Cry, Even Better If You Beg - 38. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Doğru tahminler bazen can sıkıcı olabilir. Matthias, bu sabah Leyla Lewellin’in olmadığı gül bahçesine tepeden bakarken bunu aniden fark etti.

Böylesine bir moral bozukluğunun ardından kızın şimdilik kendini gösterip göstermeyeceğinden şüpheleri vardı. Matthias, dün gece ofisinde Hessen’in raporunu dinlediği an bunu tahmin etmişti. Yine de Leyla’nın yokluğuna kendi gözleriyle şahit olmak onda bir miktar huzursuzluk yarattı.

‘Amma da aptal.’

Matthias gülerken ince perdeyi indirdi ve arkasına döndü.

Linda Etman’ın hırsızlık vakası bir aldatmacaydı.

Leyla Lewellin’in kalbini kırmak ve onurunu lekelemek kadının asıl amacıydı. Oğlunu durdurma konusundaki başarısızlığının ardından başka bir plan geliştirmişti, bu kez durdurulması gereken Leyla’ydı.

Matthias keyifle alkışladı ve Bayan Etman’ın bu harika yaklaşımına şapka çıkardı. Rakibini mükemmel bir şekilde köşeye sıkıştırmış ve bıçağını tam hedefe saplamıştı.

Kadının Leyla’ya olan düşmanlığı, ona beklediğinden çok daha fazla eğlence bahşetmişti. Matthias, dün gece Hessen’in raporunu dinlerken dudaklarından dökülen kahkahalara engel olamamıştı.

Sakin hafta sonu sabahı ona özellikle uzun ve sıkıcı geliyordu. Kıyafetlerini değiştirdikten sonra Matthias, kahvesini içerken bir kez daha penceresinden dışarı baktı. Sadece Bill Remmer ve bahçe çalışanları oradaydı, Leyla ise hiçbir yerde görünmüyordu.

Onun gibi acınası biri için duyduğu arzuda çok mu açgözlü davranıyordu?

Matthias, kızın bu hazin durumuyla alay ederek kısa bir sabah yürüyüşüne çıktı. Normalde boş zamanlarında yüzmek için müştemilata uğrardı. Efendilerinin rutinlerine alışkın olan hizmetçiler, onun yaklaştığını gördükleri anda oradan uzaklaşırlardı.

Bugün iyi vakit geçirmek için Leyla’yı ağlarken görmek istiyordu.


(Çevirmen Notu: Bu noveli çok konuşulup sevildiği için çevirmeye karar vermiştim ama cidden baş rol erkeği böyle biri olan novel nasıl sevildi aklım almıyor. Bu psikopatın düzelme ihtimali 0 (sıfır) !)


Rüzgarın tadını çıkararak ilerlerken, Matthias tesadüfen bahçıvanın kulübesine ulaştı. Leyla’nın verandada kitap okumadığı ya da bahçede titizlikle ev işi yapmadığı bu ev çok fazla sessizdi.

Matthias’ın huzursuzluğu biraz daha arttı. Tam o sırada beyaz bir güvercin aniden evin içine doğru uçtu.

Kuş, sanki belirli bir hedefi varmış gibi doğrudan kulübenin arkasındaki pencereye yöneldi. Matthias bir saniye bile tereddüt etmeden kuşun geçtiği yere doğru ilerledi. Kuş, yarı açık pencereye sakince tünedi ve Matthias kuşun bacağına iliştirilmiş bir not olduğunu fark etti.

Pencerenin ardı Leyla’nın odasıydı.

Matthias yaklaşırken güvercin kaçmadı.

‘Posta güvercini mi?’

Matthias kaşlarını çatarak kuşa baktı ve ardından onu nazikçe yakaladı.

İnsan elinde olmasına rağmen güvercin oldukça uysaldı. Matthias kuşun getirdiği nota dikkatle bakarken, pencereden gelen ani bir hıçkırık sesi onu düşüncelerinden kopardı.

Matthias başını kaldırdı ve daha önce boş olduğunu sandığı odada, Leyla’yı yatakta bir ölü gibi yatan ve burnunu çeken bir halde buldu.


*.·:·.✧.·:·.*


Leyla gözlerini açtı ve bir süre bakışlarını tavana dikerek hareketsizce yattı.

Oda göz kamaştırıcı bir ışıkla yıkanıyordu. Pencerenin dışındaki ağaçta öten kuşların sesi, sabahın yaz güneşi gibi net ve canlıydı.

Rüya benzeri duyuları birer birer uyanırken, hastalığı yüzünden unuttuğu acı gerçek yavaş yavaş yeniden canlandı.

‘Ne tuhaf...’

Gözlerinin önündeki gerçeklik netleştikçe Leyla kendini daha rahatlamış hissetti. Nefesini daraltan o yoğun duygu seli, farkında olmadan dökülen soğuk terler ve gözyaşları kılığında eriyip gitmişti.

Yaklaşık iki... Hayır, üç gün geçmişti.

Leyla yatakta ne kadar zaman geçirdiğini saydıktan sonra yavaşça vücudunu doğrulttu ve oturdu. Bir an için başı biraz döndü ama kısa sürede kendini topladı.

Yatak çarşafına baktı ve yıkanması gerektiğini düşündü. Tozlanan pencere pervazları silinmeliydi. Bill Amca'nın daha önce yıkadığı bulaşıklar yeterince temiz değildi, kalan lekelerden kurtulmak için onları tekrar parlatmalıydı ve...

Kısa bir süreliğine Leyla, yapması gereken bunca işi düşünerek donup kaldı ve gözlerini kapattı. Gözlerini tekrar açtığında, bir şeyin her şeyden önce öncelikli olması gerektiğine sakince karar verdi.

Kyle ile buluşmalıydı.


*.·:·.✧.·:·.*


“Henüz böyle dışarı çıkamazsın Leyla. Dinlenmelisin!”

Kyle, dere kenarında oturan Leyla’yı gördüğünde adımlarını hızlandırdı.

Leyla sudaki yansımasına bakıyordu, yüzleşmek için başını yavaşça ona doğru kaldırdı. Yüzü solgundu ve hastalık belirtileri hala görünüyordu.

“Neden buralara kadar geldin?” Kyle aceleyle onun yanına yürüdü. “Seninle evde buluşabilirdim.”

Leyla, dizlerini birleştirmiş bir halde nehir kenarındaki geniş ve düz bir kayanın üzerinde oturuyordu. İnce omuzlarına doğal bir şekilde dökülen dalgalı, ipeksi altın rengi saçları, öğleden sonraki parıldayan güneşin bir parçası gibiydi.

“Sana söylemem gereken bir şey var.”

Leyla, her zamanki gülümsemesi olmadan, ciddi bir ifadeyle ona bakarak konuştu.

“Öyle mi? Bakalım neymiş o önemli şey?”

Kyle, neşeden eser göstermeyen kızın yerine güldü. Leyla tek kelime etmeden ona baktı, bu gülüşe katılmak için burnunu yukarı kaldırdı. En ufak bir kötü his taşımayan Kyle’ın gülümsemesi daha da genişledi.

“Böyle başka yerlerde buluşmak bazen güzel ama sen hala iyileşmedin. Beni endişelendiren bu.”

“Kyle.”

“Her neyse, benim de iletmem gereken bir şey vardı. Burada konuşabildiğimiz için ne kadar şanslıyız.”

“Kyle.”

“Çalınan para için endişelenme Leyla. Yarın babam Ratz’a gidiyor. Okul harcın...”

“Kyle, üniversiteye gitmiyorum.”

Kyle’ın sözleri Leyla tarafından kesildi.

“...Ne?”

Yanında oturan ve nehrin akışını izleyen Kyle başını çevirdi. İkisi bakıştılar. Bir an için hapsolmuş bakışları birbirine kilitlenirken aralarında ağır bir sessizlik yankılandı.

“Üniversiteye gitmiyorum.”

“Neden bahsediyorsun sen? O zorlu sınavı kazandın! Okul harcı konusunu dert etme. Leyla lütfen, böyle inatçı olm-”

“Seninle evlenmeyeceğim de.”

Leyla dizlerini dikleştirdi ve omuzlarından kayan atkısını boynuna yeniden sardı.

“Burada, Bill amca ile kalacağım ve hep hayalini kurduğum hayatı yaşayacağım. Üzgünüm Kyle. Bunu sana en başından söylemeliydim... ama ben... bir an için hırsıma yenik düştüm.”

“Hırs mı?”

“Evet, her ne kadar istemiyormuş gibi davransam da, içten içe üniversiteye gitmeyi ve okumayı çok istiyordum. Bu yüzden bunun mümkün olduğu inancıyla evlenmeye karar verdim. Daha basit bir ifadeyle, seni bu yolda kullanmak istedim.”

“Böyle bir yalana inanacağımı mı sanıyorsun?”

Kyle soğuk bir tavırla alay etti ama Leyla sarsılmış görünmüyordu.

Keşke her şey bir yalan olsaydı.

Titreyen dudaklarına acı bir gülümseme yerleşti. Kısa bir süre için bunun sadece bir sempati veya acıma duygusu olduğuna inanmıştı ama kısa sürede durumun farklı olduğunu anlamıştı.

Kyle Etman, Leyla Lewellin’e romantik bir partner olarak bakıyordu.

Ona bir aşığın kalbiyle evlenme teklif etmişti. O ise onu bir dostun kalbiyle kabul etmişti.

Eğer içten içe hırslı olmadığını söyleseydi, bu koca bir yalan olurdu. Leyla’nın kalbini daha da derinlere gömen tam da bu gerçekti.

“Seni tanıyorum Leyla. Sen öyle biri değilsin.”

Kyle ayağa fırladı, devasa gölgesi kızın üzerine çöktü.

“Beni seviyorsun. Bunu bile anlamayacak kadar aptal biri gibi mi görünüyorum?”

“Seni seviyorum.”

Leyla bunu söyledi, inkar etmedi.

‘Kyle benim sevdiğim biri mi?’

‘Evet, onu seviyorum.’ Leyla bu soruyu cevaplamak için defalarca başını sallayabilirdi. Bin kez sorulsa bile, her seferinde aynı cevapla başını sallamaya razıydı.

“En yakın arkadaşım olarak, bir ağabey olarak ya da bazen bir küçük kardeş olarak. Seni çok seviyorum Kyle.”

Kyle’ın gittikçe sertleşen yüzünü görmesine rağmen Leyla geri adım atmadı.

Zorundaydı.

“Ama bunun senin istediğin türden bir aşk olmadığını biliyorum. Üzgünüm Kyle ama yapamam... Seni o şekilde sevebileceğimi sanmıyorum. Bu tür bir kalple seninle evlenemem.”

“...Umrumda değil.”

Kyle yutkunurken boğazı düğümlendi.

“Ne tür bir aşk olursa olsun, aşk olduğu sürece umurumda değil. Aradığım türden bir aşk olmasa bile sorun değil Leyla.”

“Hayır. Bunu yapmak istemiyorum.”

Leyla yavaşça ayağa kalktı. Bakışları, orman rüzgarının uğultusu arasında birbirine kenetlendi. Rüzgarın etkisiyle yüzeyinde küçük dalgalanmalar oluşan suya bakarken Leyla nefesini tuttu.

Kulübeden pek de uzak olmayan bu ağaçlık dere, küçük Kyle ve Leyla’nın oyun alanıydı. Su korkusuna rağmen, dizlerine ancak ulaşan bu dereye ayaklarını sokabiliyordu. Leyla, Schulter Nehri’nden ziyade burayı ziyaret etmeyi daha çok severdi.

O, bir ağacın gölgesindeki bir kayanın üzerinde kitabını okurdu; Kyle ise derede keşfe çıkar, kerevit veya küçük balıklar yakalardı. Leyla’nın en sevdiği şeyler olan tatlı su midyelerini veya çakıl taşlarını toplardı.

Çok gülerlerdi. Bunlar her zaman eğlenceli ve iç ısıtan anlardı.

Onu sevdiği zamanlar işte böyleydi.

Su dalgalarıyla oynamaktan çok daha görkemli, pırıl pırıl pek çok anısı vardı. Yine de, o aşk zamanı yeri doldurulamazdı; sonsuza dek içinde kalacaktı.

‘Yine de, seni kaybetmek zorundayım.’

“Yapamam. Durmak istiyorum.” Leyla kızaran gözlerini gizlemek için başını eğdi. “Gerçekten üzgünüm Kyle. Sana en başından söylemeliydim.”

“Eğer tek sebebin buysa, bunu ağzına bile alma. Bu dünya aşk olmadan evlenen insanlarla dolu. Yine de beni seviyorsun. Bu yeterli.”

Kyle ona yaklaştı ve omuzlarını elleriyle kavradı.

“Beni kullanıyor musun? Tamam. Beni kullanman da önemli değil.”

“Böyle yapma.”

“Sen olduğun sürece ben iyiyim. Eğer bir yardımım dokunacaksa, beni kullanmaktan çekinme.”

“Kyle!”

“Beni terk etmediğin sürece her şeye razıyım.” Kyle’ın gözleri dolmaya başladı.

Leyla, yaralı kalbini güçlendirmeye çalışarak yumruklarını sıktı.

“Bundan nefret ediyorum. Bunu yapmak istemiyorum.”

“Eğer gerçekten üniversiteye gitmek istiyorsan, beni kullanacak kadar çaresizsen, o zaman gitmeme izin vermemelisin.”

“Kyle... Bir erkek ve bir aşık olarak sevdiğim biriyle evlenmek istiyorum. Seninle evlenip Ratz’a gitme düşüncesi bunu anlamamı sağladı.”

Söylememek için mücadele ettiği en aşağılık sözler sonunda dudaklarından döküldü. Kyle’ın göz bebekleri bu cevap karşısında büyüdü.

“Böyle biriyle evlenmek ve utanç duymadan yaşamak istiyorum. Bu tür bir aşkı hissetme hayalim, seninle üniversiteye gitme hırsımdan daha ağır basıyor.”

“Leyla.”

“Seni kullanmayı ve sonuna kadar her şey yolundaymış gibi davranmayı düşünmüştüm ama sonra bu seçimden hayatımın geri kalanı boyunca utanacakmışım gibi hissettim. Pişman olmaktan korkuyorum. Bir suçluluk fantezisi içinde yaşamaktan mutlu değilim.”

“Leyla Lewellin!”

“Eğer böyle bir seçim yaparsam, seni bir dost ve bir aile ferdi olarak seven zamanımın ve kalbimin lekelenmesinden korkuyorum. En çok bundan nefret ediyorum ve bunun gerçekleşmesinden korkuyorum.”

Yürekten gelen sesi hafifçe titriyordu.

Büyüme vakti geldiğinde, hayal edebileceği en çocukça kararı verdi.

Leyla, onu kaybetme korkusuyla birlikte üniversiteye gitme hayalini büyütüp durmuştu. Fakat sonunda bu evlilik, ona büyük bir pişmanlık kazandıran gerçek bir hataya dönüştü.

Bayan Etman tamamen haklıydı. Kyle’ın teklifini kabul ettiği an, onunla olan ilişkisi geri dönüşü olmayan çizgiyi çoktan aşmıştı.

Bayan Etman’ın ona karşı beslediği kin, katlanabileceği boyutu aşmıştı. Leyla, Kyle’ı sevgili annesinden ayıramazdı; dahası, Bill amcanın incinmesini de istemiyordu.

Tetik çoktan çekilmişti; gerçeği ifşa ederek kazanılabilecek tek şey, herkesin kalbinde açılacak derin bir yaraydı. Leyla, döktüğü onca gözyaşından sonra vücudundaki tüm suyun çekildiğini hissetti; yolun sonunda artık geri dönüş yoktu.

Bu yüzden, tam bu noktada sessizlik içinde arkasını dönmek zorundaydı.

Gururundan kalan son kırıntıyı, Kyle’ın ailesini ve Bill amcanın kalbini kurtarmanın tek yolu buydu.

“Bırak bu hayal benimle kalsın, Kyle.”

Leyla, Kyle’a bakarak fısıldadı.

“Biz... Öyle yapalım.”

‘Öyleyse, o kıymetli ve ışıl ışıl günlere veda edelim ve artık birer yetişkin olalım.’

Leyla, söylemek istediği bu sözleri seslendirmek yerine sessiz bir iç çekti. Hafifçe ısınmış nefesi, kurumuş dudaklarının arasından süzüldü.

‘Ağlama.’

Neyse ki gözlerinden yaşlar fışkırmadı. Yol boyunca öğrendiği o tılsım bir şekilde işe yaramıştı.

“Gitme.”

Öylece duran Kyle, yanından geçip giden Leyla’yı bileğinden yakaladı. Büyük ve sıcak elleri titriyordu.

Cevap gelmedi.

Leyla sıkıca kapattığı gözlerini açtı ve onun elini itti.

Kyle’ın eli kolayca düştü. Bileğindeki tutuşu tüm gücünü kaybetmişti.

Leyla, derenin akışına kaskatı bir halde bakakalan Kyle’ı geride bırakarak, hafif adımlarla oradan uzaklaştı.

Buğulanmış gözleri kırmızı bir tona bürünmüştü ama kulübeye varana dek gözyaşlarını içinde tutmayı başardı.

Yorumlar