Cry, Even Better If You Beg - 43. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Hangara geri döndükten sonra kıyafetlerini değiştiren Matthias, müştemilattan ayrıldı. Gün batımı zirvesinden aşağı süzülürken gökyüzü kararıyordu. Fakat Leyla hâlâ oradaydı; ağacın tepesinde, onun gelişinden habersiz ağlıyordu.

Matthias ağacın dibinde durdu. Çok geçmeden Leyla başını çevirdi ve tepeden ona baktı. Şaşırmış görünmüyordu, bakışlarını ondan kaçırmaya da çalışmadı. Korku ya da endişeye dair hiçbir işaret de göstermiyordu.

'Neden?'

Matthias sebebini hemen buldu: Leyla aslında ona bakmıyordu. Donuk gözleri uzaklarda bir yerlere, muhtemelen doktorun oğlunun gittiği yöne dalmış gibiydi.

Matthias dudaklarını hafifçe büktüğü sırada, Leyla'nın gözleri yeniden odak kazandı. Yeşil gözleri aniden bir utanç duygusuyla doldu. Omuzlarını içeri çekti, yüzü kaskatı kesildi. Yine bildiği o Leyla Lewellin olmuştu.

Matthias kollarını kavuşturmuş halde, kızın yaşlı gözlerine gelişigüzel bir tavırla baktı. Huzurlu bir akşam geçiriyordu, hiçbir programa bağlı değildi; bu yüzden onun ağlamayı kesmesini beklemek için bolca vakti vardı.

Gitmeye niyeti olmadığını görünce Leyla'nın gözlerinde bir aşağılama parıltısı gördü ama kızın bu keskin kibri onu sadece kıkırdattı.

"Biliyorsun Leyla. O çocuk gelmeyecek."

Matthias, kızın oturduğu ağaca bir adım daha yaklaştı.

"Kyle Etman. Beklediğin o çocuk. Ah! Yoksa artık ona seni terk eden mi demeliyim?"

Dudaklarında bir gülümsemeyle ona baktı. Ses tonu nazik ve sakindi ama sözlerindeki iğneleyici etki zerre kadar azalmamıştı.

Leyla bu sözleri duyunca gözyaşlarına boğuldu. Üstündeki alacakaranlık gökyüzü, yuvalarına dönen kuşlardan arınmış bir halde kendini gösterdi. Yavaşça buğulanan manzara, sıcak gözyaşlarına dönüşüp yanaklarından süzüldü.

Leyla alt dudağını ısırdı ve karanlık çevresini tamamen yutana kadar sessiz kaldı. Sabırla onun gitmesini bekledi ama zalim Dük hâlâ ağacın altında duruyordu. Bunun üzerine Leyla, ağacın onun görüş alanı dışında kalan arka tarafından aşağı inmeye karar verdi. Ağlamaktan başı hafifçe dönüyordu. Neyse ki tökezlemedi ve yere güvenle ayak basabildi.

Ağaca yaslanarak, gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü önlüğüyle sildi. Darmadağın olmuş saçlarını düzeltti ve duruşunu dikleştirdi. Ancak ondan sonra arkasına baktı, Dük hâlâ kulübeye giden yolu kapatıyordu.

Cesaretini toplayan Leyla, ona doğru adım adım yaklaştı. Yüzündeki perişan hali ya da hâlâ kurumamış gözyaşlarını umursamadı. Madem gözyaşlarını gizleyemiyordu, o zaman onları gururla sergilemeyi seçti.

Bu kez, bir daha asla onun oyuncağı olmamaya kararlıydı.

"Saygısızlığım için özür dilerim. İyi günler Dük Hazretleri."

Leyla, iki adım öteden büyük bir nezaketle eğilerek selam verdi. Artık soylulara istedikleri nezaketi göstermek, onun için nefes almak kadar kolay bir hale gelmişti.

"Leyla."

Tam yanından geçmek üzereyken Matthias adını seslendi. Leyla irkildi ama adımları bozulmadı.

"Leyla Lewellin."

Matthias güldü ve ona doğru döndü. Fakat Leyla onu görmezden geldi ve sanki sağır olmuş gibi yoluna devam etti. Sınırı aşan bu kabalık karşısında Matthias’ın kaşları çatıldı. Onu durdurmak üzereydi ki, Leyla aniden yere kapaklandı.

"Ahhh..."

Yere yığılmış kalmıştı, kalkamıyordu. Küçük, çökmüş omuzları ve zayıf sırtı ara ara titriyordu.

Matthias alayla güldü ve yavaşça yanına yaklaştı. Gözyaşlarına rağmen bakışlarındaki cesareti asla kaybetmeyen o dik başlı kız, şimdi kötü bir düşüşün ardından feci şekilde hıçkırıyordu.

Matthias bir dizini kırarak önünde çömeldi ve yere düşen gözlüklerini aldı.

Leyla hâlâ başını kaldırmıyordu.

Ona her zaman eğlence veren bu gözyaşları, bu kez aynı etkiyi yaratmadı. Matthias, kızı Kyle Etman denen o çocuk için ağlarken gördüğünde, bu duygunun adını artık öğrenmişti.

**Nefret...**

Daha önce hiç tatmadığı bir duygu.

"Ağlama."

Matthias kızın çenesini kavradı. Leyla kaçmaya çalıştı ama pençesinden kurtulamadı.

"Bırak beni!"

"Ağlama."

Matthias onun protestolarını görmezden gelerek isteğini tekrarladı. Sadece tek eliyle onu tamamen zapt edebiliyordu.

Leyla ona alaycı bir bakış fırlattı.

"Ağladığımı görmek sizi mutlu etmiyor muydu?"

Kavranışının yarattığı aşağılanmaya katlanırken, gözlerindeki yaşlar daha da yoğunlaştı ve ısındı.

"Benim aldığım zevkle ne zamandan beri ilgilenir oldun?" Matthias, burnunun dibinde çaresizce hıçkıran kıza sırıttı. "Neden? Eğlenmemden hoşlanmıyor musun?"

"Hayır."

Leyla, hıçkırıklarını zapt etmeye çalışarak sıkıca tutulan yüzünü salladı.

"Dük Hazretleri'nin hoşuna gidip gitmemesi beni ilgilendirmez. Gözyaşlarımın sizinle bir ilgisi yok."

"O da ne demek Leyla?" Matthias başını yana eğdi. "Kesinlikle benimle bir ilgisi var."

"..."

"Bu yüzden, ağlama."

Bir kez daha. Matthias’ın nazik bakışları onu bir an daha tutsak etti. Leyla sersemlemişti, sitemle konuştu.

"Ağlamak için de mi sizden izin almam gerekiyor?"

"Belki de?"

"Neden almalıymışım? Buna hakkınız yok."

"Hakkım yok mu..?"

“Sırf Arvis’in sahibi olmanız, bana sahip olduğunuz anlamına gelmez!”

“Öyle mi?”

Matthias’ın yüzündeki kısa süreli çatık kaşlı ifade, yerini heyecan dolu bir parıltıya bıraktı.

“O halde... Şimdi sana sahip olmalı mıyım?”

Gülümsemesi kaybolduğunda, tüm duygular da yüzünü terk etti. Leyla, suyun o rüzgarsız ve durgun yüzeyini anımsatan bu çehre karşısında sindi.

“Böylece senin sahibin olabilirim.”

Matthias, parmağının ucuyla kızın dudaklarını okşadı. Dokunuşu, Leyla’nın o iğrenç geçen son yazına dair anılarını canlandırınca kız dehşetle ürperdi. Kyle’ı kaybetmenin üzüntüsüyle çırpınan yanan kalbi, aniden donmuş gibiydi.

“...H-hayır, i-istemiyorum.”

Leyla tüm gücüyle gövdesini geriye çekti. Onun ayakları dibinde sürünüyor olma düşüncesi ruhunu daraltıyordu. Matthias, oyuncağından sıkılıp onu bir kenara atan bir çocuk gibi kızı serbest bıraktı.

Matthias önce ayağa kalktı ve kendi gölgesinin altında kızın doğrulmaya çalışmasını izledi. Toprak tozu ve gözyaşları Leyla’nın görüntüsünü lekelemişti ama gözlerini asla; o irislerdeki alev henüz sönmemişti.

“Dük Hazretleri, sizi gerçekten anlamıyorum... Zaten bir nişanlınız var ama her zaman böyle açıklanamaz şeyler yapıyorsunuz... Tüm bunlardan nefret ediyorum.”

“Eee, ne olmuş?”

Matthias, kızın gevşemiş gözlükleriyle oynayarak geri sordu.

“Senin kalbinin benimle ne ilgisi var?”

Ses tonunda zerre düşmanlık yoktu.

“Ben sadece sana sahip olmak istiyorum.”

İstiyordu, o halde alırdı. Prensibi bu kadar basitti.

Matthias von Herhardt, Leyla Lewellin’i istiyordu. Onu istiyordu ve ona sahip olacaktı. İnanıyordu ki; bir şey ancak ona ‘sahip olduktan’ sonra bir kenara atılabilirdi. Ve hayatının yeniden kusursuz hale gelmesi için, ona sahip olduktan sonra onu terk etmesi gerekiyordu.

Matthias, gözlükleri Leyla’nın bitkin yüzüne nazikçe taktı.

“Hadi git.”

Elini çektiği anda Leyla dengesini kaybetti ve olduğu yere tekrar düştü. Matthias, nehir kıyısından ayrılıp yürüyüşüne devam etmeden önce bir süre ona tepeden bakmaya devam etti.

Leyla, Matthias gözden kaybolduktan sonra bile uzun süre orada tek başına kaldı.


*.·:·.✧.·:·.*


“Leyla! Leyla! Buraya gel de şuna bak!”

Bill Remmer, kulübeye dönen Leyla’yı heyecanla karşıladı.

Leyla, sundurmada oturan amcasının yanına neşeyle yaklaştı. Böylesine eğreti bir gülüşle amcasını kandıramayacağını biliyordu ama o aptal, ağlamaktan şişmiş yüzünü de ona göstermek istemiyordu.

“Ne oldu amca?”

“Bir telgraf geldi. Senin için.”

“Telgraf mı?”

Bill telgrafı uzattığında Leyla şaşırmıştı. Bu, Arvis malikanesinden çok uzak olmayan kırsal bir okuldaki öğretmenlik pozisyonu için bir bildirim mektubuydu. Gelecek dönemden itibaren, komşu bir şehre gitmek yerine bu okulda çalışabilecekti.

“Bu garip. Carlsbar’da boş yer kalmadığını söylemişlerdi...”

Bu iyi haber kafasını karıştırmıştı. Bill ellerini kaldırdı ve yumuşakça kızın başını okşadı.

“Seni uzağa göndermek bana çok zor geliyordu Leyla, böyle bir şansın kapımızı çalmasına çok sevindim.”

Bill’in rahatlama dolu bakışlarını gören Leyla, kıkırdayarak başını salladı. Yakındaki bir şehirde çalışacak olsa da her hafta sonu sevgili amcasını ziyarete gelebilirdi. Yine de Bill Amca’yı kulübede yalnız bırakacak olmak kalbini her zaman huzursuz ediyordu.

Ama...

Dük’ün çehresi düşüncelerinde belirince Leyla bu mutluluğun tadını tam olarak çıkaramadı. Bill amcadan ayrılmak zorunda kalmadığı için minnettardı ama diğer yandan, Dük ile aynı çatının (Arvis topraklarının) altında yaşamaya devam edecek olmaktan nefret ediyordu.

Ne kadar aptalca bir düşünce.

“Leyla, neyin var?”

Bill endişeli görünüyordu ve Leyla yüzünün asıldığını fark etti.

“Yok bir şey amca, önemli değil.”

Gülümseyen yüzüne parlak ay ışığı vurdu.

“Sadece beklenmedik bir mucize gibi geldi, biraz şok oldum.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Gözleri parladı ve gülümsemesi biraz daha canlandı.

“Amca, acıkmadın mı? Hadi güzel bir akşam yemeği yiyelim.”


*.·:·.✧.·:·.*


Yatak odasında açık pencereyi kısmen kapatan perdeler, gece rüzgarıyla şişip sönüyordu.

Odanın içinde, bir müzik parçasının geçişini çalan piyano tınıları yankılanıyordu. Tuşlara vuran akorlar tatlı bir akışla ilerliyor; son derece zarif ve gösterişli, ancak bir o kadar da hüzünlü duyulan bir senfoni yaratıyordu.

Matthias pencerenin yanındaki koltuğa yaslanmış, elinde ince makas ve bir mendil tutuyordu. Parmağını şıklattığında kanarya süzülerek eline kondu. Kanaryaların da insanlar gibi, sık sık eğitilerek şarkı söyleme yeteneklerini geliştirebileceklerini öğrenmişti.

Piyano sesine eşlik ederek öten kuşla birlikte Matthias'ın dudaklarında bir gülümseme belirdi. Yumuşak tüylerle kaplı küçük gövdesini oynatan kanarya, sanki derin bir inceleme yapıyormuşçasına başını yana eğdi.

Şarkı bittiğinde Matthias, yanında getirdiği mendille kuşu nazikçe sarmaladı.

Bakıcı, kanatlarını kesen kişiden korkacağını bildiği için, tüylerini kırpmadan önce her zaman kuşların gözlerini kapatırdı. Bu işi uzun süre bakıcıya emanet eden Matthias, artık uzayan tüyleri kendi başına kolayca budayabiliyordu.

İlk birkaç denemesinde kanatlarını çok kısa kestiği için kuş kanamıştı. Ciddi bir yaralanma değildi ama altın sarısı kanatların kana bulanmış olması hoş bir görüntü yaratmamıştı. Matthias bundan hoşlanmadığı için artık çok daha tedbirli davranıyordu.

Matthias, kendisine güvenen kuşun kanatlarını ustalıkla açtı ve kavradı. Hangi tüylerin kesileceğine karar verdikten sonra dizindeki makası aldı. Tüyler tel tel kesilen bölgeden etrafa saçıldı. Havada süzülen tüyler, Matthias’ın kusursuzca parlatılmış ayakkabılarının üzerine düştü.

Son kanat tüyünü de kestikten sonra Matthias, kuşun gözlerini koruyan mendili açtı. Kanarya parmağına tünemeden önce birkaç kez kanat çırptı.

Hiçbir şey olmamış gibi yeniden şarkı söylemeye başladı.

Bu, çok güzel bir şarkıydı.

Yorumlar