Cry, Even Better If You Beg - 29. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

 ✧ Başarısız Bir Dilek ✧


Matthias’ın yüzünde oluşan gülümseme göz açıp kapayıncaya kadar kayboldu. Gözlerindeki soğuk parıltıyla ona baktığında Leyla kalbinin ağzında attığını hissetti.

“O zaman gideceğim.”

Bunu söylerken Leyla, onun varlığını tamamen görmezden gelerek bakışlarını önündeki çay fincanına dikti.

“...Efendim?”

“Artık orada kalmayacağım. Gideceğim ve mülkünüzde bir ayak bağı olmayacağım.”

“Nereye gidiyorsun?”

“Herhangi bir yere.”

Hissettiği ürpertiyle birlikte titremeye başlayan yumruğunu sıktı. Korkma— Leyla kendi kendini teselli etmeye çalıştı ancak bunun beyhude bir çaba olduğunu biliyordu.

“Arvis, bu dünyada kendime yuva kurabileceğim tek yer değil.”

Kızın sözleri, adamın ona savurduğu darbe kadar keskin bir diken fırlatarak zehrinden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyordu. Ancak Matthias, onun bu söylenmelerini geçici bir heves olarak görerek sadece omuz silkti.

Leyla oturduğu yerden kaçıp bir an önce oradan uzaklaşmak istiyordu fakat geçen yaz yaşananlar—şapkasını kaybettiği ve onun teklif ettiği şeyi yemeyi reddettiği için dondurucu bir nehre düştüğü o gün—zihninde canlanarak ayaklarını olduğu yere çiviledi.

Aynı travmayı en baştan yaşamak istemiyordu.

Gözlerini fincana sabitleyerek sıcak kahvesinden aceleyle bir yudum aldı. Neredeyse boğuluyordu ama fincanın dibi görünene kadar kahveyi tek dikişte bitirmeyi başardı. Ardından kendini sakinleştirmek için derin bir nefes aldı.

“Leyla.” diye fısıldadı Matthias, onu işaret ederek.

Leyla kaskatı kesildi ve aceleyle cüzdanından parayı çıkarıp masanın kenarına koydu.

Matthias alayla güldü. “Bu ne?”

“İçtiğim kahvenin parası.” Leyla dudaklarını araladı ve kelimeleri dışarı çıkarmak için çabaladı. Bakışları hâlâ adamın parmağına takılı kalmıştı.

“Senin gibi birinin bir fincan kahve parasını ödemesine ihtiyaç duyacak türden biri olduğumu mu sanıyorsun?”

“Onu bilemem ama sizden hiçbir şey kabul etmek istemiyorum.”

Bu cümleyle birlikte Leyla, sırtından aşağı bir ürpertinin indiğini hissetti. Elleri soğuk terle ıslanıp parmakları solgun bir renge bürünürken titreme yeniden başladı. Yine de, sonunda dikbaşlılığı korkusuna galip geldi.

Çünkü burası, Leyla Lewellin’in onun dünyası altında zavallı bir yetim hayatı yaşadığı Arvis değildi.

“Başını kaldır.”

“İstemiyorum.”

“Başını kaldır, Leyla.”

“Bana patronluk taslamayı bırakın.”

Giderek artan öfke boğazını düğümledi. Gözlerinde hiddetle yanan bir ateşle Matthias’a nefret dolu bakışlar fırlattı.

“Ben sizin hizmetçiniz değilim.”

Aniden gelen düşüncesizce bir cesaret, bir süredir içinde çalkalanan dehşet dalgalarını yok ederek cevabını hararetlendirdi.

“Hizmetçi mi?”

“Arvis’te Bill amca tarafından büyütüldüğüm bir gerçek ama bu sizin hizmetçiniz olduğum anlamına gelmez.”

“Öyle mi? Nesin o zaman?”

“...Ben hiç kimseyim.”

Gözlerinin kenarları hafifçe kızardı.

“Öyleydim ve her zaman da öyle kalacağım.”

O an, duygularından keskin bir acı geçti. Zümrüt yeşili gözleri yaşlarla nemlenmiş bir halde Matthias’a öfkeyle bakıyordu. Ama buna rağmen, ona karşı durma ve hatta yüzleşme cesaretini kendinde buldu.

Matthias ise sadece sessizce kahve fincanının sapını tuttu. Bir zamanlar Leyla Lewellin’i boğmayı ne kadar çok istediğini ve şu an bu arzunun yeniden nasıl depreştiğini düşündü.

Geç bir yaz günü öğleden sonrasının kavurucu sıcağı, toz toprak içinde yuvarlandıktan sonra mahvolan kıyafetleri kadar kendini de kirli hissettiği o an... Değersiz bir kadının hareketleri karşısında kendini kaybettiği o zaman...

'Eğer seni o zaman boğsaydım...'

Matthias, zihninde o an hissettiklerinin şu an hissettikleri kadar kötü olmadığı sonucuna vardı. Şu an kendini bir ucube gibi hissediyordu. İsimsiz bir kadına karşı duyduğu açıklanamaz bir arzu ve zorunlu bir saplantı tarafından sürüklenme hissi, onu her şeyden çok iğrendiriyordu.

Matthias, kızın masaya bıraktığı parayı aldı ve yerinden kalktı. Sonra paraları tek tek Leyla’nın kucağına bıraktı.

“Al bunları.”

Leyla ona nefretle baktı. Kızın kıpkırmızı kesilen gözlerine bakan Matthias, birkaç altın parayı da eteğinin üzerine fırlattı. “Ve bunları da.”

“N-ne yapıyorsunuz siz...”

“‘Teşekkür ederim’ demelisin Leyla.”

Matthias alayla güldü.

“Tıpkı Claudine’in parasını aldığın gibi. Minnetle. Nezaketle.”

Adam sırıtırken Leyla’nın gözleri buğulandı ama gözyaşlarının düşmesine izin vermedi. Onun bu sertliğine karşılık vermek için dudaklarını kıpırdattı ama kelimeler dilinin ucundan kayıp gidiyordu.

“Hizmetçim olmasan da vaktini çaldım, bu yüzden emek bedelini ödüyorum.”

Şimdi Leyla’yı büyük bir titreme esir almıştı. Dişlerini sıktı ama kederin sıcak akıntıları çoktan yüzünden aşağı süzülmeye başlamıştı.

“Eğer hoşuna gitmiyorsa, bunu zavallı bir yetime duyulan sempati olarak düşün.”

Gözyaşları yanaklarını yakmaya başladı. Tek çıkış yolu mücevher taneleri gibi damlayan uzun süreli hıçkırıkları olan derin duygular sarsıyordu bedenini.

“Ne kadar saçma, sana acıdığı için seninle evlenmek isteyen bir adama yaltaklanıyorsun ama birkaç küçük kuruş için öz saygın varmış gibi davranmanı izlemesi çok eğlenceli.”

Matthias’ın alaycı gülüşü, onu kendine çeken görünmez bir ip gibiydi. Leyla ona cesurca kaşlarını çattı ama tüm huzursuzluğu, bir barajdan boşalan nehir gibi yanaklarından süzülen gözyaşlarına dönüşmüştü bile.

Matthias, yüzünde tatmin olmuş bir gülümsemeyle kafeden dışarı çıktı.

Leyla Lewellin, onun yanındayken bir kez bile gülümsemeyen ama onunla her temas kurduğunda yıkılıp kontrolsüzce ağlayan bir kadındı.

'Eğer seni gülümsetemiyorsam, o zaman ağlatırım.'

(Çevirmen Notu: Gülümsetmeyi denedin mi sanki Allah'ın manyağıııı)

Kahkahası ya da gözyaşları, Matthias onu her haliyle seviyordu. Ona sadece acı verebilecekse, canını yakabildiği kadar yakacaktı.

'En azından, beni hayatındaki küçük bir leke olarak görmezsin.'

Kafeden ayrılmadan önce Matthias arkasına döndü ve kızın yüzüne iyice baktı. Leyla ağlarken birkaç saniyede bir yanağını siliyor, gözlükleri masanın kenarında duruyordu.

Matthias, uzun adımlarla Doğa Tarihi Müzesi’nden yavaşça ayrılırken bir dilek tuttu.

'Dilerim Leyla yakında doktorun oğluyla evlenir ve dünyamdan yok olup gider.'

'Ve dilerim kendi ellerimle işlediğim o gözyaşları ve yaralar, anılarında sonsuza dek kalır.'

*.·:·.✧.·:·.*


Güneş batı ufkunda çoktan boğulmuştu ama Leyla henüz oteline dönmemişti.

Birlikte akşam yemeği yemek için oteline gelen Kyle, endişeli bir yüzle lobiden çıktı. Leyla artık küçük bir çocuk olmasa da bu şehir ona yabancıydı, kötü insanlar her yerde kümelenmiş olabilirdi.

“Pek korkusu yoktur ama yine de...”

Kyle cadde boyunca tereddütlü adımlar attı. Zihni, ayaklarından daha hızlı çalışıyordu. Müzede olduğunu varsaymıştı ama oraya vardığında müze çoktan kapanmıştı. Onu arayışı tüm şehri dolaşmasına sebep olmuştu ama Leyla hiçbir yerde görünmüyordu.

Yoksa kayıp mı olmuştu?

Kyle; insanların, binaların ve ağaçların yanından hızla geçti. 

Ya değilse, kötü birine mi denk gelmişti? 

Kyle kafasından geçen tüm o olumsuz düşünceleri gömmek istiyordu, bu ihtimali değerlendirmeyi bile reddediyordu. 

Tam o anda onu buldu. 

Leyla, müze caddesinin sonundaki park meydanında bir fıskiyenin önünde duruyordu ve elindeki bozuk parayı tereddütle fıskiye heykelinin havuzuna doğru fırlattı. 

“Leyla!” 

Kızın gözleri doğal olarak ismini çağıran sesin geldiği yöne döndü. 

“Ah, Kyle?” 

Leyla, birinin aklını başından alacak kadar korkuttuğundan habersizmiş gibi şaşkın görünüyordu. 

“Burada ne yapıyorsun?” 

Kyle, alnındaki terden ıslanmış saçları geriye iterek ona yaklaştı. 

“Kyle, senin burada ne işin var? Sınav hazırlıkların ne alemde?” 

“Şu an bunun bir önemi var mı? Sen gerçekten... Cidden, sen...” 

Kyle onun omuzlarını kavradı. Yavaşça bir nefes aldı ve bunu gürültülü bir iç çekişle dışarı bıraktı. Çok geçmeden o ürkütücü nefes nefese hali biraz olsun yatıştı. 

“İyi misin? Oturmak ister misin?” diye sordu Leyla, gözlerinde endişe dolu bir ifadeyle Kyle’ın yüzüne bakıyordu. 

‘Şimdi kimin kimi umursadığına bak!’ 

Kyle, ateş gibi yanan avuçlarını Leyla’nın yüzüne koydu ve kederli bir kahkahayı andıran uzun bir iç çekti. İşte o an, kızın gözlerinin şiştiğini ve biraz kızardığını fark etti. 

“Leyla, sen ağladın mı?” 

“Hayır, ağlamadım.” 

Leyla, sanki kelimeleri tükenmiş gibi öyle bir aceleyle cevap verdi ki, bu durum Kyle’ın onun ağladığından daha da emin olmasını sağladı. 

“Neden ağladın?” 

“Ağlamadım.” 

“Seni kim ağlattı?” 

“Kimse, öyle bir şey değil.” Leyla gülümsedi ve nazikçe onun elini itti. “Sadece, şey, müzeyi gezdim. Parkta biraz yürüdüm ve bir dilek tuttum.” 

“Dilek mi?” 

“Evet. Herkesin yaptığını gördüm.” 

Leyla parmağıyla parkın ortasındaki fıskiyeyi işaret etti. Yüzlerinde parlak gülümsemeler olan insanlar fıskiyeye bozuk para atıp dilek tutuyorlardı. 

“Ben de senin tıp fakültesini kazanman için bir dilek tuttum.” 

“Doğru yere attığından emin misin?” 

Kyle, heykelin tuttuğu su kasesini işaret ederek kıkırdamaya başladı. Parasını kasenin içine denk getiremeyenlerin hayal kırıklığı dolu iniltileri kalabalığın arasında yankılanıyordu. 

“Tabii ki denk getirdim.” dedi Leyla, yüzünde gururlu bir gülümsemeyle “Bu konuda gerçekten iyiyimdir.” 

“Biliyorum, zaten hayal edebiliyorum.” 

“Akşam yemeği vakti geldi bile. Aç mısın? Gitmeden önce bir dilek daha tutalım.” 

Leyla, elinde parıldayan altın bir sikke tutarak doğruca fıskiyeye yöneldi. Kyle ise şaşırtıcı bir şekilde, uysalca hemen arkasından onu takip etti.

“Leyla! Cidden altın sikkelerini oraya mı fırlatacaksın? O fıskiyeye mi? Senin gibi eli sıkı biri hem de?”

Leyla cevap vermek yerine madeni parayı tüm gücüyle fırlattı. Şanssızlığına, altın sikke kasenin kenarına çarptı ve diğer tarafa doğru sekti. Leyla nefesi kesilerek kaşlarını çattı, yüzünü bir hayal kırıklığı kaplamıştı.

“Leyla, bu konuda gerçekten iyi olduğuna emin misin?”

“Neden bana inanmıyorsun? Az önce tüm paralarımı tek hamlede başarıyla fırlatmıştım!”

“Daha kaç tane altın sikke fırlattın ki?” Kyle, kızın hiç ona yakışmayan bu üstünkörü becerisine kıkırdayarak sordu.

“Tamam. Bugün Ratz’ın fıskiyesine büyük bir bağış yaptığıma göre, bir tane daha atacağım.”

“Bir tane daha mı atacaksın? Bu kadar yeter! Yapma!”

Kyle, parayı Leyla’nın elinden kapınca Leyla kaşlarını çatıp sinirle onun eline doğru hamle yaptı. “O para harcanmalı!”

“Öyle diyorsun ama oraya şimdiden kaç tane altın sikke fırlattın?”

“Bu paranın bedelidir.”

“Hiç uğruna böyle çöpe atılması gereken bir para mı var?”

“Var!” diye bağırdı Leyla.

“Yeter! Daha fazla para atma. Yazık günah. Eğer para savurmak istiyorsan gidip dondurma alalım.”

“Bunu söylerken gerçekten tam bir Leyla Lewellin gibi görünüyorsun.”

“Her neyse.” Kyle omuzlarını silkti ve parayı cebine geri koydu. “Hadi gidelim.”

Leyla’nın elini tutmayacağını biliyordu ama Kyle yine de elini ona doğru uzattı. Leyla hafifçe eline vurdu ve küçük bir adım atarak öne geçti.

Kyle ona yetişmek için hızlandı.

“Hey, ne diledin?”

“Bill amcanın sağlığı ve mutluluğunu diledim. Sonra senin üniversiteye girip iyi bir doktor olmanı... Ve kendim için de düzgün bir yetişkin olmayı. Bizim için dilediklerim bunlardı.”

“Peki ya sonuncusu?”

“Hm?”

“Şu ıskaladığın son dileğin.”

“O...”

Leyla’nın yüzü aniden asıldı.

“O bir sır.” Tiksintiyle başını salladı ve adımlarını hızlandırdı.

Kyle, yüzü ilgiyle aydınlanmış bir şekilde neşeyle kıkırdadı.

“Hadi yiyecek lezzetli bir şeyler bulalım, olur mu? Seni arayacağım diye dört dönmekten açlıktan ölüyorum.”


*.·:·.✧.·:·.*


Doktor Etman, yatak odasının kapısını açmadan önce içini çekti.

Işığı açtığında karısının çoktan yatakta uzanmış olduğunu gördü. Kyle ve Leyla sınavlar için Ratz’a gittiklerinden beri bu haldeydi.

“Hayatım, akşam yemeği hazır. Hadi gel.”

“Beni boş ver.”

Sesi, sönük görünümünün aksine buz gibiydi.

“Nasıl hissettiğini anlıyorum ama...”

“Hayır, anlamıyorsun. Cömert ve yardımsever Doktor Etman asla anlamaz.”

Gözleri öfkeyle parlıyordu.

“Ama hayatım, sen de Leyla’yı seviyorsun, değil mi?”

“Evet, biliyorum. Leyla iyi bir kız. Eğer sen ve Kyle olmasaydınız onu sevmeye devam ederdim.”

“Kyle ile evlenmek Leyla’yı değiştirmeyecek hayatım. Sadece Kyle, gerçekten sevdiği o iyi kızla evlenmiş olacak.”

“Beni aşırı kibirli biri olarak görebilirsin ama evlilik bir gerçektir. Bu evlilik oğlumuzun değerini düşürüyor ve sen buna izin veriyorsun!”

“Hayatım, dünya değişmeye devam edecek. Birinin sosyal statüsü yakında demode bir değer haline gelecek.”

Bayan Etman, uzun ve dalgalı saçlarını topuz yapıp düzgünce yukarı topladıktan sonra yataktan kalktı. Kocasına kırgın bir ifadeyle baktı, günlerdir aç kalmış birine pek benzemiyordu.

“İnsanların yaşadığı bir dünyada sosyal statü yok olmayacak. Unvanlar artık kullanılmasa bile, gelecekte toplumun sosyal sınıflarını başka bir şey birbirinden ayıracaktır.”

“Hayatım...”

“Ve standartlar ne olursa olsun, Leyla’nın bizim Kyle’ımıza uygun olmadığı gerçeği asla değişmeyecek. Asla.”

Bayan Etman, bu acı sözlerle konuşmayı noktalayarak kocasının yanından geçip gitti.

Doktor Etman, bahçeye doğru çıkan karısının arkasından baktı ve orada şaşkınlıkla duran hizmetçiye hafifçe gülümsedi.

“Üzgünüm Bayan Becker. Lütfen akşam yemeği masasını toplayın.”

Doktor Etman bir iç çekerek, gecenin bu saatinde ışıksız kalmış bahçeye doğru karısını takip etti.

Yorumlar