken bir şey var.”

Haban’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Ziyaret etmek istediğim bir yer var. Bu gece bana eşlik edip edemeyeceğini merak ediyordum.”


Sarayına döndükten sonra Leah gecenin derinleşmesini bekledi. Beklerken dolabından bir pelerin çıkarıp üzerine geçirdi. Bir süre sonra camın tıklandığını duydu, balkon kapılarını açıp dışarı çıktı. Haban balkonun parmaklıklarına çömelmişti.

Leah’yı kucağına alan Haban saraydan ayrıldı ve kısa süre sonra kendilerini şehrin arka sokaklarından birinde, yakındaki gece pazarının gürültüsünü dinlerken buldular. Sokak pazarın ışıklarından uzaktaydı, bu yüzden oldukça karanlıktı.

Hafızasındaki o anıya göre, burası Tomarileri gördüğü sokaktı. Burayı sadece hayal meyal tarif edebilmesine ve nerede olduğuna dair hiçbir fikri olmamasına rağmen, Haban tam olarak neden bahsettiğini anlamıştı.

Yavaşça sokağa göz gezdirdi. Geçmişte birinin arkasına saklanıyordu. Buraya bizzat gelirse daha fazla şey hatırlayacağını ummuştu ama zihninde hiçbir şey belirmedi.

Yine de hayal kırıklığına uğramadı. Bu dejavu hissini yaşadığı tüm yerleri ziyaret etmeyi planlıyordu. Bir sonraki durağı, Ishakan’ın onu beslediği o eski han olacaktı.

“..?”

Bir an için Leah, uzakta yürüyen birini görünce gözlerinden şüphe etti. Yüzünü seçemiyordu ama sadece siluetinden bile onu tanımıştı.

Bu Byun Gyeongbaek’ti. Hızla etrafına bakındı ve sonra başka bir sokağa daldı. Hiçbir muhafızı olmadan böyle ıssız bir yerde ne işi vardı? Belki de onu takip etmelilerdi.

“Başka bir yere gitsek mi..?” diye önerdi Haban temkinli bir sesle.

Huzursuzdu ve sanki bir şeyler biliyor gibiydi. Haban yerinde kıpırdanıp rahatsızlığını belli edene kadar Leah ona dik dik baktı. Tam ne bildiğini soracakken, Byun Gyeongbaek aniden çığlık atarak sokaktan geri fırladı.

“Ahh!!!!”

Bir an sonra, can havliyle kaçan kana bulanmış Tomariler onu takip etti. Ama uzağa gidemediler. Karanlıktan aniden figürler belirdi ve Tomarilerin üzerine atıldıklarında, Haban Leah’yı yakalayıp yakındaki bir sokağın duvarının arkasına itti, aceleyle gözlerini kapattı.

Yine de kemiklerin kırılma sesini duyabiliyordu. Korkunç çığlıklar işitiyordu. Kan kokusu geliyordu. Sesler kesildiğinde Leah, Haban’ın elini yüzünden itti ve köşeden gizlice baktı.

Cesetlerin arasında duranlar Kurkanlardı. İlk dikkatini çeken buydu. Sonra karanlıktan çıkan, ellerinden kan damlayarak Byun Gyeongbaek’e yaklaşan bir adam gördü. O soğuk altın rengi gözler dehşet vericiydi. Ona zarar verme niyeti olmadığını bilmesine rağmen, sadece ona bakmak bile Leah’yı ürpertiyordu.

Kanlar içindeki Byun Gyeongbaek hayatı için yalvarıyordu.

“Lütfen, sadece... sadece... yaşamama... izin ver...”

Ishakan diğer adamı inceleyerek bir an sessizce purosunu içti. Bir duman bulutu üfledi.

“Neden Tomarilere gidiyordun?” Başını yana eğdi. “Bunu yakında ölmek istediğin için yapmadın mı?”

“Ah, hayır... hayır, Ishakan...” Byun Gyeongbaek kekeledi ve sonra aniden bağırdı. “Gerçekten herhangi bir büyü altında olup olmadığımı kontrol etmem gerekiyordu!”

Yorumlar