Cry, Even Better If You Beg - 30. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Tatmin edici bir akşam yemeğinin ardından Leyla ve Kyle, ellerindeki dondurmanın tadını çıkararak gece sokağında yavaş adımlarla ilerlediler. Leyla ona yarınki sınavına hazırlanması için acele etmesini söylese de Kyle onun yanında kalmakta kararlıydı.

“Yarınki sınava düzgünce hazırlanabilmek için önce yediğim yemeği sindirmem lazım.”

Leyla, onun bu öz güvenli mantığına karşılık verecek bir söz bulamayarak sustu.

“Biraz yürüyelim o zaman,” dedi, “ama Kyle...”

“Hm?”

“Neden benimle evlenmek istiyorsun?”

Leyla temkinli bir şekilde sordu. Dudaklarında soğuk, tatlı dondurmanın tadı kalmıştı.

“Eğer bunu sadece bana acıdığın için yapıyorsan...”

“Leyla Lewellin.”

Kyle, kızın sözünü keserek ismini sertçe telaffuz etti ve onun bu mesafeli sesiyle irkilen Leyla’nın önünde durdu.

“Beni, birine acıdığı için onunla evlenecek kadar kaçık bir adam olarak mı görüyorsun?”

Onun bu alışılmadık ifadesi Leyla’nın olduğu yerde donup kalmasına neden oldu ve genç kız sessizliğe büründü.

“Şey, dünya geniş. Belki bu tür sebeplerle evlenen bir sürü deli vardır ama ben onlardan biri değilim.”

Kyle, öfkesinin yatışmasına izin vererek ciğerlerindeki havayı yavaşça dışarı bıraktı.

“Nedenini biliyor musun? Çünkü seni seviyorum.”

“Kyle...”

“Tek sebebim bu. Çünkü Leyla Lewellin’i seviyorum.”

Kyle, Leyla’nın yukarı kalkmış kaşlarına bakarken iç çekti ve ardından kıkırdadı. “Sence kim daha acınası durumda? Yüzlerce kez reddedilen ben mi yoksa sen mi? Daha üzgün olan benim, Leyla.”

Kyle bunları söyledikten sonra Leyla’nın saçlarını karıştırmaya başladı ve bir adım öne geçti. Şu an muhtemelen oldukça aptalca görünen yüz ifadesini Leyla’nın görmesini istemiyordu.

Leyla, sanki onun neler hissettiğini biliyormuş gibi aralarına biraz mesafe koyarak onu arkadan takip etti.

Sessizliğin hakim olduğu dönüş yolculuğunun ardından ikili nihayet otelin önüne vardı.

“Hadi gir içeri.” dedi Kyle. Yüzünde bir gülümsemeyle ekledi. “Ah, unutmuşum, bugün henüz yapmadım.”

Elindeki eriyen dondurma kabına baktıktan sonra gözlerini yavaşça kaldırdı. Bir şeyi hatırlamıştı.

“Leyla, hadi evlenelim.”

Reddedileceği gerçeği çoktan gözlerinin önünde canlanıyordu ancak Leyla’nın reddedişleri onun için bir nevi günlük rutin haline geldiğinden, bunu yapmadan geçmek Kyle’a biraz tuhaf hissettirmişti.

Her nedense, teklifini her zaman umursamaz bir omuz silkişle reddetmeye alışkın olan Leyla, bugün alışılmadık derecede sessizdi.

Kyle, dikkatle inceleyerek gözlerini kıstı ve ona baktı. Kızın yavaşça aralanan dudaklarından “Evlenmiyorum” gibi tatlı ama kalpsiz bir cevabın dökülmesini bekliyordu. Ancak aldığı yanıt, en çılgın hayallerinin bile ötesindeydi.

“Hı-hı.”

“...Leyla?”

Kyle şaşkınlıkla irkildi. Elinde tuttuğu dondurma kabı yere düşerek ayakkabısının ucunu kirletti.

Kelimeler boğazına dizildi. Kızın bu doğrudan cevabı karşısında büyük bir şaşkınlık içindeydi.

“Eee... Yani, benimle evlenmeyi kabul ediyor musun?”

Emin olmak istercesine sorduğunda Leyla başını eğdi ve onaylarcasına salladı.

“Evlenmek istiyorsun, değil mi? Benimle?”

Sorusunu titreyen bir sesle tekrarladı. Leyla ona mahcup bir bakış attı ve bir kez daha hafifçe başını salladı.

Kız bir an için söyleyecek söz bulamadı. Ancak Kyle çoktan onu omuzlarından yakalamış, sevinçle çığlık atıyordu.

“Vuhuuuuuu!”

O sırada otelden geçen konuklar bu gürültü patırtısı karşısında afallayıp onlara baktılar. Kyle, onu havada döndürürken Leyla bir çığlık atsa da kimseyi umursuyor gibi görünmüyordu.

Güzel bir bahar gecesiydi.

Hafif bir rüzgar, şehri yeniden uykusuna daldırıyordu.

(Çevirmen Notu: Hayırlı olsun canlarım, lütfen kimse kararından dönmesin ya green flag bir evliliğiniz olsun. Çok amiiinnnn)


*.·:·.✧.·:·.*


O gece Kyle bir rüya gördü.

Leyla ile evlendiğini ve bir Etman çifti olarak günlük hayatlarını tam bir saadet içinde yaşadıklarını gördü.

Leyla bir keresinde ona, küçük bir çiçek tarhı olan kendine ait bir evinin olmasının en büyük hayali olduğunu söylemişti. Utangaçça gülümsemiş ve mutluluğunu dile getirmişti. Bahçeye diktiği güllerin hepsinin güzellikle açmasını dilemişti.

Rüyasında, Leyla’yı işte tam o çiçek bahçesiyle titizlikle ilgilenirken gördü. Yanında koşturan küçük çocuk, açan bir gülden bile daha sevimliydi.

Güneş ışıl ışıl parlıyordu ve çocuğun kahkahası neşe doluydu.

‘Babacığım—!’

Onu gören çocuk hızla koşarak geldi. Sarı saçlarıyla tıpkı Leyla’ya benzeyen çok şirin, küçük bir kız çocuğuydu. Henüz yürümeye yeni başlamış olan çocuk, ayaklarına atıldı ve onu parıldayan gözlerle karşıladı.

Kucağında dünyalar güzeli kızıyla ona doğru yürürken hava akımı onu şefkatle sarmaladı. Rüzgarın taşıdığı tatlı gül kokusu, burnunun ucunu hoş bir şekilde hafifçe gıdıkladı.

Leyla güldü, gözleri bir an daha onun gözlerinde asılı kaldı. Gülümsemesi o kadar güzeldi ki, belki de gördüğü bu güzel rüyadan bile daha güzeldi.

Rüyasının silik kalıntılarının arasında Kyle, gözlerindeki o ışık parlamalarıyla uyandı. Bu mutluluk hissi sayesinde, sınavda beklediğinden çok daha iyi bir performans sergiledi.

Buna inanamıyordu.

Rüyası yakında gerçek olacak mıydı?

Bu dünyada bundan daha büyük, daha güzel bir lütuf var mıydı?

Sınav salonundan dışarı adımını attığında Kyle, gökyüzünün en yükseklerine sıçrayabilecekmiş gibi bir hisse kapıldı. Dışarıdaki bir bankta oturmuş onu bekleyen Leyla’yı gördüğü an, adımlarına kanat takılmış gibiydi; yuvasından yeni ayrılan bir kuş gibi özgür hissediyordu.

“Leyla!”

Leyla onun haykırışıyla başını kaldırdı. Okuduğu küçük not defterini katlayıp omuz çantasına geri koydu.

“Sınav nasıldı?” diye sordu neşeyle ona yaklaşırken. “Zor muydu? İyi geçti mi?”

“Sen her zaman her şey için endişeleniyorsun.” Kyle, sanki hava atıyormuşçasına çenesini yukarı kaldırdı. “Ben Kyle Etman’ım. Derslerde ikinci olmayı bilmem.”

“Ah, hahaha. Harika iş çıkardın o zaman.”

Leyla neşeyle güldü.

“Bay Etman’ın ne kadar zeki olduğunu bir an için unutmuşum.”

“Vay canına. Bunu duymak beni çok üzdü. Bundan sonra bunu aklından çıkarma sakın.”

Kyle aniden kızın elini tuttu. Leyla, bu dokunuşla şaşırsa da elini geri çekmedi.

Ona bakarken, bahar ikindisinin göz kamaştırıcı kızıl-altın rengindeki güneş ışığı, Kyle’ın kıza nazikçe gülümseyen dudaklarının kenarında parlıyordu.

“Sınavının iyi geçtiğinden gerçekten emin misin?” diye sordu Leyla dikkatle, içindeki tedirginliği hâlâ tam olarak atamamış gibi görünüyordu.

Kyle, onun bu sevimli halini görünce sırıttı. “Endişelenme. Sınavda başarısız olmayacağım, bu yüzden üniversiteye birlikte gitmemize engel olacak kötü bir şey yaşanmayacak.”

“Onu demek istememiştim...”

Leyla’nın yanakları pembeleşti. Onun bu tatlı, olgun bir şeftaliyi andıran yüzünü gördüğü an Kyle’ın kalbi düzensizce çarpmaya başladı. Şu an sınav yerinde oldukları için pişmanlık duydu. Eğer boş bir sokakta olsalardı Kyle, tam şu anda onu öpmek için tüm cesaretini toplardı.

‘Hayır.’

‘Eğer bunu durup dururken yaparsan Leyla korkar, o yüzden biraz daha beklesem iyi olur.’

Düşüncelerinden biri, unutmuş olduğu o küreğe geri gitti. Toprakla dolu devasa kürek ve Bill amcanın korkutucu gülümsemesi...

İkili, elleri birbirine sıkıca kenetlenmiş halde kampüsün etrafında yavaşça yürüdüler. Önce Kyle’ın doktor olarak eğitim göreceği tıp fakültesinden, sonra da Leyla’nın gelecekte kaydolacağı biyoloji salonuna doğru geçtiler. Yol boyunca heyecanla gülüşüp sohbet ettiler, harika vakit geçirdiler.

“Sen kesinlikle geçeceksin ama benim için biraz zor olabilir.”

Leyla, biyoloji fakültesi binasına vardıklarında ciddi bir yüzle mırıldandı.

“Neden bunun için endişeleniyorsun? Sınavların iyi geçmedi mi?”

“Geçti ama az önce sınava giren çok az kadın öğrenci vardı.”

Konuşma devam ettikçe çehresi daha da karardı.

Kyle başını salladı, “Ah... doğru.” Bir anlığına hafifçe iç çekti.

İmparatorluk üniversitelerinde kadınların erkeklerle aynı düzeyde yükseköğrenim görmesine izin verileli sadece birkaç yıl olmuştu. Titiz seçim süreci nedeniyle, kız öğrenciler için baraj puanları çok daha yüksek tutulduğundan sadece birkaç öğrenci geçebiliyordu.

“Yine de senin geçeceğine eminim.”

Kyle güvenle konuştu.

“Eğer sen geçemezsen başka kim geçebilir?”

“Sence de fazla mı öz güvenli davranıyorsun?”

“Zerre kadar değil. Bu, senin sekiz yıllık okul hayatın boyunca aldığın notlara dayanan fikrim.”

“Sekiz yıl... Şimdiden ne kadar çok zaman geçmiş.”

Leyla, bir posta arabasıyla Arvis’e geldiği o yolu hâlâ tüm canlılığıyla hatırlayabiliyordu. Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Gözlerinin önünde duran serpilmiş Kyle, aniden ona yepyeni biriymiş gibi geldi.

“Ne oldu?”

Üzerine dikilen o derin bakışlardan biraz utanan Kyle, beceriksizce sordu.

“Çok büyümüşsün.”

Leyla bir an ona bakarken gözlerinde hayranlık hakimdi. Şaşkına dönen Kyle, göğsünden kabarık tüyler fışkırıyormuşçasına ne yapacağını bilemez haldeydi. Leyla Lewellin’in çekiciliği, böyle tuhaf şeyler söylediğinde bile azalmıyor, Kyle’ı dilsiz bırakıyordu.

“Hı-hı.”

Kyle sahte bir şekilde gülümsedi. Derin bir nefes aldı ve devam etti.

“Evet, iyi bir koca olacak kadar iyi büyüdüm. Beğendin mi?”

“Şey... Bilmem.”

Leyla kaskatı bir halde adımlarını hızlandırdı. Kyle, kızın yüzündeki mahcubiyeti gördüğünde kulaklarına varan bir sırıtışa engel olamadı.

Dönüş yolunda Kyle, yakında gerçek olacak olan o güzel rüyalarından bahsetti.

Ev hakkında; nasıl birlikte yaşayacakları, karı koca olarak günlük hayatları ve gelecekte doğacak olan dünya güzeli çocukları üzerine...

Çocuklarıyla birlikte Etman ailesinin tarihinde yepyeni bir sayfa açmaya kararlıydı.

Kyle, bu rüyadan bahsettiğinde kızın yüzünde beliren o temkinli hevesi çok sevmişti. Bu umutların ve hayallerin gerçekleşmenin eşiğinde olduğunu görmekten büyük bir haz alıyordu.

Oldukça komik ve duygusal bir düşünceydi belki ama Kyle, bu dünyaya onun beklentilerini gerçekleştirmek için geldiğine inanıyordu.

“Kaç çocuğun olsun istersin?” diye sordu Kyle. “Ben bir kızım bir de oğlum olsun isterdim.”

“Şey... Belki beş?” diye cevap verdi kız.

‘Be... Beş mi?’ Kyle ağzı açık kalakaldı. Söylediği rakam, o çekingen tavrıyla tam bir tezat oluşturuyordu.

“Bu kadar çok çocuğumuz olursa hiç yalnız kalmayız.” Leyla kıkırdayarak devam etti, “Birbirimize destek olabiliriz. Evin birbirine benzeyen insanlarla dolu olmasının harika olacağını düşünüyorum.”

Her nedense Kyle, Leyla’nın bunları ışıl ışıl bir bakışla söylediğini görünce içinde bir burukluk hissetti. Leyla’nın o buruk gülümsemesine bakarak ne kadar zamandır yalnızlık içinde yaşadığını anlayabiliyordu.

“Beş... Tamam Leyla. Elimden gelenin en iyisini yapacağım!”

“Ha?”

Kyle’ın sözü üzerine Leyla’nın gözleri faltaşı gibi açıldı. Bir anlığına birbirlerine boş ifadelerle baktılar, sonra yanakları neredeyse aynı anda kızardı.

“Hey, onu demek istememiştim!”

Kyle ondan daha kırmızı bir çehreyle bir adım geri gitti.

“Sadece o şeyi düşünmüyorum.”

“Ben de düşünmüyorum!” Leyla, onun sözlerinden utanarak tersledi.

İkili hemen birbirlerinin elini bıraktı ve göz teması kurmaya cesaret edemeyerek bir adım arayla yürüdüler. Kyle, Leyla’ya yandan bir bakış attı ve sonunda içinden gelen o kahkaha tufanı patlak verdi.

“Bu arada Leyla, beş çocuk sahibi olmaya karar verdikten sonra mı utandın?”

Leyla yüzünü çevirdi ve kaşlarını çattı.

“Bir leyleğin sana beş bebek getireceğini düşünmüyordun herhalde, değil mi? Geometri hariç tüm konularda uzman olan Bayan Lewellin’imiz.”

Leyla, onun muzip sataşmalarını görmezden gelerek yüzünde bir hoşnutsuzlukla yürümeye devam etti. Kyle’ın neşeli kahkahası, kızın topuklu ayakkabılarının tıkırtısıyla birlikte daha da yükseldi.

“Ah, bekle beni Bayan Etman!”

Onun bu neşeli haykırışı, güneşli bir bahar gününde kampüs boyunca yankılandı.

Leyla koşmaya başladı. Başının arkasındaki örgülü at kuyruğu, asfaltın üzerindeki ayakkabı adımlarının ritmiyle bir o yana bir bu yana savruluyordu.

Kyle, onun arkadan görünüşüne bir kez daha vuruldu. Kızın silueti, ona o güzel rüyaya yeniden dönüyormuş hissini veriyordu.

Ve hiç uyanmak istemiyordu.

Sonsuza kadar.

(Çevirmen Notu: Ne tatlısınız siz ya ^^)

Yorumlar