Cry, Even Better If You Beg - 5. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Dük Fikrini Değiştirdi ✧
Kyle Etman, Gillis Kadın Akademisi'nin ana kapısının önünde dururken okulun sokak lambalarından farksızdı.
Birini bekleyen genç adama etkileyici bakışlar fırlatan kız öğrenciler böyle düşünüyordu.
Kyle, kapıya doğru bakarken muzipçe sırıttı. Uzaktan bisikletini sürükleyerek gelen genç bir hanım gördü.
Hanımefendinin zarif ve vakur yürüyüşü, onu tanımasına yardımcı olmuştu. Ancak Kyle'ın kızı fark etmesini sağlayan sadece yürüyüş tarzı değildi; aynı zamanda her zaman zengin ifadelerle dolu olan yüzü ve nazik, narin vücut hareketleriydi. Kyle onun tüm varlığına derinden değer veriyordu.
Yazın, salkım söğüt ağacının gölgesi altındaki karşılaşmalarından sonra, onun gibi başka bir kız olmadığını anlamıştı.
"Leyla!"
Birisinin adını yüksek sesle seslendiğini duyan Leyla, adımlarını durdurdu ve kendisine yaklaşan çocuğa doğru gözlerini kıstı.
Kyle o anlardan büyük keyif alıyordu. Onun kim olduğunu anladığında adımlarının hızlandığı o andan. Yanına gelip ona tatlı bir gülümseme sunduğu o andan.
"Neden yine buraya geldin? Benimle kulübede buluşman senin için daha kolay olurdu."
"Şey, zaten bolca vaktim vardı."
Doğruyu söylemek gerekirse bu bir yalandı. Okuldan onunla beraber dönmek için tenis kulübü arkadaşlarını geride bırakmıştı.
~Yarının sorunları yarın çözülmeli. Her şey bir şekilde hallolur.~
Bu yüzden Kyle hiç endişelenmiyordu. Ertesi gün üst sınıflar ellerinde raketlerle onu bekliyor olsalar bile.
*.·:·.✧.·:·.*
Kalabalık bir sokakta Kyle ve Leyla yan yana yürüdüler. Alışveriş bölgesine vardıklarında biraz dondurma aldılar, ardından tozlu bir kitapçının önünde durdular.
Leyla her zaman gülüyordu. Kyle Etman, Bill amca bir yana Leyla'nın ne kadar sık güldüğünü ve gülümsemesinin ne kadar parlak olduğunu bu dünyada bilen tek kişinin kendisi olduğuna inanıyordu.
Arvis bölgesi yoluna girdiklerinde rüzgar daha da soğudu.
Konuşmaları son okul sınavına döndüğünde, Leyla'nın gözleri kısıldı. Geometri konusu açıldığında ise gözlerinde bir anlık umutsuzluk belirdi.
Kyle, kızın yüz ifadelerindeki ince değişimleri dikkatlice izledi.
Henüz değil.
Dudaklarından dökülmek üzere olan, kalbini hoplatan sözleri yutkunarak bastırdı. Kyle, düşüncesizce yaptığı itirafın arkadaşlıklarını garip bir hale getirmesini istemiyordu.
Sonra, zaten onunla evlenmeyi planlıyorken ona çıkma teklif etmenin gerekli olup olmadığını merak etti.
'Leyla Etman. Kulağa hoş geliyor.'
"Neden gülüyorsun?" diye sordu Leyla kaşlarını çatarak.
Kendi kendine kıkırdayan Kyle'a şaşkınlıkla bakana kadar düşük geometri notları hakkında sızlanıyordu.
"Ha... Oh! Dük Herhardt'ın geri döneceğini duydum?" Kyle aniden sohbetin konusunu başka bir şeye çevirdi. "Uzun zaman oldu. Ne zaman dönüyor?"
"Bilmiyorum."
"Herkes Dük Herhardt'ın dönüşü hakkında konuşuyor ama sen pek umursuyor gibi görünmüyorsun."
Leyla bisikletinin gidonlarını daha sıkı kavradı. O ve Dük Herhardt, son birkaç yıldır hiçbir temas kurmamışlardı. Sadece ormanda karşılaştıklarında ya da Claudine onu malikaneye çağırdığında selamlaşırlardı.
Sadece Dük'ün yanından geçmek bile onu geriyordu, bu yüzden Leyla ne pahasına olursa olsun ondan uzak durmaya çalışıyordu. Açıkçası, onu görmek istemiyordu.
O yaz akşamı, Dük Herhardt yuvarlanan altın sikkesini ayağıyla durdurduğundan beri onu bir daha görmeyi hiç istememişti. Claudine onu davet edip sonra terk etmişti ama Leyla Lewellin'e o tuhaf, renkli dünyada ne kadar değersiz olduğunu asıl hissettiren Dük olmuştu.
Bu karşılaşma, Lovita'da gördüğü kötü muameleden farklı bir yara bırakmıştı. Umutsuzca silmeye çalıştığı bir hatıraydı bu ancak Dük ile ne zaman yüz yüze gelse, o korkunç günü ona hep hatırlatıyordu.
Leyla ondan nefret ediyordu. Dük’ün görünüşü, bu güzel mülkte kendisinin ne kadar anlamsız olduğunu ona her zaman anımsatıyordu. Siyah bir araba yanından geçerken, Leyla düzensizleşen nefesini kontrol etmeye çalıştı.
*.·:·.✧.·:·.*
Dük’ün büyükannesi Düşes Norma asla arabaya binmezdi. Bu yüzden Leyla, bir sosyal toplantıdan dönen kişinin Düşes Elysse olduğunu düşündü.
“Dük döndüğüne göre Arvis bir süre meşgul olacak demektir.”
“Evet.”
“Ah evet, Leyla. Ben de subaylık kariyeri yapmayı denemeli miyim?” Kyle, yüzü Leyla’ya dönük bir şekilde geri geri yürümeye başladı. “Dük Herhardt gibi ben de madalya almak isterdim. Kaptan Etman, herhangi bir düşmanı tek atışta indirebilen dahi bir keskin nişancı.” Hayali bir silahla ateş ediyormuş gibi yaptı ve yaramaz bir çocuk gibi sırıttı.
“Tanrım, kendine bir bak Bay Etman. Sen bir tavuğu bile öldüremezsin.”
Leyla bir tebessümle öne doğru yürüdü. Kyle, gururu incinmiş olsa da ona karşı bir cevap veremedi.
Geçen yıl, kulübedeki yemeklerinin bedelini yardım ederek ödeyeceği konusunda cesurca ısrar etmişti. Bill amca da ona akşam yemeği için bir tavuk yakalamasını söylemişti ancak Kyle kümesin içine girdiğinde tek bir tüy bile koparamamıştı.
O günden sonra Kyle Etman, "obur otobur" gibi pek de hoş olmayan bir lakap kazanmıştı.
“Kyle Etman, tatlı arkadaşım. Seni bu yüzden seviyorum.”
Kyle’ın bozulan yüzü, Leyla’yı gülümsetti.
“Umarım ellerini başkalarını öldürmek yerine onları kurtarmak için kullanırsın.”
“Şey... Tabii ki. Doktor olmayı planlıyorum zaten.” Kyle, elini garip bir tavırla yanağına koydu. “O zaman askeri doktor mu olmalıyım? Askeri doktorlar da ödül alır, değil mi?”
“Tonlarca insanı kurtarırsan sana da bir tane vermezler mi? Bu, cinayetten çok daha büyük bir başarı.”
“Gerçekten mi?”
Sohbetleri sırasında ikili sonunda yol ayrımına geldi. Etman’ın evi sol şeridin sonundaydı.
Aniden Kyle, bir şeyi fark ederek kaşlarını çattı. “Ah! Sana ödünç vereceğime söz verdiğim geometri notlarını getirmeyi unuttum.”
“O zaman sonra akşam yemeğine gel. Notlarını da yanında getirdiğinden emin ol.”
“Hey, beni mi bekleyeceksin yoksa notları mı?”
“Notları.”
Leyla cesurca yanıt verip muzipçe bir kahkaha patlatınca, Kyle evine doğru koşturmaya başladı.
“Kyle, acele etmene gerek yok! Akşam yemeğini hazırlamak vakit alır!” diye arkasından yüksek sesle bağırdı Leyla.
“Zahmet etme! Notlarımı alır almaz doğruca sizin eve geliyorum!” Ancak Kyle’ın cevabı çok daha coşkuluydu.
Leyla onun bu inadına sadece başını salladı ve Arvis malikanesine çıkan çınar yoluna doğru bisikletini sürmeye başladı.
*.·:·.✧.·:·.*
Siyah araba malikanenin giriş yolunda tam olarak durduğunda uşak ve şoför, efendilerinin bu ani dönüşüyle irkildiler.
Dük Herhardt’ın gelişi beklenmedikti.
Arvis’in hizmetçileri onun erken gelişine hazırlık yapmak için çaresizce oradan oraya koşturuyorlardı. Sonuç olarak, Dük’ün soylularla olan tüm planlı sosyal görüşmeleri öne çekilmişti.
Uşak Hessen, kurumuş ağzıyla gerginlikten yutkundu.
"Efendim, henüz..." "Yürüyüşe çıkmak istiyorum." Matthias, sakin sesiyle uşağın sözünü kesti. Şoför tereddütle koltuğundan kalktı ve arka koltuk kapısını açtı.
"Gerek yok." Kendisini takip etmek üzere olan Hessen’e doğru hafifçe başını salladı. "Sizinle malikanede görüşürüz." diyen Matthias arkasını dönerken gülümsedi.
Emri üzerine Hessen arabaya döndü, şoför ise hızla koltuğuna yerleşti. Onlar uzaklaştıktan sonra yol yeniden sessizliğe büründü.
Matthias, bir elinde subay şapkasını tutarak ağaç gölgeleri altında ağır ağır yürüdü. Botlarının çıkardığı sesin meltemle dalgalanan yapraklara karışması, eşsiz ama heyecan verici bir melodi oluşturuyordu.
Matthias von Herhardt; bir çocuk, bir öğrenci ve bir subay olarak mükemmeliyetin timsaliydi. Ve şimdi, mükemmel bir kadınla evlenip mükemmel bir baba olmanın eşiğindeydi. Hayatının tüm bu yönleri o kadar kusursuzdu ki, bu durumdan biraz sıkılmaya başlamıştı.
Matthias adımlarının temposunu yavaşlattı. Ağaç yapraklarının arasından sızan parlak ışık hüzmeleri, hafif çekik gözlerinin kenarlarını aydınlatıyordu. Altın kemer tokası ve mavi-gri üniformasını süsleyen parıldayan nişanlar ışığın altında yumuşakça yıkanıyordu.
"Bu yaz nişanlanacaksın."
Matthias, annesinin bu isteğini memnuniyetle dinlemişti. Sadece, doğru zamanda evlenip bir varis dünyaya getirmenin asli görevi olması nedeniyle bunu kabul etmişti.
"Claudine'in, Arvis Düşesi rolü için en uygun aday olduğuna inanıyorum."
Büyükannesinin bu onayını da nezaketle karşılamıştı; tam da Claudine von Brandt’ın saygın bir soya sahip, donanımlı bir gelin adayı olması sebebiyle.
Ancak, bugüne dek hiçbir şey Matthias’ın arzusunu tetiklememişti. Her şey daha o farkına bile varmadan avuçlarının içine bırakıldığı için, arzu onun için kurgusal bir kavram olarak bir kenara ittiği, çok uzak bir duyguydu.
Evliliği de farksızdı.
Matthias mükemmel bir birliktelik arzuluyordu. Evlilik, onun için dünyasını güçlendirecek bir basamaktan başka bir şey değildi. Bu yüzden, evlilik denen bu bağda gereksiz duygularla vakit kaybetmesi için hiçbir sebep yoktu.
Claudine von Brandt’ın kendisi için en adil eş olduğuna inanıyordu. Kız onun için yeterliydi, bu yüzden başka bir şeyi umursamıyor ve bunu yapmak için kendisini yükümlü de hissetmiyordu.
Başını kaldırdığında parçalanan güneş ışığı görüşünü delip geçti.
Bir kızın gizemli bir şekilde belirdiğini hissettiği an, yolun ortasında duraksadı.
Dikkatini, kendisine doğru gelen bisikletli bir kız çekti. Kızın ince, altın sarısı saçları meltemle hafif bir dalga gibi dalgalanıyordu.
Kadın solundan geçerken Matthias yavaşça geriye çekildi.
"Leyla Lewellin?"
Matthias onun ismini hatırlar hatırlamaz, kız kafasını aniden ona doğru çevirdi.
Bakışları çakıştığında, kızın yeşil gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Aahhh!"
Kız dengesini kaybetti ve bisikletinden düştü. Bisiklet kaldırıma çarptığında çığlığı duyuldu.
O yere yığıldıktan uzun süre sonra bile bisikletin tekerlekleri çılgınca dönmeye devam ediyordu. Matthias, yere düşen kıza doğru hızla yürüdü.
Üzerine düşen gölgesinin altında, kız başını kaldırdı.
Hiç şüphe yok ki, o Leyla Lewellin’di.
Kuş meraklısı o küçük kız.
***
“...Ah, özür dilerim, efendim.”
Leyla aceleyle başını eğerek özür diledi ve onun yanından geçip gitmesini bekledi.
Matthias tam ayrılmak üzereyken Leyla’nın kıyafeti dikkatini dağıttı.
Yırtılan çoraplarından kan sızıyor, okul üniforması toza bulanmış görünüyordu.
Dönen bisiklet tekerleği durduğunda ikisinin üzerine bir sessizlik çöktü.
Leyla, ince kaşlarını hafifçe çatarak Matthias’a kaçamak bir bakış fırlattı. Küstah bir ifade sergilemesine rağmen yüzü tuhaf bir şekilde yumuşak bir imaj çiziyordu.
‘Görünüşe göre bu kız da büyümüş.’
Zaman geçtikçe bir çocuğun büyümesi doğal olsa da, görünüşündeki değişim bir şekilde sinirlerini bozmuş gibi hissettirdi.
Leyla Lewellin, Matthias için küçük bir çocuktan başka bir şey değildi.
Ne pahasına olursa olsun ondan uzak durmak için elinden gelen her şeyi yapan o kız... Anlamsız bulduğu o kız.
Ancak şimdi, hatırladığı o anlamsız kızla şu an önünde duran Leyla Lewellin arasında bir bağlantı kuramıyordu.
Pembe yanakları, yumuşak saçları ve rüzgarın taşıdığı tatlı ten kokusu...
Dar, yazlık okul üniformasının altından belli olan vücut hatları artık sıska bir çocuğununkiler gibi değildi.
Leyla ayağa kalkmaya çalışırken Matthias tuhaf bir rahatsızlık hissetti. Kız bir adım geri çekildi ve okul elbisesinin tozunu silkelemeden önce ayakkabı bağcıklarını düzeltti.
Leyla artık bir yetişkin olsa da, boyu hala onun çenesine ulaşamayacak kadar kısaydı.
“Leyla Lewellin.”
Matthias bir anlık dürtüyle adını tekrarladı. Ses tonundaki vurgu Leyla’nın omuzlarının irkilmesine neden oldu.
“Özür dilerim, efendim.”
Leyla onun ayaklarının dibine çömeldi; çantası, kitapları ve notları gibi yere saçılan eşyalarını toplamaya başlarken aynı cümleleri defalarca mırıldandı.
Matthias’ın odağı, toz ve kana bulanmış narin, solgun ellere kaydı. Leyla’nın eşyalarını toplamasını izlerken bakışları kızın hafifçe ittiği bir kaleme takıldı.
Matthias yavaşça öne doğru yürüdü ve mahsusçuktan kalemin üzerine bastı.
Leyla başını kaldırıp baktığında, Matthias’ın ona gözlerinde bir huzursuzlukla baktığını gördü.
“Leyla Lewellin.”
Adını bir kez daha söyledi.
“Seninle konuşuyorum.”
“...Evet, efendim.” diye yanıtladı Leyla, gözlerini sıkıca kapatarak.
Kız, kalemi onun ayakkabısının altından kurtarmaya çalışırken Matthias yerinden kıpırdamadı.
“Sizi dinliyorum.”
Vücudu titremesine rağmen Leyla oldukça kendinden emin bir şekilde konuştu. Canlı bir yaz ormanını andıran yeşil gözleri, öfke ve aşağılanmışlık hissiyle parlıyordu.
Hafızasında, dükün altın sikkesinin üzerine bastığı o an canlandı. O gün de ona tıpkı şu anki gibi aynı ifade ve bakışla tepeden bakmıştı.
Matthias sonunda ayağını kaldırdı ve kısa bir kahkaha attıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi yanından geçti.
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi subay şapkasını taktı ve yolda ağır ağır yürümeye başladı.
Leyla, elindeki kalem titrerken sadece uzaktan Dük Herhardt’ın arkasından bakabildi.
Dük, bir şey söylemeyecekse neden böyle bir şey yaptığını merak etti.
Arvis halkı, mükemmel bir aristokrat olan Dük Herhardt'ın böyle davranacağına inanır mıydı? Tüm birikimi üzerine bahse girerdi ki kimse ona inanmazdı. Herkes onun aklını kaçırdığını düşünürdü.
Leyla bisikletini doğrulttu ve dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Kalemini çantasına koymadan önce iyice sildiğinden emin oldu ve önünde ağır ağır yürüyen dükü takip etmeye başladı.
Leyla, dükün arkasına bakmayacağından emindi. Yine de, soyulan derisi korkunç bir acı içinde olmasına rağmen düzgün yürümeye çalıştı ve topallamamak için bacak kaslarını zorladı.
'O uzun bacaklarını biraz daha hızlı yürümek için kullansa ne iyi olurdu.'
Leyla tam sinirle iç çekmek üzereyken Dük Herhardt aniden ona doğru döndü.
Beklenmedik bir rüzgar dalgası ağaç yapraklarını hışırdatırken yaprakların arasından süzülen güneş ışığı desenleri yolun üzerinde yavaş bir ritimle dans etti.
İrkilen Leyla, bir heykel gibi olduğu yerde kaldı. Fakat Matthias’ın bakışları çoktan onun güzel hatlarına odaklanmıştı.
Gözleri aşağıya doğru süzüldü. Önce uzun, dalgalı saçlarına, sonra o büyülenmiş vücuduna. Düzensizce inip kalkan dik göğsüne ve bisikletin gidonunu kavrayan solgun eline. Narin bileğine ve minik ayaklarına. Ve sonra o çekici gözlerine.
Matthias, Leyla’nın zümrüt rengi gözlerinin içine bakarak uzun bir süre kasvetli bir sessizlik içinde durdu.
O, mülkündeki kulübede ikamet eden bir yetimdi ancak çok önemli bir gerçek her şeyi değiştirmiş gibi görünüyordu.
O küçük kız, zaman geçtikçe büyümüştü. Matthias, bu gerçeği kabul ederken onu fark etti. O artık bir çocuk değildi.
O bir kadındı, Leyla Lewellin.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder