Cry, Even Better If You Beg - 23. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

 ✧ Parçaladı, Ezdi ve Fırlattı ✧


Leyla ne zaman çırpınsa Matthias tutuşunun gücünü artırıyor, o artırdıkça Leyla daha büyük bir çaresizlikle direniyordu.

Sıkıca yumduğu gözlerini her açtığında görüşüne çarpan tek şey, değişken bir manzaraydı.

Titreyen yapraklar...

Gözler önüne serilen gökyüzü...

Ve Matthias...

Yaprakların siluetlerinin üzerinde oynaştığı kirli zemin ve yine o.

Sarımsı toz bulutu üzerlerine çökmüş, onları kumdan bir örtüyle sarmalamıştı. Tutkulu öpüşmeleri, tehlikeli bir şekilde bir kavgayı andırıyordu.

Bir noktadan sonra Leyla ne yaptığını bilemez hale geldi. Nefes alamama korkusu ve nefes alma ihtiyacı tek bir duyguda birleşmişti.

Diğer yanda, dükün onun dudaklarını emme ve dilini kendisininkine dolama çabası sadece daha da alevleniyor gibiydi. Leyla, bir avcı tarafından tüketilen canlı bir avmışçasına yenik bir halde kendini teslim etmekten başka bir yol bulamadı.

Nefesi zayıflamış ve düzensizleşmişti. Matthias’ın arzulu dudakları ensesinde hızlı ve güçlü bir şekilde gezinmeye başladığında, Leyla kalbi kırılmış bir halde feryat etti.

Bluzunu yırtmasıyla bir dizi düğme etrafa saçıldı ve narin köprücük kemiği açığa çıktı. Dudakları, boynunda nabzının attığı o özel noktayı inatla kışkırtıyordu.

Uyluklarını ve belini okşayan eli, ağır ağır yukarı süzüldü ve dolgun göğüslerini kavradı.

“Ah..!”

Leyla başını sertçe iki yana salladı ve Matthias’ın gömleğini çekiştirdi. Gömleğinden kopan düğme yere fırladı. Keskin tırnaklarıyla adamın tenini tırmaladı ve boynunda birkaç kez kırmızı izler bıraktı.

Matthias’ın dudaklarının tek tek kazıdığı kırmızı morluklar, köprücük kemiğini süslemeye başladı. Dudakları köprücük kemiğinden aşağı süzüldükçe gözlerinden yaşlar boşaldı.

Leyla’nın zihni uyuşmuştu.

Matthias’ın kendisininkiyle temas eden vücut ısısı, onda sersemletici ve daha önce hiç tatmadığı bir his uyandırıyordu.

Bu kabusu neden yaşamak zorunda olduğuna dair duyduğu korku ve şaşkınlık içini kemiriyordu.

Neyse ki Matthias yaptıklarına bir son verebildi. Başını eğdi ve bir koluyla vücudunu destekleyerek ona tepeden baktı.

Leyla gözlerini açtı. Matthias’ın nefes alışverişi hâlâ düzensiz ve sertti ama gözleri artık şehvete kapılmış bir adamınkiler gibi görünmüyordu.

Bakışları derin ve sakindi. Tıpkı bir madeni parayı çiğnediği o günkü ya da bir kuşu soğukkanlılıkla vurup öldürdüğü andaki gibi... Ona bakışındaki bu tavır, Leyla’nın yüzünün öfkeyle kızarmasına neden oldu.

Matthias birkaç saniye boyunca bakışlarını onun üzerinde sabitledi. Gözlerini yumdu ve yavaşça tekrar açtı. Nefesini biraz daha kontrol altına alırken adem elmasının aşağı yukarı hareket etmesi durulmuştu.

Orman rüzgarı Leyla’nın darmadağın olmuş saçlarını rastgele savuruyordu. Bakışlarını aşağı indirdiğinde, o pürüzsüz altın sarısı dalgalar önünde süzülüyordu.

Matthias ellerindeki toprağı sildi, ardından vücudunu yana doğru çevirdi.

Dikkatle çevresini süzdü.

Ağacın gölgesinde uzanmış hıçkırarak ağlayan bir kadın.

Taze kurumuş çamaşırlarla dolu çamaşır iplerinin olduğu bir bahçe.

Yalnız başına duran eski kulübe.

Ve bu absürt dünyanın ortasında, darmadağınık bir görünümle oturan kendisi.

Matthias belli belirsiz bir alayla güldü ve alnına düşen saçlarını geriye itti. Yanında Leyla, daha fazla hava solumaya çalışarak vücudunu bir top gibi içine çekmişti.

” Pfft... Ha... ha... ha...”

Onun toz toprak içindeki hırpalanmış halini gördüğü an, Matthias’ın kahkahası Leyla’nın kulakları için giderek daha yıkıcı bir hal aldı.

‘Seni...’

Derin bir nefes alan Matthias, elinin tersiyle nemli dudaklarını sildi. Elinde bir kan lekesi vardı.

‘Sadece senin gibi önemsiz biri yüzünden.’

Matthias arkasına döndüğünde Leyla çoktan ağacın dibine fırlamıştı. Ona şiddetle dik dik bakıyor ve titreyen elleriyle yerden aldığı ağaç dalını sıkıyordu.

Işıldayan gözlerinden hâlâ yaşlar süzülüyordu.

Kendisine tehditkar bakışlar fırlatan o kadından gözlerini ayıran Matthias, yerden kalktı. Az önce bir avuç sıcak toprağı kavradığı eline sessizce baktı.

‘Belki de bilmiyorsun. Bu elle senin o küçük boynunu gerçekten sıkıp kırmak istedim.’

Matthias, ceketini aldıktan sonra hiç tereddüt etmeden arkasını döndü.

Berg'de yaz kısa sürerdi.

Vakti geldiğinde soğuk bir esinti çıkacak ve mevsimler göz açıp kapayıncaya kadar değişecekti.

Matthias buna hiç yabancı değildi.


*.·:·.✧.·:·.*


Leyla ancak Dük Herhardt gözden kaybolduktan sonra ayağa kalkabildi.

Gözlüklerini alıp taktı. İki bacağı da zangır zangır titriyordu. Tökezleyerek, titreyerek ve birkaç kez ara vererek yürüdükten sonra nihayet kulübeye ulaşabildi.

‘Keşke yere düşseydim.’

Büyük bir pişmanlıkla yanaklarından yaşlar süzüldü. Dudaklarını eliyle ya da önlüğüyle kaç kez silerse silsin, o nahoş tat hâlâ oradaydı.

Leyla su pompasının yanına gitti ve sertçe pompaladı. Basınç yüzünden kovadan taşan soğuk su kıyafetlerini ıslattı ama umurunda değildi.

“...Hayır.”

Tam olarak neyi reddettiğinden emin olamayarak mırıldandı.

“Hayır. Hayır. Hayır.”

Leyla başını iki yana salladı. Düzensiz nefes alışverişleri bu tekrarlanan cümlelere karışırken kova ağzına kadar dolmuştu.

Titreyen ellerini gizledi ve sanki bir şey tarafından avlanıyormuş gibi gergin bir şekilde etrafına bakındı.

Ancak her şey aynıydı.

Burası Bill amcanın kulübesiydi. Dünyadaki en huzurlu yer. Sonsuz bir sevgiyle bağlı olduğu o yuva.

Rüzgar yaprakları hışırdatıyor, kuşlar ağaç dallarına tünemiş şarkılarını söylüyordu. Orman manzarası, gün batımı yaklaşırken her şeyi altın sarısı bir ışık huzmesine boğarak göz kamaştırıcı ve dingin görünüyordu.

Fakat Leyla’nın kalbi huzursuzca çarpmaya devam ediyordu. Neyi reddettiği konusunda kafası karışıktı ama neden korktuğunu da bilmiyordu.

Bildiği tek bir şey vardı, tüm bunlardan uzaklaşmalıydı.

Leyla gözlüklerini çıkardı ve su dolu kovayla yüzünü defalarca yıkadı. Kırmızı izlerle lekelenmiş ensesini sildi. Kulaklarını temizlemeye devam etti ancak adamın geride bıraktığı o ince izler hâlâ capcanlıydı.

Gökyüzü öylesine donuk görünüyordu ki Leyla yüzünde boş bir ifadeyle oraya bakakaldı.

Aniden dişlerini sıktı, kovayı kaldırdı ve soğuk suyu başından aşağı boşalttı. Su onu tepeden tırnağa yıkarken vücudu soğuktan titredi.

Hayatta kalma içgüdüsünün getirdiği o nahoş anılardan bıkmış bir halde, titreyerek musluktan tekrar su çekti. Bu kez, avuçlarını doldurduğu suyla ağzının her yerini iyice çalkaladı.

'Öhö!'

Suyu üzerine boca etmenin bu anıları da yıkayıp götüreceğini sanmıştı. Ama faydasızdı. O iğrenç ve absürt şeyleri hâlâ hatırlıyordu.

'Öhö! Öhö!'

Leyla yıkanmayı bıraktı. Yanlışlıkla su yuttuğu için boğazı düğümlenmişti.

Ağlayarak olduğu yere çöktü, sonra musluktan daha fazla su pompalamaya başladı.

*.·:·.✧.·:·.*


Matthias, gül yataklarının bulunduğu bahçe ile malikaneye çıkan mermer merdivenlerin birleştiği sınırda durmadan önce bahçede ağır adımlarla yürüdü.

Kıyafetindeki tozları silkelemiş olsa da kalıntıları hâlâ her yerde görülebiliyordu. Bu onun için bir önem arz etmiyordu, asıl mesele hafızasıydı. Attığı her adımda o anılar daha da berraklaşıyordu.

Leyla kollarına sokulduğunda, mantığından eser kalmamıştı. Vahşi bir hayvana dönüşmüşçesine ona sahip olmak için duyduğu açlık benzeri bir susuzluktan başka hiçbir şey yoktu.

Matthias dudaklarını yaladı ve alnındaki perçemlerini yana itti. Bu şehvetli arzunun nasıl ve nerede duracağını anlamaya çalıştı.

Eğer o önemsiz kadın, Leyla, ağlamasaydı; her şey manasız, beyhude ve nihayetinde ehemmiyetsiz olurdu.

Keşke kendini dizginleyebilseydi. Keşke böyle bir kadına hakaret etmekten geri durabilseydi. Belki de...

Başını kaldıran Matthias, öğleden sonranın esmer güneşi altında oturan malikaneyi gördü. Arkasındaki bahçenin ötesinde uzanan orman, sessizliğe bürünmüş ıssız bir dünya gibi görünüyordu.

Sessizdi.

Hiçliğin ortasında bir şey tek başına duruyordu.

Güzel bir kadına karşı duyulan saplantılı bir ilgi ve hükmetme tutkusu... Matthias, kendisini rahatsız eden saçma bir şeyi siliyormuşçasına yavaşça gözlerini yumdu.

Gözlerini tekrar açtı ve onun gözyaşlarını andıran, tam açmış bir gül demetini kopardı.

Avucunun içinde ezilen güllerin geniz yakan keskin kokusu yoğun bir şekilde yayıldı. O kadının vücut kokusunu anımsatan hoş bir kokusu vardı.

Onu parçaladı, ezdi ve fırlattı.

Yırtılmış ve parçalanmış gül yaprakları ağır bir tempoyla tek tek ayaklarının dibine saçıldı.

Bu bahçeden geçen o kızın anısı, düşen taç yapraklarıyla birlikte birbiri ardına zihninde canlandı.

Arvis malikanesine her döndüğünde o çocuk her zaman daha da serpilmiş ve canlanmış oluyordu.

Tam açmış bir gül tarlası, çocuğun yaşadığı mahallede tanıdık bir manzara haline gelmişti.

Kış ayları geldiğinde çiçek yatağı huzurla karla kaplanırdı. Mevsimler birbirini kovalamaya devam etti, zaman akıp gitti ve o kız, bir sahneler silsilesi gibi büyüyüp bir kadına dönüştü.

Ancak günün sonunda, hepsi nafileydi.

Matthias, gül kokulu eliyle dudaklarına dokundu ve taç yapraklarının üzerinden geniş adımlarla geçti.

Güneş batmaya başlarken esen hafif ve serin rüzgar, yazın sonunu müjdeliyordu.

Matthias, merdivenleri çıkıp malikanenin göz kamaştıran yapay ışığına girerken bir kez bile arkasına bakmadı.


*.·:·.✧.·:·.*


Güneşin tıpkı güvercinler gibi yuvasına döndüğü batı ufkundaki gökyüzü, şimdi derin mor tonlara bürünmüştü.

Karanlık yavaş yavaş odaya sızıyordu ama Kyle lambaları yakmadı. Pencere kenarındaki sandalyeye iyice yaslanmış, bakışlarını sürekli renk değiştiren gökyüzüne dikmişti.

Arvis’teki kulübeden döndüğünden beri Kyle odasına kapanmıştı. Dudaklarında o oyuncu gülümsemeden eser yoktu, grimsi gözleri gölgeli ve soğuk bir anlam taşıyordu.

Leyla ile dostça bir ortamda öğle yemeği yemişti. Leyla her zamanki gibi davranmaya çalıştığı için Kyle buna hayır dememişti. Ama biliyordu. Birlikte geçirdikleri zaman artık eskisi gibi değildi.

Eğer kısa süre içinde bir çözüm bulamazsa gitmesine izin vermek zorunda kalacaktı.

Kyle, kuru yüzünü sanki yıkıyormuşçasına eliyle sildi.

Leyla, uzun süre iyi dost kalmalarını dilediğini söylemişti. Ve dost kalabilmek için aralarına mesafe koymaları gerekiyordu.

Kyle bunun ne anlama geldiğini sonunda kavramıştı. Yine de çok farklı bir planı vardı. Elbette onunla uzun zaman geçirmek istiyordu ama dost kılığına girmiş bir arkadaş olarak değil.

Bu yüzden daha fazla bekleyemezdi.

Kyle bu sonuca vardıktan sonra kararlı bir duruş sergiledi. Leyla ile geçirdiği o mutlu günleri çarçur etmek istemiyordu, bu yüzden artık o görünmez duygularını serbest bırakma vakti gelmişti.

Derin bir nefes alan Kyle kapıyı açtı ve koridorda kararlı adımlarla ilerledi.

Babasının çalışma odasının kapısının altından sızan loş bir ışık parlıyordu. Kyle kapının önünde bir kez daha nefes alarak kendini telkin etti.

Dükün partisindeyken, annesinin onu neden aristokrasiye takdim ettiğinin asıl sebebini kavramıştı. O zamanlar annesinin nişan veya evlilik düşünceleriyle ne planladığına dair en ufak bir fikri yoktu ama bugün, bir şekilde buna minnettar kalmıştı.

‘Seni kaybedemem. Ya da birbirimizden ayrı kalamayız. Bunu nasıl yapabiliriz?’

Leyla'ya söylediği bu sözler üzerine kafa yoran Kyle, kapıyı güçlü bir şekilde çaldı.

“Baba, benim.”

“Gel içeri, Kyle.”

Kapının arkasından babasının sıcak ve sevgi dolu sesini duydu. Bu nezaketten cesaret alan Kyle, çalışma odasının kapısını yavaşça açtı. Masasının başında oturan Doktor Etman, oğlunu gülümseyerek karşıladı.

Kyle her zamanki gibi babasının masasının karşısındaki koltuğa yayılmak yerine, onun önünde dimdik durdu.

“Sana söylemem gereken bir şey var baba.” dedi.

“Bu pek senin tarzın değil. Söyleyeceğin şey oldukça ciddi olmalı, değil mi?”

“Evet.”

Kyle cesaretini toplamak için yumruklarını iyice sıktı.

Eninde sonunda bunu zaten söyleyecekti.

Kendini yüreklendirdi ve yutkundu.

Gelecek yıl üniversiteye kaydolacak ve başkente gidecekti. Leyla ise bu şehirde kalıp öğretmenlik kariyerine devam etmeyi planlıyordu.

Mesafe onları uzun bir süre ayıracaktı.

Ancak Kyle, sadece bununla yetinmeye pek niyetli değildi. Kyle Etman’ın, Leyla Lewellin’in yanında durmayacağı bir günün gelmesi fikrini kabullenemiyordu.

Bunun üzerine derin derin düşündü.

Ya üniversiteye birlikte gitselerdi? Aynı anda tıp ve ornitoloji öğrencileri olarak eğitim görselerdi nasıl olurdu? Ya hayatlarının geri kalanında, hep oldukları gibi birlikte yaşasalardı? Arkadaş, sevgili ve aile olarak.

“Annem bugünlerde benim evliliğim hakkında kafa yoruyor gibi görünüyor.”

Doktor Etman, Kyle’ın bu sözleri üzerine kısa ama neşeli bir kahkaha attı.

“O gün annen biraz aceleci davrandı. Bunun seni çok fazla rahatsız etmesine izin verme Kyle. Annenin duygularını anlıyorum ama ona katılmıyorum. Acele etmeye gerek yok.”

“Hayır baba.”

Kyle, babasına kararlı bir bakışla karşılık verdi.

“Ben evlenmeyi düşünüyorum.”

“Evlilik mi? Kyle? Sen mi?” Doktor Etman, oğluna bakarken gözleri şaşkınlıkla kısıldı.

“Evet.”

Kyle, gergin ama bir o kadar da kendinden emin bir sesle yanıtladı.

“Leyla ile evlenmek ve üniversiteye onunla birlikte gitmek istiyorum.”

Yorumlar