Cry, Even Better If You Beg - 60. Bölüm (Türkçe Novel)

Leyla, Matthias’ın tutuşunda debelenmeye, elinden geldiğince kıvranmaya devam etti. Aniden tüm vücudunun bir kez daha sarsıldığını hissetti ve hemen ardından dük tarafından hoyratça üzerinden atıldı.
Sırtı o tanıdık yumuşak yatağa çarptığında, adamın onu nereye getirdiğini ve onunla ne yapmayı planladığını ancak idrak edebildi. Çılgınca etrafına bakındı ve yataktan kalkmak için hamle yaptı.
"H-hayır! Git buradan! Hayır!" Vücudundaki acıyı bir anlığına unutan Leyla histerik bir şekilde çığlık attı. Daha bu sabah özenle serilen beyaz çarşaflar ağırlığı altında buruşmaya başladı, çırpınışları saniyeler içinde yatağı darmadağın etmişti.
"Kıpırdama." diye sertçe emretti Matthias. Leyla'nın savrulan bileklerinden birini hemen yakaladı ve onu sabitlenmeye zorladı...
"Ah!"
Unuttuğu acı tüm şiddetiyle geri döndü; can havliyle haykırırken gözlerinden yaşlar boşaldı. Matthias kaşlarını çattı ve tutuşunu anında gevşetti.
(Çevirmen Notu: Bak hele ya kızın canının yanmasına asla kıyamaz. Resmen kıza tec.v.z edecek ne biçim bir hikaye bu.)
Serbest kaldığı anda Leyla, gövdesini adamdan o kadar uzağa büktü ki neredeyse yataktan düşüyordu. Neyse ki Matthias’ın refleksleri hızlıydı ve tepetaklak olmasını engellemeyi başardı, bu seferki tutuşu az öncekiyle kıyaslanamayacak kadar nazikti. Ancak adamın tenine tekrar değmesi, Leyla'nın panik içinde daha fazla debelenmesine yetti.
"Bırak! Bırak beni!" diye feryat etti ama Matthias bu sefer üzerine çok fazla baskı uygulamamaya dikkat ederek onu kararlılıkla tuttu. Leyla çırpınmaya devam edince dük derin bir nefes aldı.
"Böyle pervasızca hareket ederken seni bırakırsam sadece kendine daha fazla zarar verirsin." diye açıklamaya çalıştı ama Leyla onu dinlemiyor, sadece ondan kurtulmak için çırpınmaya devam ediyordu.
"Hayır! Hayır! Hayır!" Onu sürekli itiyordu. O itiraz ettikçe Matthias'ın sinirleri daha çok bozuluyordu. Yüksek sesle söylemeyecekti ama az önce kızı azarlarken ve sertçe yakalarken öfkesini yanlış yere boşalttığını kendi kendine itiraf edebilirdi.
O öfke aslında kuzeni Riette von Lindman içindi. Ve o bir anlık öfke patlamasını kızdan çıkarmıştı. Ancak şimdi, Leyla'nın hırpalanmış bedeni için sadece endişe duyuyordu.
Matthias, Leyla'nın bir araba kazasına karıştığını, hatta kazanın kurbanı olduğunu Bill amcasından saklayacağını çok iyi biliyordu; bu yüzden önceden hazırlık yapmış, müştemilattaki odasına bazı ilaçlar tıkıştırmıştı. Onları ta malikaneden buraya kadar getirmişti.
En başından beri onu buraya getirmeyi planlamış, değerli kuşunun bacağına bağladığı o kısa notla onu içeri çekmişti. Matthias, yatağın kenarına doğru kendini sürükleyişini izlerken ne kadar düşüncesizce davrandığını hatırlayıp kendi kendine acı acı gülmeden edemedi.
Leyla yataktan fırlayıp odadan çıkmak üzereyken, Matthias yolunu kesti ve onu nazikçe yatağa geri yatırdı, kız şaşkınlıkla soluk soluğa kaldı. Sonunda başını kaldırıp ona bakarak yalvarmaya başladı...
"Dük, böyle olmayın, lütfen." diye yakardı. Tekrar kaçmaya çalışırken aceleyle ondan uzaklaştı ama Matthias çevikçe üzerine çıktı, beline binerek onu sabitledi. Her iki bileğini de nazikçe kavradı ve kızı aşağıda tutarken kollarını başının üzerinde sabitledi.
Leyla altında zayıfça mücadele etti; nafile kıvranışlarının ardından, üzerine çöken korkunç çaresizlik dalgasıyla vücudu hıçkırıklarla sarsıldı. "D-dur, lütfen." diye yalvardı, iri gözyaşları yüzünden aşağı süzülürken "Lütfen, sana yalvarıyorum dur! Acıyor, çok acıyor..." diye fısıldadı.
Hem korkudan hem de tepesinde beliren Dük yüzünden felç olmuş gibiydi. Yatakta kendini zorladıkça vücudundaki ağrı derman için çığlık atıyordu.
"Dük lütfen." diye fısıldadı Leyla yalvararak, "Çok acıyor." Burnunu çekti, adamın altında usulca ağlıyordu. Yeni yaşlar oluştukça Dük’ün yüzü bulanıklaşmaya başladı ama o, dükün dikkatli bakışlarıyla kararlılıkla göz göze geldi.
"Sana dokundu mu?" diye sordu Matthias, "Riette sana herhangi bir şekilde dokundu mu?" Gözlerini yavaşça kızın yüzünden karnının aşağısına kadar gezdirirken fısıldadı.
Matthias başını yana eğdi, gözleri onunkilerle tekrar buluşurken dürüstçe cevap vermesi için onu nazikçe teşvik etti. Bu hareketiyle saçları yana kaydı ve üzerindeki o yoğun bakışlarını tamamen ortaya çıkardı.
Hıçkırıkları devam etse de Leyla hemen reddederek başını salladı. Marki Lindman’ın ona yaptıklarından nefret ediyordu ama Matthias’ın bunu öğrenmiş olmasından daha çok nefret ediyordu. Bilmesine gerek yoktu.
"H-hayır." diye açıklamaya başladı. "Sadece beni laflarıyla o kadar kötü taciz etti ki çok korktum, bu yüzden bir an önce kaçıp gitmekten başka bir şey yapamadım."
Matthias, kız kekeleyerek açıklamasını yaparken onu can kulağıyla dinledi. Vücudundaki titreme; birkaç tur ağlama, durma ve tekrar ağlamanın ardından nihayet yavaşladı ve kız yorgunluktan bitap düşerek sakinleşti.
Gözyaşlarının bıraktığı izlerle yanakları parlıyordu. Matthias, kollarını tutan parmaklarını nazikçe ayırdı ve ellerini okşamaya başladı; az önceki sert tutuşun yerini son derece yumuşak ve şefkatli dokunuşlar almıştı.
"Kıpırdama, Leyla." diye mırıldandı usulca. Parmaklarını onunkilere kenetlediğinde Leyla içgüdüsel olarak kaskatı kesildi. "Sakince uzan." dedi gözlerini ondan ayırmadan. "Söz veriyorum acımayacak, en ufak bir sızı bile hissetmeyeceksin." Başını ona doğru biraz daha yaklaştırdı.
Leyla, tepesinde beliren Matthias'ı izlemeye zorladı kendini; gözleri önce yatakta uzanan kendi figürüne, sonra içinde bulundukları odaya kaydı. Ormanın derinliklerindeki bu müştemilatta sadece ikisi vardı.
Zihninde onu itmek ve kaçmak için yapabileceği pek çok senaryo kurmuştu ama artık kaçış olmadığını biliyordu. Bu düşünce onu derin bir ümitsizliğe sürükledi.
"Söz mü?"
Leyla sonunda cılız bir sesle cevap verdi. Şu an oldukça aptalca davranıyordu ama aynı zamanda samimiydi. Boyun eğmekten başka çaresi yoktu. Sonuçta adamın insafına kalmıştı.
Bu savunmasız halinde dükün ona küçük bir merhamet göstermesini umuyordu.
Matthias sorusuna cevap vermeyince Leyla yalvaran gözlerle ona baktı. Adam ona bakmaya devam ettikçe Leyla ürperdi. Matthias’ın gözleri takdirle onu baştan aşağı süzdü, kızın gözü yaşlı yüzünü görünce dudaklarını hafifçe ıslattı.
Sonunda Matthias söz verircesine başını salladı, Leyla adamın altında gevşeyerek derin bir rahatlama nefesi verdi. Dük onun üzerinden çekildi, elini ceketinin cebine daldırarak Leyla'ya yetişme telaşıyla oraya dikkatsizce tıkıştırdığı mendili çıkardı.
Elleri serbest kalmasına rağmen Leyla yerinde sabit kaldı; dükün ellerini izliyor, onunla ilgileneceğine dair verdiği söze inanıyordu. Mendili alnına yaklaştırmasını ve şakaklarındaki teri yavaşça silmeye başlamasını izledi.
Matthias yüzünü nazikçe silmeye devam etti; Leyla içgüdüsel olarak başını çevirmeye çalıştığında dük, gözlerini kendi gözlerinde tutmak için çenesini usulca kavradı. Kızın zümrüt gözleri loş ışıkta parlıyordu. Matthias yüzünü tamamen temizlemeyi bitirdiğinde kızın saçından birkaç serseri lüleyi kulağının arkasına iliştirdi ve tamamen ayağa kalktı.
Leyla, onu öfkelendirmemek için yerinde sabit kalmaya çalışarak her hareketini dikkatle izledi. Matthias yataktan kalktı, kenara ayırdığı bazı eşyaları karıştırdı ve elinde bir ecza kutusuyla geri döndü.
Yatağın kenarına oturdu, kutuyu komodinin üzerine koydu ve sakince ona döndü.
"Yaralarını göster bana." diye emretti nazikçe. Leyla anında dehşetle başını salladı ve az önceki sözlerini geri almaya çalıştı...
"Ah, gerçekten hiç gerek yok! Aslında hiç yaralanmadım bile-"
"Acıdığını söylemiştin." diye sözünü kesti Matthias. "Kullandığın kelimeler şuydu: acıyor... çok acıyor." Onu süzerken gözlerini kısarak hatırlattı.
"Hayır, ben... o sadece..."
Leyla kekeleyerek bir açıklama yapmaya çalıştı, olduğu yerde doğrularak oturduğunda geçerli bir bahane bulamadı. Gözleri adamınkiler hariç her yerde geziniyordu.
Kızın inadından ve ona bakmayı reddetmesinden hafifçe rahatsız olan Matthias, bluzunun kollarını çözmeye başladı; bu hamle kızın dikkatini anında çekti. Kollarını dirseklerine kadar sıvadığında Leyla panikledi ve tekrar direnmeye başladı.
"Sanırım kolların yaralanmamış o zaman?" dedi Matthias kuru bir tonla. Hızla eteğinin ucunu yakalayıp dizlerinin üzerine kadar sıyırdı.
Bu ani hareketle haykıran Leyla hemen adamın ellerini durdurdu. "Sırtım!" diye patladı. "Acıyan yer... sırtım..." dürüstçe devam etti. Matthias ona bakarken ellerini hareket ettirmeyi bıraktı, devam etmesi için sessizce teşvik etti. "Sırtımı biraz incittim, bir de sol omzumu." diye gönülsüzce itiraf etti.
Dük dudaklarını büzdü, doğru söyleyip söylemediğini anlamak için ona son bir kez bakarak geri çekildi. Parmak uçları ritmik bir şekilde ilaç kutusunun kapağına vuruyordu; bu sessizlikte Leyla yerinde rahatsızca kıpırdandı, ta ki tıkırtılar kesilene kadar.
"O zaman görmek istiyorum." diye talep etti Matthias. "Çıkar üzerindekini."
Leyla’nın gözleri dehşetle ona çevrildi, başını bir kez daha reddederek sallarken bu adamın yanında tek bir giysi katmanından bile kurtulmaya niyeti yoktu. Ancak Matthias hayır cevabını kabul edecek biri değildi. Gözlerini kısarak ona baktı ve dişlerinin arasından alçak sesle homurdandı.
"Eğer bakmama izin vermezsen, senin için doktor çağırmaktan bir an bile çekinmem!" diye tısladı ve elindeki ecza kutusuyla birlikte ayağa kalktı. "Ve unutma ki herhangi bir doktoru değil, Doktor Etman’ı çağırırım!" diye tehdit etti onu.
Leyla’nın bu düşünceyle nefesi kesildi. Bir kez daha başını sallayarak yapmaması için ona yalvardı. Schulter Nehri’nde boğulmayı, Kyle’ın babasına böyle tavizkar bir vaziyette yakalanmaya tercih ederdi! Dük’ün yatağında uzanırken resmen skandal bir görüntü sergiliyordu!
"O zaman seçimini yap Leyla." Matthias ona bir ültimatom verdi. "Ya soyunup yaralarını bizzat kontrol etmeme izin verirsin ya da Doktor Etman’ı çağırtırım."
*.·:·.✧.·:·.*
Matthias onu düşünceleriyle baş başa bırakalı epey bir zaman olmuştu, odadaki sessizlik ağırlaşmıştı. Leyla'nın vücudu, debelenirken ve kaçmaya çalışırken sarf ettiği çaba yüzünden hâlâ sızlıyordu.
Matthias onun son kararını sabırla bekledi. Yakındaki sandalyeye yaslanmış, gözlerini kızın figüründe aşağı yukarı gezdirmeye devam ediyordu.
Yatağındaki darmadağın halini, birbirine karışmış saçlarını ve ağlamaktan şişmiş kırmızı gözlerini izlerken derin bir iç çekti. Loş ışığın altında; şüphe ve korkuyla sarmalanmış ama içine bir tutam ümit ve ona duyduğu mecburiyetten doğan o zayıf güven serpiştirilmiş bu halinde şehvetli bir yan vardı.
"Söz mü... Gerçekten söz veriyor musunuz?"
Leyla sonunda sessizliği bozarak sordu. Kaderine razı gelirken gözlerini sıkıca yumdu. Zaten onunla pazarlık etmeye çalışmasının bir önemi yoktu. Sözler, hayata geçirilmedikçe sadece havada asılı kalan kelimelerden ibaretti.
Artık Matthias'ın istediğini elde etmek için her şeyi yapabileceğini çok iyi biliyordu. Tıpkı daha önce yaptığı gibi. Aralarındaki koşullar değişmemişti. Hâlâ onunla karşılaşmaya mahkumdu, onun varlığında acı çekmeye yazgılıydı.
Direnmeye devam ederse işleri sadece kendisi için daha da karmaşıklaştıracaktı. Cevabını almıştı. Kararını vermişti. Ama bu, karşısında kendini tamamen işe yaramaz hissederken yüzünden aşağı süzülen taze yaşları durdurmaya yetmedi.
Gözyaşları aktı, o ağladıkça bluzu ıslandı; Matthias ise onu izlemeye devam ediyordu.
'Beni ağlarken gördüğü için yine ne kadar mutlu olmalı.' diye düşündü Leyla perişan bir halde. Hıçkırıklarını bastırdı, yutkunarak yüzünü ondan öteye çevirdi; bu, onu soyması için verdiği sessiz bir izindi.
Kıyafetlerinin hışırtısını ve yatağın çöküşünü hissetti. Nasırlı eller omuzlarına çıktı, bluzunun arkasındaki düğmelere doğru ilerlerken sırtını nazikçe okşadı. Parmakları düğmeleri birer birer maharetle çözerken, bluzunun yavaş yavaş gevşediğini hissetti...
Başı öne eğik halde hıçkırarak ağlarken, tüm düğmeler açıldıktan sonra bluzunu çıkarmasına yardım etti. Dük’ün yüzüne bakmayı reddederek, en azından gururundan geriye kalan küçücük bir parçayı korumak istiyordu.
Kumaş teninden aşağı kaydı ve altındaki yumuşak, pürüzsüz teni ortaya çıkardı. Sadece bir saniye geçmişti ama Matthias için zaman sanki yavaşlamış gibiydi; kızın teni her santiminde onu kışkırtıyor, dokunması için onu zorluyordu. Boynunun ince kıvrımından, minyon omuzlarına kadar...
Gözleri daha aşağılara indip sırtının mükemmel kavisini takip etti ancak o güzel ten kırmızı morluklarla lekeliydi. Sanki dükün en ufak bir dokunuşu kızı önünde diz çöktürecekmiş gibi duruyordu.
Matthias, kızın sırtındaki şişlikler karşısında kendini büyülenmiş buldu. Sol kürek kemiğinden beline kadar her yer morluklar içindeydi. Neden o kadar acıyla inlediği şimdi belli oluyordu.
Ondan kaçmak için bisikletini sürerken, sanki hiçbir şeyi yokmuş gibi yaralarını görmezden gelmesindeki bu dirence hayran kalmıştı. Gerçi o sırada kuyruğunu kıstırmış bir köpek gibi kaçarken bir yandan da çok zavallı görünüyordu.
'Eğer görmezden gelseydim, bu morlukları saklayacak ve tek başına acı çekecektin.' diye düşündü Matthias, içinde öfkeye benzer bir duygu yükseldi. Bunu bastırmayı seçerek hareket etti, morluklara hafifçe dokundu...
Leyla acıyla haykırdı, bu halinden utanmasına rağmen sanki korumasız tarafını kalkanlamak istercesine vücudunu bükerek ondan kaçtı. Matthias düşünceli bir şekilde mırıldandı, yüzünde bir hoşnutsuzluk belirdi. Hafif bir dokunuş bile bu kadar acı veriyorsa onu tedavi etmek zor olacaktı.
"Acı artarsa bana söyle."
Matthias ellerini hareket ettirip yaraların boyutunu anlamak için morlukların etrafındaki bölgelere dokunurken yumuşakça mırıldandı. Kız parmak uçlarının altında her gerildiğinde ya da hafifçe inlediğinde, dük baskısını azaltıyor ve kız tekrar gevşeyince bir sonraki bölgeye geçiyordu.
Leyla’nın kollarını ve omuzlarını hâlâ hareket ettirebiliyor olması bir şanstı. Kaburgalar ve omurga da iyi görünüyordu. Bir arabanın çarptığı düşünüldüğünde, genel durumu iyiydi. Matthias rahatladığını hissedince alnındaki çizgiler kayboldu ve hızla tedaviye devam etti.
Biraz rahatlatıcı merhem sürdü, ardından sessizlik içinde morarmış omzunu sargıyla sardı. Leyla, aralarındaki gerginlikten dolayı vücudu titrerken, başı hâlâ öne eğik halde hareketsiz oturuyordu.
Matthias, morlukları güvenli ama şefkatli bir şekilde sararken kızın yaralanmamış tarafına rahatlatıcı daireler çiziyordu. Haklıydı; teni dokunulmayacak kadar pürüzsüz, parmaklarının altında çok yumuşaktı.
Ona daha fazla dokunmak istiyordu. Gerçekten de çok narin bir kadındı, çok küçük ve çok savunmasız.
"Leyla."
Matthias usulca fısıldadı. Leyla, bu fısıltıya bu kadar çabuk tepki verip başını kaldırdığı için kendine kızdı. Şöminenin üzerindeki rafa asılı, işlemeli altın çerçeveli büyük bir ayna vardı. Aynada kendi yansımasını gördü.
Orada kendi bakışlarıyla buluştu, gözlerindeki utanç ve çaresizlik gün gibi ortadaydı.
Sonra bakışları aynada Matthias’ınkilerle kesişti, onun masmavi gözlerinin kendisine baktığını gördü. İçini garip bir his kapladı, hissettiği dehşete rağmen gözlerini kaçıramayarak olduğu yere kilitlendi.
'Neden?..'
Aynadan ona bakarken kendi kendine sordu, bu soruyu gözleriyle sormaya çalıştı...
Öyle masum... öyle açık bir şekilde, tüm bunların neden olduğuna dair bir açıklama bekler gibi ona bakıyordu.
'Ah...'
Matthias zihninde kuru bir kahkaha attı, gözlerini ondan ayırıp artık sargılı olan omzuna baktı. Çok sıcaklamıştı, nefesi kontrollüydü ama kurumuş dudaklarını ıslatmakta zorlanırken çok sertleşmişti.
Gözleri tekrar Leyla’ya döndü, ilk geri adım atanın kendisi olduğunu fark etti. Leyla’yı tanıdığı bunca yıl boyunca, onun karşısında bir kez bile geri adım atmamıştı.
'Lanet olsun.'
Beceriksizliği yüzünden kendine küfretti. Sanki büyülenmiş gibi hissediyordu, vücudunun nasıl daha da ısındığını ve ağzından sıcak soluklar çıktığını bir tek kendisi duyabiliyordu.
Bir iç çekişin daha dudaklarından dökülmesine izin vermeden, Matthias öne doğru eğildi ve içindeki o yabancı duyguyu görmezden gelmek, yaralı kızı teselli etmek için zayıf bir girişimle Leyla’nın omzuna hafif bir öpücük kondurdu. Kendisi gibi davranmıyordu ama bunu zerre kadar umursamadığını fark etti.
"Her şey yolunda." Matthias, Leyla vücudunu ondan uzaklaştırmaya çalışırken kulağına şefkatle fısıldadı. Sesi boğuk bir tona büründü, bu da Leyla'nın omurgasından aşağı garip bir hissin yayılmasına neden oldu.
Genç kız daha fazla aynaya bakamayarak bakışlarını tekrar hızla kaçırdı.
Gördüğü son manzara zihnine kazınmıştı. Adamın o güçlü, heybetli figürü, kendi savunmasız formunun arkasında belirmişti; nasırlı elleri çıplak belini sarmıştı. Eli usulca üzerinden itmeye çalıştı ama başarılı olamadı.
Matthias, omzunun genişliği boyunca yumuşak öpücükler kondurmaya devam etti, sonra bir eliyle kızın elini kavrayıp parmaklarını birbirine kenetledi.
Leyla’nın vücudundaki acı dinmeye başlarken, yerini karnının derinliklerinde toplanan yabancı bir hisse bıraktı.
Leyla, Dük’ün ılık nefesinin tenini yaladığını daha net hissederek gözlerini sımsıkı yumdu.
Dudaklarının dokunuşu ve morlukları boyunca şefkatli dokunuşlarını sürdürürken bıraktığı izler, bir tüy kadar hafifti.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder