Cry, Even Better If You Beg - 37. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Bayan Etman donup kaldı ve Leyla’ya dik dik baktı, ardından sandalyeye yürüyüp oturdu. Duruşunu dikleştirdi ve şapkasını diğer sandalyenin üzerine bıraktı.

Bayan Etman’ın bugün sergilediği farklı tavırlar, Leyla’nın kendini huzursuz hissetmesine neden oldu.

“Muhtemelen karakoldan yeni döndün.” Bayan Etman ilk konuşan oldu. “Soruşturma nasıl gidiyor?”

“Henüz bir ipucu bulamadılar.” dedi Leyla. “Ama henüz bitmiş değil, bu yüzden vazgeçmek istemiyorum.”

“Pekala Leyla. Bunun bilgece bir seçim olduğunu düşünmüyorum.”

“Efendim?”

Leyla şaşkınlık içinde kalırken o sırada sipariş ettiği çay geldi. Garson, fincanı masaya dikkatsizce bırakıp gidene kadar ikisi arasında rahatsız edici bir sessizlik hakim oldu.

“Ne demek istediğinizi sorabilir miyim efendim?”

Sessizliği ilk bozan Leyla oldu.

“Paran bende.”

Bayan Etman bunları en ufak bir suçluluk belirtisi göstermeden dile getirdi, bakışları çay fincanından yükselen buğulu buhara indi.

Leyla’nın yüzünü bir anda büyük bir şaşkınlık kapladı. Az önce net bir şekilde duyduğu kelimeler sanki bir sanrıdan ibaretti.

Bayan Etman bakışlarını Leyla’ya kaldırdı ve bir kez daha kararlılıkla konuştu. “Okul harcını çalan bendim.”

“Hayır, bu olamaz. Sizin gibi biri bunu nasıl yapabilir?”

Kaskatı kesilmiş dudakları gülümsemeye çalıştı. Leyla, Bayan Etman’ın nasıl bu kadar kötü bir şaka yapabildiğini anlayamıyordu. Ancak Bayan Etman’ın gözleri dondurucu bir soğukluktaydı.

“Onu sakladım. Yanlış olduğunu biliyordum ama Kyle ile birlikte üniversiteye gitmene engel olmak istedim.”

“Hayır, bu olamaz...”

“Evet, bu bir hırsızlık; acınası ve zalimce bir hırsızlık. Yine de yaptım. Seni Kyle’dan uzak tutmak istiyorum.”

Leyla’nın zihni tamamen boşaldı. Bayan Etman tarafından dile getirilen bu korkunç ve apaçık gerçek onu sarsıp uyandırdı, artık bir inkar içinde yaşamaya devam edemeyeceğine karar verdi.

“Leyla, senden nefret ediyorum.”

Bayan Etman, Leyla’nın gözlerinin içine baktı. Hayal kırıklığı ve yorgunluk, o grimsi gözlerinde vücut bulmuştu.

“Seni Kyle’ın karısı olarak kabul etmektense suçlu olmayı tercih edecek kadar senden gerçekten nefret ediyorum.”

“B-Bayan Etman...”

“Senin, yerini bilen iyi bir kız olduğunu düşünmüştüm. Kyle’ı hırsların için bir basamak olarak kullanmaya çalışacağını hiç düşünmemiştim.”

“Ne demek istiyorsunuz efendim?” Leyla şiddetle başını salladı. “Hayır, ben öyle biri değilim. Kyle hakkında nasıl böyle düşünebilirim? B-ben asla...”

Hayatının şokunu yaşıyordu, masanın kenarındaki ellerinin titrediğini ve tüm vücudunun ürpermeye başladığını fark edemiyordu.

“Kyle ile bu amaç için mi arkadaşsın? Üniversiteye gitmek için Kyle’ı kullanmak ve hayatındaki mütevazı statünü iyileştirmek için Kyle ile evlenmek mi?”

Bayan Etman, sessiz kalan Leyla’yı daha da sert bir şekilde azarladı ve köşeye sıkıştırdı. Oysa geçmişte Leyla’nın Kyle’a olan hislerinin kardeşlik veya arkadaşlık sınırları içinde kaldığını biliyordu.

Aslında Kyle’dı, Leyla’dan ziyade ona sırılsıklam aşık olan kendi oğluydu. Eğer o beceriksiz oğlu olmasaydı, Leyla bu hadsiz meselenin içine sürüklenmeyecekti. Öz saygısını zedeleyen her zaman bu gerçek olmuştu ve şimdi Leyla’dan daha da nefret etmesinin sebebi haline gelmişti.

“Sana olan nefretim beni bir hırsıza dönüştürdü. Bunu yapacak kadar senden tiksiniyorum ve bu asla değişmeyecek. Bu şekilde aile olabileceğimizi mi sanıyorsun?”

“Bana ne söylemek istiyorsunuz efendim?”

Leyla’nın sesi titriyordu ama Bayan Etman’ın önünde ifadesizliğini korudu.

“Zaten biliyor olmalısın. Sen akıllı bir kızsın.” Bayan Etman kısa ve öz konuştu. Ona bakarken gözleri, dokunulmamış ucuz çay fincanı kadar soğuk parlıyordu.

“Söyleyecek bir şeyiniz varsa sadece söyleyin.” dedi Leyla. Cam gibi yuvarlak gözleri, kederli yüzüne düşen güneş ışınlarının altında parlıyordu. O an gizlemek istediği o çirkin yüzüyle.

“Kyle’a ve tüm dünyaya, ikinizin evlenmesini engellemek için bu aşağılık eylemleri yaptığımı söyleyebilirsin.”

Bunu asla yapamazsın– Bayan Etman, Leyla’nın kişiliğini bildiği için kelimelerinden emin görünüyordu.

“Bunu Kyle’a anlatırsan bana karşı büyük bir hayal kırıklığı duyacaktır.” diye devam etti. “İlişkimiz tamamen kopacak, belki de tüm ailemizin huzuru bozulacaktır.”

Bayan Etman, Leyla’nın kaskatı kesildiğini görünce ifadesi daha da soğudu.

“Tüm bunlar yaşandığına göre, bunu bir sır olarak saklaman ya da Kyle’a her şeyi anlatman hiçbir şeyi değiştirmez. Sen ve Kyle evlenemeyeceksiniz. Tek istediğim bu.”

“Bunu yapacak kadar mı benden nefret ediyorsunuz..?”

“Sana zaten söylemedim mi? Senden gerçekten nefret ediyorum.”

Bayan Etman koltuğundan kalktı ve uzaklaştı.

“Senden feci şekilde nefret ediyorum. Beni böylesine uç bir seçim yapmaya sen zorladın, senden gerçekten tiksiniyorum Leyla.”

Bayan Etman çelik gibi sert bakışlarla ona baktı. Gözleri aşağılamasını gizleyemiyordu.

“Kayıt tarihi geçtikten sonra paranı iade edeceğim.”

Leyla’nın durumu anlamış olacağını bilerek dilinin ucundaki lanet okumaları yuttu, zaman kaybetmeden veya olay çıkarmadan Kyle’ı terk etmeliydi.

Bayan Etman tam arkasını dönecekken inledi ve bakışlarını aşağı indirdi.

“Bugün Bay Remmer’a karşı çok kırgınım. Neden seni yanına alıp Arvis’te böyle bir trajediye sebep oldu ki?”

Bu son sözler... Leyla’yı en ağır şekilde vurdu.

Gözleri donup kaldı ve bir göz kırpmasıyla buğulandı.

Bayan Etman, son ana kadar ağlamayan o zavallı küçük kızı geride bırakarak çay salonundan sakince çıktı.

Giderken, bir miktar keyif ve suçluluk duygusu ayak parmaklarının ucunda bir gölge gibi ona eşlik ediyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


Leyla’yı gördü.

Küçük bedeni, malikaneye çıkan yolun kenarındaki çiçek açmış kuru kavak ağacının altında iki büklüm olmuştu.

Araba camından dışarı süzülen Matthias, onun figürünü tanıdı. Tek görebildiği sırtıydı ama onun olduğuna emindi.

“Şu ağacın altındaki kız Leyla’ya benzemiyor mu?”

Şoför tanıdığı kıza bakarken kaşlarını çattı.

“Hasta mı acaba?”

Dük’ün yardımcısı Mark Evers da meraklanmıştı, sesi endişe doluydu.

Bu sırada arabaları yerde kıvrılmış olan Leyla’ya doğru iyice yaklaştı. Yaklaştıklarını hisseden Leyla, hızla ayağa kalktı ve kaskatı bir şekilde dikleşti. Başını o kadar derine eğmişti ki şişmiş yüzünü göremiyorlardı ancak iyi olmadığı her halinden belliydi.

Mark Evers bir süre daha araba camından dışarı bakmaya devam etti, ardından bakışlarını arka koltuğa çevirdi. Efendisine sormaya çekiniyordu ama gözleri, arabayı bir anlığına durdurup Leyla’ya yardım edebileceklerine dair bir umutla doluydu.

Şoförün düşüncesi de buna uyuyor gibiydi, arabanın hızını istikrarlı bir şekilde yavaşlattı.

Matthias, araba camından dışarıdaki yavaş hareket eden manzarayı süzdü. Leyla, başı önde, ağaç gövdesine yaslanmıştı.

Ağlıyordu.

Matthias, kızın yüzünde gördüğü şeyden emindi. Bu dünyada hiç kimse Leyla Lewellin’in gözyaşlarını ondan daha iyi anlayamazdı.

Matthias sustu. Cevap vermek yerine bakışlarını araba camından başka yöne çevirdi.

Asistanı daha fazla söz ekleyemedi, yüzünde sadece üzgün bir ifade vardı. Şoför de aynı şekilde, efendisinin arzusuna uymak için arabanın hızını artırdı.

Matthias, her zaman olduğu gibi Leyla'nın gözyaşlarından muazzam bir keyif alıyordu.

Bu onu eğlendiriyordu. Ancak, onun gözyaşlarını kendi zevki için tekelleştirmek istiyordu.

Bu tür bir eğlenceyi yaratmak için bir başkasının devreye girmiş olması fikri pek hoş değildi.

Araba, Leyla'yı gözyaşlarıyla baş başa bırakarak olay yerinden uzaklaştı ve kısa süre sonra malikanenin girişinde durdu.

Matthias, yüzünde daha rahatlamış bir ifadeyle limuzinden indi.

'Linda Etman, harekete mi geçti?'

Leyla'nın omuzları sarsılana kadar ağlaması için düşünebildiği tek açıklama buydu. Ve tahmini doğru çıkmış gibi görünüyordu. Bu, yanına endişeli bir yüzle yaklaşan Hessen tarafından kanıtlandı.

“Efendim, rapor etmem gereken bir şey var.”

Matthias'ın yanında yürürken alçak, fısıltı gibi bir sesle gizlice konuştu.

“İnanılır gibi olmayan bir hikaye, söyleyecek kelime bulamıyorum...”

Nadiren paniğe kapılan yetenekli kahyasının sesi biraz titrediğinde, Matthias, Bayan Etman'ın beklentilerini boşa çıkarmadığını anladı.

“Ofise geçiyorum.”

Matthias bunu sıradan, nazik bir ses tonuyla söyledi.


*.·:·.✧.·:·.*


“Yazın ortasında şifayı kaptın, ha? Hep o lanet olası hırsız yüzünden böyle hasta oldun.”

Leyla’nın yatağının başında dolanan Bill konuştu.

Leyla dün gece erkenden yatağa girdiğinde ve kendini kötü hissettiğini söylediğinde Bill endişelenmişti.

Leyla soğuk algınlığı olduğunu ve biraz dinlenirse iyileşeceğini söylemişti ancak Bill’in kanaatine göre durumu hiç de iyiye gidiyor gibi görünmüyordu.

“Böyle olmaz. Bay Etman’ı...”

“Hayır.”

Bill tam arkasını dönecekken Leyla yataktan doğrulmak için çabaladı. Üzerindeki kalın pijamalara rağmen titriyordu, sabahın ilk saatleri olduğu için hava nispeten ılık olsa da sanki bir gecede çökmüş gibi görünüyordu.

“Hayır, amca. Yapma.”

“Sadece sen hasta olduğun için doktoru çağırmak istedim. Neden? Kyle ile mi kavga ettiniz?”

“Hayır.”

“Kyle ile kavga etmiş olsan bile, Doktor Etman...”

“Amca, lütfen.” Leyla’nın soğuk terden sırılsıklam olmuş nemli eli, Bill’in giysilerine tutundu. “Sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var. Bu kadar. Lütfen beni kendi halime bırak.”

“Leyla...”

“Yakında iyileşeceğimi düşünüyorum. Lütfen?”

Bill, kızın bu çaresiz yalvarışı karşısında daha fazla inat edemedi. Bunun Kyle ile bir ilgisi olması gerektiğine dair bir hissi vardı ama bu meseleyi deşebilecek durumda değildi.

İsteksizce başını salladı ve Leyla o an rahatlamış göründü. Bill, kızın sanki bayılmış gibi yatağa cansızca uzandığını gördüğünde kalbinde keskin bir acı hissetti.

“Doğru, iyi ye! İyi uyu! Bunları demeliydim!” Bill yüksek sesle bağırdı. “Hepsini halledeceğim. Az kalsın patlayacaktım!” Kaba elleriyle zıtlık oluşturan nazik hareketlerle battaniyenin kenarını yukarı çekti ve ardından ateşler içindeki alnına ıslak bir havlu koydu.

“Endişelenme tatlım. Hırsızı yakalayıp öldüremesem bile, okul harcını bir şekilde ödeyeceğim...”

“Amca.”

Leyla’nın zayıf sesi, hırıltılı nefeslerine karışıyordu.

“Lütfen burada kal. Beni yalnız bırakma.”

“Yine olumsuz düşünüyorsun.”

“Özür dilerim amca.”

“Ne saçmalıyorsun sen?”

“Benim yüzümdendi.”

“Eğer böyle söylemeye devam edersen kızacağım. Mutlaka geri geleceğim.”

Bill, Leyla’nın sayıklayarak yalan söylediğini düşündü ve kızı susturan derin bir iç çekti. “Önce dinlen, Leyla. Hemen dönerim.”

Bill, Leyla’nın odasındaki pencereyi kapattı ve perdeleri örttü.

“Boğuluyorum... Lütfen biraz açar mısın.”

Soğuktan titreyen Leyla, pencerenin açılması için bir kez daha ricada bulundu. Yatakta halsizce yatarken bile inadı devam ediyordu.

Bill, kızın dikbaşlılığına kaçıncı kez olduğunu bilmeyerek boyun eğmek zorunda kaldı. Perdeleri tekrar biraz yukarı topladı, pencereyi araladı ve sonunda Leyla gözlerini kapattı.

“Eğer akşama kadar ateşin düşmezse, ne dersen de Bay Etman’ı çağıracağım. Anladın mı?”

Kızı tehdit etti ancak Leyla onu duymamış gibi sessiz kaldı.

Bill, çoktan kütük gibi uyumaya başlayan Leyla’yı evde bırakarak isteksizce dışarı çıktı.

Bugünkü işini bir an önce bitirmeye kararlı bir şekilde aceleyle uzaklaştı.

Yorumlar