Cry, Even Better If You Beg - 31. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

‘Yoksa parayı ıskaladığım için miydi?’

Dük Herhardt’ın eve dönüş haberi ulaştığında aklından geçen ilk şey buydu.

Askerlik görevini bir yıl daha uzatmayacağını açıklayan Dük, başkentteki tüm işlerini hallettikten sonra temelli olarak eve dönecek ve Arvis malikanesinde ikamet edecekti. Büyük Düşes, torununun dizinin dibinde kalmasını ve sahip oldukları 20.000 hektarlık mülkle ilgilenmesini istiyordu. Dük de büyükannesinin bu isteğini geri çevirememiş ve durumu dikkate almış görünüyordu.

Aman, her neyse.

Leyla önlüğünü düzeltti ve beline sıkıca bağladı. Bu meselenin onunla bir ilgisi yoktu zaten. Sadece fırlattığı altın sikkenin sekip gitmesinin dileğinin gerçekleşmesine engel olmasından endişeleniyordu.

‘Lütfen Dük Herhardt ile bir daha karşılaşmayayım.’

Leyla, Dük’ün ona verdiği son altın sikkeyi fıskiyeye fırlatırken yürekten dua etmişti.

Matthias, geçen yaz Arvis malikanesinden ayrıldığından beri yıl sonuna kadar bir günlüğüne bile olsa geri dönmemişti. Leyla dualarının bir şekilde kabul edildiğini düşünüyordu, huzurlu günleri Dük'ün askerliği bitene kadar sürecekti ve o döndüğünde Leyla çoktan Arvis’ten ayrılmış olacaktı.

Leyla bir an dalgınlığa kapıldı ama çok geçmeden başını sallayıp arka bahçeye doğru yürüdü. Üstelik Dük yolculuğundan dönene kadar o Arvis ormanından gitmiş olacağı için dileği her halükarda gerçekleşecekti.

Gönlü ferahlayan Leyla, hayvanlarla ilgilenmeye başladı ve bahçeye titizlikle çeki düzen verdi. Sabah rutini bitmek üzereyken dağ güvercini Phoebe ayağına bağlı bir mektupla Etmanların evinden geri döndü.

‘Annem seni bu akşam yemeğe davet etmek istiyor.’

‘Gördün mü Leyla, haklıymışım değil mi?’

Mektubu okurken Kyle’ın sesini duyabiliyordu. 

Kyle, Leyla’nın endişesini gördükten sonra annesinin onu seveceğine ve ailesi tarafından kabul edileceğine dair ona milyonlarca kez güvence vermişti. ‘Her şey çok güzel olacak’ diye sakinleştirmişti onu. Sonbahar geldiğinde bir kampüs çifti olacaklar ve kolej yıllarının tadını mutlu, hem de çok mutlu bir şekilde çıkaracaklardı.

“Amca, bu akşam yemeği Etmanlarda yiyeceğim.” Leyla, işten eve yeni dönen Bill amcaya yaklaştı. “Bayan Etman beni davet etti.”

“Bak, ben sana ne demiştim.” dedi Bill boğuk bir sesle, Kyle’ın mektupta yazdıklarını tekrarlayarak. “Sana her şeyin yoluna gireceğini söylememiş miydim?”

Onun neşeli yüzüne bakan Leyla da hafifçe gülümsedi. Kalbi heyecanla çarpıyordu. Amcasının sözlerine güveniyor ve bu akşamki yemeği sabırsızlıkla bekliyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


Matthias Arvis malikanesine vardığında akşam güneşi yere uzun gölgeler bırakmıştı. Onu taşıyan araba lobinin önünde göründüğünde, sırada bekleyen personelin yüzündeki gerginlik gözden kaçmıyordu.

Her şey tıkırındaydı. Saygıyla ve sevgiyle karşılandı, yanında duran iki Düşes de ona neşeli gülümsemeler sunuyordu.

Matthias, bahçıvanın önünden her geçişinde bakışlarını indirmeye meyilliydi. Eskiden bahçıvanın koca ayaklarının yanında, düzgün kahverengi ayakkabıları olan küçük bir kız her zaman sıraya girer, o eve her gelişinde onu selamlamaya hazır beklerdi. Ancak Bill Remmer’ın yanından hiç ayrılmayan Leyla Lewellin, yaz mevsimi bittikten sonra artık burada olmayacaktı.

Matthias, bahçıvana bakma zahmetine bile girmeden yanından geçip gitti. Bakışları, malikanenin ana salonuna çıkan merdivenlerin bulunduğu ön girişe döndü.

“Aman tanrım, o kuş da seninle birlikte geri dönmüş.”

Elysee von Herhardt, bir hizmetçinin tuttuğu yaldızlı kafesi görünce kıkırdadı. Kafesin içinde, Matthias’ın geçen yaz malikaneden ayrılırken yanında götürdüğü küçük bir kanarya vardı.

“Ne kadar tuhaf bir durum. Evde bir köpek beslemeye bile yeltenmeyen Matthias, nasıl oldu da bir kuşa bakabildi?”

“Eğer kuşlara merak saldıysan neden serayı biraz daha genişletip farklı türde kuşlar getirmiyoruz?” diye sordu Norma, yüzünde bir gülümsemeyle.

“Gerek yok büyükanne.” dedi Matthias sırıtarak. “Bir tanesi yeterli.”

Bu ihtiyatlı cevabın ardından Matthias konağa girdi.

Merdivenlerden çıkmadan önce Matthias başını kaldırdı ve devasa avizeye uzun, düşünceli bir an boyunca baktı. Avizenin tam üzerinde, oldukça yüksekteki tavanda Herhardt ailesinin amblemi işlenmişti.

O armanın altında doğmuştu. O armanın altında yaşıyordu ve yine o armanın altında gözlerini yumacaktı. Bu; nefes almak kadar doğal, yaşamak kadar kolay bir döngüydü onun için.

Matthias bakışlarını indirdi ve basamakları tırmanmaya başladı.


*.·:·.✧.·:·.*


“Eğer bu yıl emekli olduysa, neden hala bir yıl daha ertelemek istesin ki?”

Kontes Brandt, nefes alır gibi homurdandı. Sesindeki gizleyemediği öfke her halinden belli oluyordu.

En başta kızının nişanlılık süresini bir yıl daha uzatmayı kabul etmesinin tek sebebi, Dük Herhardt’ın İmparatorluğa hizmet etme kararına duyduğu saygıydı. Yine de böyle olacağını bilseydi ne pahasına olursa olsun düğünün bu yaz sonunda yapılması konusunda ısrarcı olurdu.

“Matthias’ın bu kadar maymun iştahlı biri olduğu aklımın ucundan geçmezdi.”

“Düğünümüz ertelendi anne.” dedi Claudine pasif bir tonda. “Ama bence Dük Herhardt’ın malikaneye daha erken dönmesi daha iyi oldu.” Yüzünde üzgün olduğuna dair en ufak bir iz yoktu.

“Çok rahat görünüyorsun. Annen ise kızının bu yıl evlenemeyecek olmasından dolayı çok endişeli.”

“Endişelenmek için bir sebep var mı? Acele yüzünden kusurlu bir düğün yapmaktansa düzgünce hazırlanmak için zaman ayırmak daha iyidir.”

“Bir yıl uzun bir süre Claudine. Bir yıl içinde neler olabileceğini nereden biliyorsun?”

“Geçen yılı düşün anne. Bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar ve huzur içinde geçti. Sadece bir yıl daha beklememiz gerekiyor. Dük Herhardt malikanede kalırsa düğün hazırlıkları da daha kolay olacaktır.”

“Claudine, erkeklere güvenilmez ve nişanlılık, evlilik gibi bağlayıcı bir taahhüt değildir.”

“O Matthias von Herhardt, anne.” Claudine umursamaz bir ifadeyle ekledi: “O Dük Herhardt, kendinden başka kimseyi asla sevmeyecek bir adam.”

Leyla ve doktorun oğlunun evleneceği haberini almamış olsaydı, Claudine de düğünü konusunda huzursuz hissedebilirdi. Ancak artık Leyla Lewellin bir engel olmaktan çıktığına göre, annesinin endişeleri yaşlıların yersiz korkularından başka bir şey değildi.

“Onun için bu nişan, aynı zamanda Herhardtların gururunun bir sembolü. Buna engel olabilecek kimse yok.”

Claudine, nakış ipliğini kesip düzeltirken düşüncelerini güvenle dile getirdi.

Nazik ama kalpsiz adam.

Çocukluğundan beri Matthias’a bu lakap takılmıştı. Diğer kuzenleri sık sık Claudine ile iğneleyici şakalar yaparak dalga geçerken, sadece Matthias ona karşı her zaman kibar ve nazik kalmıştı. Öte yandan, bu iyi niyetli tavrı aralarına bir bariyer örüyor ve onu etkilenmesi zor bir adam kılıyordu.

‘Acaba duyguları var mı?’

Claudine bazen bunu merak ediyordu.

Matthias’ı kızgın, üzgün ya da mutlu hayal etmek onun için çok zordu.

Hayatının başından bugüne kadar, o kibirli ama zarif gülümsemesiyle dünyaya tepeden bakıyor gibiydi. Ve Claudine’in sahip olmak istediği şey tam da bu Matthias von Herhardt’tı.

“Gelecek hafta bir ara Arvis’i ziyaret etmeliyim.”

Claudine, ruh hali biraz daha hafiflemiş bir şekilde kanepeden kalktı.

“Hem Dük Herhardt ile görüşmek hem de yakında evlenecek olan arkadaşımı tebrik etmek istiyorum. Gidişim her iki sebep için de olacak.”

“Evlenecek bir arkadaş mı? Aman tanrım. ‘Arkadaş’ derken o bahçıvanın yetimini mi kastediyorsun?”

Kontes Brandt huzursuzca yüzünü ekşitti. Claudine, annesine istifini bozmadan gülümsedi ve şöyle dedi: “Leyla benim arkadaşım. Tabii ki eski bir arkadaşıma düğün hediyesi vermeliyim.”


*.·:·.✧.·:·.*


Leyla, sınava girmek için Ratz’a gittiğinde binbir düşünceyle aldığı beyaz elbiseyi giydi. Altın sarısı saçlarını güzelce ördü ve saçının ucunu en sevdiği kurdeleyle süsledi.

Bu, Etmanların evine ilk ziyareti değildi ama Leyla nedense huzursuz hissediyordu. Sanki ilk seferiymiş gibi içi çekiliyordu.

Kyle ile yaklaşan evliliği düşüncesi sinirlerini daha da bozuyordu ve onu bizzat davet eden kişinin Kyle’ın annesi olması endişelerini iyice artırıyordu.

“Amca, nasıl görünüyorum?”

Leyla odasından dışarı çıkıp Bill’in önünde durdu ve ciddi bir ifadeyle sordu. Açık pencerenin önünde ağzında sigarasıyla keyif yapan Bill, Leyla’ya baktı ve kocaman sırıttı.

“Vay canına... Yakında evleneceğin için belli ki eskisinin aksine süslenmek için elinden geleni yapıyorsun.”

“Öyle değil, sadece Bayan Etman ile buluşacağım için çok gerginim.”

“İlahi çocuk! Bayan Etman ile daha önce bir iki kez karşılaşmamış mıydın zaten?”

“Ama bugün özel bir gün.”

“Endişelenecek bir şey yok. Hiçbir sorun çıkmayacak.” Bill, sigarasını söndürüp yerinden kalkarken nazikçe gülümsedi. “Sadece kendin ol Leyla. Bu yeterli.”

Bill, Leyla’nın omzuna hafifçe vurdu. Gülen yüzü de eli de güven verici bir sıcaklıktaydı.

Leyla gülümsedi. Bunun sadece amcasının öznel bir görüşü olduğunu bilse de isteyerek başını salladı. Tüm gün süren kaygısının ardından nihayet biraz olsun rahatlayabilmişti. Tam o sırada Kyle kulübeye geldi.

“Kyle, ben...”

“Mükemmel.”

Leyla daha sorusunu soramadan Kyle onu methetti.

“Sadece kendin ol.” Gülümsedi. Bakışları, tıpkı Bill amcanınki gibi sıcaktı. “İhtiyacın olan tek şey bu Leyla.” diyerek ona güven verdi.

“Bak sen! Bir başkası da tıpatıp aynı şeyi söyledi.” Leyla, aynı ifadeye sahip iki insanın neredeyse aynı kelimeleri kullanmasına kıkırdadı.

“Ne? Kim? Ne biçim bir adam o?”

“Boş konuşmayı kes de yola koyulun hadi, seni küçük hergele.” Bill, tüm gücüyle Kyle’ın sırtına vurdu. Kyle sarsılarak arkasına döndü, yüzü acıyla buruşmuştu.

“Ama amca, bir hırt ona asılıyor...”

“O hırt benim!”

“Şey... ah, ne!?”

“Seni şımarık, obur velet seni! Leyla’yı sana emanet edip edemeyeceğimi ciddi ciddi düşüneceğim.”

Bill Remmer, iğneleyici tonunun aksine Kyle’ın omzunu dostça patpatladı. Leyla kenarda durmuş ikilinin atışmasını sessizce izliyordu.

Dünyada en çok sevdiği iki insan. İki kıymetlisi. Ne pahasına olursa olsun korumak istediği iki can.

İçinin ısındığını hissetti, yüzünde bir gülümseme açtı. Bill amca ve Kyle onun her şeyiydi; Leyla, onlar yanında olmadan bir hayat sürmeyi hayal bile edemiyordu.

İşte bu yüzden, uzun süren kararsızlıkların ardından evlenmeye karar vermişti.

Kyle ona evlenme teklif edip reddedildikçe aralarındaki gerginlik büyümüştü. Eğer onun duygularına karşılık veremeyecekse, en doğrusu uzaklaşmasıydı. Kyle aradaki mesafeyi kapatmak için çok çabalamıştı ancak duygularını bir kez açığa vurduğu için artık önlerinde sadece iki seçenek kalmıştı.

Ya evleneceklerdi ya da yabancı olacaklardı.

Eğer birbirlerinden uzak durarak büyürlerse sonsuza dek can dostu kalma umudu paramparça olacaktı.

Sonbahardan kışa, kıştan bahara kadar birbirlerine yabancı gibi yaşadıklarını düşündükçe Leyla’nın kalbi sızlıyordu.

Leyla için evlilik ve Kyle’ın ona sunduğu gelecek, uzaktaki belirsiz bir resim gibiydi. Gücünün yetmeyeceği bir açgözlülüğe kapılmaktan korkuyordu. Ama eğer Kyle’ı kaybetmemesinin tek yolu buysa; Leyla cesur olmak istiyordu.

Baharın sonlarıydı, Dük Herhardt onu gözyaşlarına boğana kadar aşağıladıktan sonra Leyla nihayet kararını vermişti. O gece, dükten gelen hiçbir şeyi istemediği için onun altınlarını fıskiyeye boşaltmış hemen ardından da onu aramaya gelen Kyle’ın yüzünü görmüştü.

Kyle ile karşılaştığı o an, kalbindeki tüm keder ve üzüntü uçup gitmişti. Kyle, karanlık bir ormanın ortasındaki bir fener gibiydi. Tıpkı Bill amcanın kulübesinden sızan ve her dönüşünde onu bekleyen, karanlık orman yolundaki yolculuğunu aydınlatan o sıcak ışık gibi... O ışık huzmesi onun tesellisi olmuş, ormanın ötesindeki dünyanın açtığı tüm yaraları sarmıştı.

Kyle ve Bill’in her zamanki nafile tartışması neşeli bir kahkahayla sona erdi. Yüzünde donup kalan o gülümsemeyle Kyle kıza doğru yürüdü.

“Hadi gidelim Leyla.”

Kyle elini ona uzattı. Leyla biraz tereddütle onun parmak uçlarını tuttu. Kyle uzun bir süre bakışlarını ondan ayırmadı. Sırıttı ve sonra yavaşça elini kavradı. Çok samimi ve sımsıkı bir tutuştu bu.

İlişkilerinin bu değişimi hala çok tuhaf ve utandırıcı gelse de Leyla elini çekmedi.

Çünkü o Kyle’dı.

Kaybetmek istemediği tek kişi.

Yorumlar