Cry, Even Better If You Beg - 22. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

 ✧ Işık Örtüsünün İçinde ✧


Matthias arkasına dönerek yanlış bir karar vermişti.

Akşam yemeği vaktinden önce birikmiş işlerini bitirmek için müştemilatta kalmayı planlıyordu. Geriye dönüp bakıldığında, planında hiçbir şey değişmemişti. En azından müştemilattan ayrılana kadar.

Ancak arkasına bakmak için vücudunu döndürdüğünde ve kendini bahçıvan kulübesine giden yolda bulduğunda işler darmadağın oldu.

Matthias durdu, yüzünde düşünceli bir ifadeyle adımlarını durdurdu.

Günler olması gerektiği gibi ilerlemişti. Her şey tıkır tıkır ve düzenli bir şekilde hallolmuştu.

O geceki gözyaşları da akıp gitmiş ve içindeki o yabancı hissin tüm izlerini temizlemişti.

Matthias gölgeli orman yolunda yürümeye başladı. Kravatını çekiştirip gevşetti, ardından dar gömleğinin birkaç düğmesini açtı. Hareketleri her zamankinden biraz daha kaba ve alışık olduğu o sakinlikten uzaktı.

Bu durum mide bulandırıcıydı.

Kendi çizgisinin dışındaki bu duygulardan nefret ediyordu.

Dizginleyemediği hisler tarafından rahatsız edilmek ona azap veriyordu.

Matthias, dünyasındaki her şeyin yerli yerinde olmasını istiyordu; kendi duygularının bile. Bir kadın denen yaratığa hiçbir zaman tutulmamasının sebebi de buydu.

Onun yörüngesinde cinsel arzu sadece bir içgüdüydü. Üzerinde asla kafa yormamış ya da ondan etkilenmemişti.

Daha ziyade, bu zahmetli bir durumdu; yeterince tatmin edilmesi ve kurutulup atılması gereken bir ihtiyaçtan fazlası değildi. Bu tür arzular, en başından beri zihninde baş köşeye oturmamıştı.

İşte bu yüzden Leyla yüzünden hissettiği bu sinir ve rahatsızlık büyümüş, onun istikrarlı dünyasında tahribata yol açmıştı.

Artık dünyasında sadece o olabilirdi.

Tüm beş duyusu ona kilitlenmişti ve iç derinliklerinde kontrol edilemez bir ihtiras kabarıyordu. Ona sahip olma konusundaki açgözlü arzusu ve şehvetli düşüncelerinin, başa çıkamayacağı kadar ağırlaştığı anlar oluyordu.

Matthias, bu kadar önemsiz şeylere takıntılı hale geldiğini fark ettikçe hoşnutsuzluğu artıyordu. Bunu öncelikler listesine bile dahil edemezdi.

Leyla Lewellin o önemsizler sınıfına ait, hiçbir işe yaramayan biriydi.

Yine de emin olması gerekiyordu.

Kulübe binası yaklaştıkça, ormanın uzun ağaç sıraları yavaş yavaş seyrelmeye başladı.

Matthias düşüncelere dalmış bir halde ışık örtüsünün içine doğru yürüdü. Dalların arasından süzülen neşeli yaz güneşi huzmeleri gözlerine doluyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


Leyla yerde yatan yavru bir kuş buldu.

Kyle'ı yolcu ettikten sonra eve dönerken aniden çaresiz bir cıvıltı sesi duydu.

Arka bahçedeki bir ağacın altında yere düşmüş yavru kuşu fark etti. Tüyleri henüz yeni çıkmaya başlamış, minicik ve narin bir yavruydu bu.

“Ah, sen mi düştün?”

Leyla yavru kuşu dikkatli bir dokunuşla avuçladı ve gözlerini ağaca dikti.

Tam da tahmin ettiği gibi, ağacın dallarından birinde bir kuş yuvası vardı. Ağaç oldukça yüksek görünüyordu ama neyse ki yavru kuş ciddi şekilde yaralanmamıştı.

“Sorun yok. Seni evine götüreceğim.”

Leyla yavru kuşu nazikçe okşadı ve önlüğünün cebine yerleştirdi. Depoda duran merdiveni almak için aceleyle kulübeye koştu.

Merdiveni ağaca güvenli bir şekilde yaslayıp tırmanmaya başladı.

Yuva, merdivenin uzandığı yerden daha yüksekteki dalların arasına kurulmuştu bu yüzden yukarıya tırmanmaktan başka seçeneği yoktu.

Bu kadar yükseğe tırmanmak onun için normalde hiç sorun olmazdı. Ancak cebindeki yavru kuş yüzünden Leyla hareketlerinde daha temkinli davranıyor, her zamanki kadar çevik olamıyordu.

Kuş yuvasına en yakın dala ulaştıktan sonra, Leyla bir eliyle dalı sıkıca kavradı ve diğer elini cebine soktu.

Ellerini can havliyle uzatabildiği kadar uzattı ve yavru kuşu güvenle yuvasına bıraktı.

Ne yazık ki, tam rahat bir nefes alacağı sırada ayağı aniden kaydı ve dalı tutan eli boşlukta kaldı.

Vücudu dengesini kaybedip sarsılırken dünya bir saniye içinde tersine döndü. Dalın ucunu yakalayıp sıkıca tutunmayı başarmıştı ama merdiven yere düşmüştü. Heyhat, vücut ağırlığını taşıyamayacak kadar zayıf olan dal, çatırdamaya başladı.

“Amcaaa! Bill amcaaa!”

Dehşete düşen Leyla refleks olarak çığlık attı. Ancak haykırışı, Bill amcanın evde olmadığını hatırlatan bir sessizlikle karşılandı.

“Kyleee!”

Kyle’ın çoktan uzaklaştığını ve onu duyamayacağını bilmesine rağmen, Leyla ağlayarak ona seslenmeye devam etti. Bill amca burada değilken tek umudu Kyle’dı. Çünkü başı dertte olduğunda yardıma gelecek tek kişiler onlardı.

“Leyla.”

Aniden, hiçbir yerden gelmiyormuşçasına tanıdık bir ses duyuldu.

O yumuşak ses, sanki bir şarkı söylermişçesine nazikçe adını fısıldadı.

Zihni korkudan bembeyaz kesilmişti ama Leyla sesin sahibini yine de tanıdı. Korku dolu bakışlarını aşağı indirdi, tanıdığı biri tam altında duruyordu.

Dük Herhardt.

Hiç istifini bozmadan —gözleri yerdeki merdivene kaymış bir halde— yarı kırılmış ağaç dalında tehlikeli bir şekilde asılı kalan kızı sakince izliyordu.

Gülerek sordu:

“Seni kurtarmalı mıyım?”

‘Bu deli adam, neden o?’

“Gerek yok!”

Korkusuna rağmen Leyla, onun yardım teklifini kestirip attı. Çabalarının sonuçsuz olduğunu bilse de ağaç dalına tutunmaya devam etti.

Çatlak derinleştikçe sarsıntısı artan dal, her an kırılacakmış gibi tehlikeli bir şekilde titremeye başladı.

“Kyle! Kyleeee!”

Korkuyla karışık Kyle’a seslenen haykırışları, Arvis ormanında yankılanıyordu.

Matthias hafifçe güldü. Bakışlarını genç adamın az önce gidip gözden kaybolduğu yola çevirdi.

“Gelmiyor.”

Bunu söyledikten sonra kollarını rahat bir tavırla göğsünde kavuşturdu.

‘Ne kadar gaddar olursa olsun, tehlike altındaki birini gördüğünde en ufak bir endişe bile hissetmiyor mu?’

Leyla, karşısında duran adam hakkındaki o sarsıcı gerçeği kısa sürede anladı. O, Herhardt Dükü’ydü. O kaçık dükün, normal bir insan gibi makul bir zihne sahip olması mümkün değildi.

“Gidin buradan!”

Öfkeyle ona çıkıştı ve onu kovmaya çalıştı.

“Eğer yardım etmeye niyetiniz yoksa sadece gidin! Neden hâlâ orada dikiliyorsunuz!”

“Görünüşe bakılırsa düşeceksin, seni kurtarması için birini çağıracağım.”

“Ne dediniz?”

“O kadar da kalpsiz biri değilim Leyla.” Matthias’ın dudakları mahmur bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Çaresizce çağırdığın o Bay Etman’ı çağıracağım.”

‘Seni pislik.’

Nefes nefese kalışının gürültüsü, adamın sesini artık duyulmaz kılıyordu.

“Pekala, bir bakalım, ne yapsam acaba? Bu yüksekliğe bakılırsa, sanırım en iyisi Doktor Etman’ı çağırmak olur.”

‘Lanet olsun.’

Eğer şu anki konumu ona engel olmasaydı, Leyla onu en ağır küfür yağmuruna tutmak için her türlü haklı gerekçeye sahip olduğunu hissediyordu.

“...Kur- kurtarın beni!”

Leyla çaresizlik içinde feryat etti.

Karşısındaki adama yalvarmaktansa, yere çakılıp yaralanmayı tercih ederdi.

Korkusu, prensiplerinden vazgeçmesine neden olmadan hemen önce aklından geçen tek şey buydu.

“Emin misin?”

Matthias, ceketini yavaşça çıkarırken sordu.

“Bana seslen o zaman.”

“Ne?”

“Bana seslen.”

Ağaca doğru birkaç adım daha yaklaştı, sonra durup arzu dolu bakışlarla ona baktı.

Sanki bekliyor gibiydi.

Talebi yerine getirilmezse, onun düşeceği anı bekliyordu. Leyla, onun böyle bir şeyi yapabilecek biri olduğunu çok iyi biliyordu.

“Dük hazretleri, lütfen!”

Leyla, gözlerinde yaşlar ve hıçkırıklara boğulan perişan bir sesle ona yalvardı.

“Dük Hazretleriii!”

Düşeceği an yaklaştıkça yakarışları daha da umutsuz bir hal alıyordu.

Milyonuncu kez ona seslendiğinde, dal nihayet kırıldı.

Düştü.

Leyla’nın zihni bomboş kesildi. Bedeni ağaçtan aşağı süzülürken görüşü bulandı.

Ve sonra o geldi.

Matthias can havliyle ağaca doğru atıldı ve onu kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Bedenleri yere çarptı ama Matthias onu bırakmayı reddetti ve tüm gücüyle ona sarılmaya devam etti.

Toprağa çakılmalarıyla etraflarını saran toz ve toprak bulutu yavaşça dağılırken Leyla’nın kafası uğulduyordu ama bilinci yavaş yavaş yerine geldi.

Yumuşak.

Yüksek bir yerden düşmüş olmasına rağmen inanılmaz derecede rahat ve yumuşak hissettiriyordu.

Leyla gözlerini açtı. Hissettiği sıcaklık, farkında olmadan sıkıca sarıldığı adama aitti.

Dük Herhardt onun altında uzanıyordu ve Leyla, dükün kollarında güven içinde korunmuştu.

Birbirine iyice temas eden göğüslerinden, adamın kalp atışlarının sesini kendi kalbinde hissedebiliyordu.

Belini ve başının arkasını sıkıca saran kol kasları inanılmaz derecede güçlüydü.

Başını yavaşça kaldırdığında, adamın ensesinden hafif bir nane ve su kokusu duydu. Cildi pürüzsüz ve sıcaktı, üzerine harika bir koku sinmişti.

Yanaklarından başlayan bir ateş, kısa sürede tüm vücuduna yayıldı.

Vücudu ısınmaya başlayınca Leyla irkilerek titredi. Ondan kurtulmak için var gücüyle çabalamaya başladı.

Bedenleri birbirine sıkı bir düğüm gibi dolanmışken hissettiği utanç duygusunu görmezden gelmeye çalıştı. Adam çok büyük ve çok ağırdı. Leyla kurtulmaya çalıştıkça Matthias’ın kuşatması daha da güçleniyordu.

“Şşşt.. Kıpırdama.”

Matthias, alçak bir iç çekişle ona emretti. Ancak Leyla’nın direnci daha da şiddetlendi.

‘Hayır.’

Bıkmıştı. Kanı beynine sıçramıştı.

‘Ne pislik biri. İstemiyorum.’

Leyla çığlık atmaya çalıştı ama tek bir kelime bile edemedi.

Onu hapseden Matthias’ın boğucu kucaklaması bu sırada giderek ısınıyordu. Başını ve belini saran kolları her zamankinden daha güçlüydü. Tüm bu garip ve yabancı hisler kontrolünden çıkıyordu ve Leyla artık buna dayanamıyordu.

Ölesiye korkmuştu ve umutsuzca kurtulmaya çalışıyordu. Ancak direnmek istedikçe kendini daha çaresiz hissediyordu. Ne yaparsa yapsın Leyla kendini onun üzerinden itmeyi başaramıyordu.

Çevirmen Notu: Abi bu düpedüz taciz artık yeter yaaa!!

Kurguladığı hayaller en kötü korkularıyla birleştiği anda, hiç düşünmeden, körü körüne dükün kulağını ısırdı.

“Ah!”

Matthias acıyla yüzünü buruşturdu ve onu hemen geriye doğru itti. Şaşkına dönmüştü ama çok geçmeden ağzı eğlenircesine çarpık bir gülümsemeyle kıvrıldı.

Ona vahşice saldıran kendisiyken Leyla’nın bu kadar şiddetli titremesini izlemeyi komik bulmuştu.

Leyla’nın canlı yeşil gözleri, onu parça parça etmek istiyormuşçasına öfkeyle parlıyordu. Matthias gülmeyi kesti.

“Hanımefendi gibi davran, Leyla.”

Matthias ısırılan kulağını hafifçe okşadı ve gözünü bile kırpmadan aniden Leyla’yı saçlarından yakaladı.

Refleks bile gösteremeden yere fırlatılmıştı. Matthias’ın çehresi üzerinde belirdi; o boş, yarık benzeri gözleriyle ona dik dik bakıyordu.

“Hayatını kurtarmamın karşılığı bu mu? Sence de bir hanımefendiye hiç yakışmıyor mu?”

“Siz bir beyefendi bile değilken, ben neden hanımefendi gibi davranayım?”

Leyla yüzünü yana çevirdi. Utanç yanaklarını kızıla boyarken, adamın bedenini bir kez daha itmeye çalıştı. Ancak Matthias, kavurucu sıcaklıktaki eliyle çenesini kavradı ve yüzünü kendine doğru sertçe çekti.

“Az önce ağzından çıkan laf benim bir beyefendi olmadığım mıydı?”

“...Hayır! Yanlış söyledim!”

“Öyle mi?”

“Beyefendiymiş, peh. Tamamen saçmalık. Eğer bir beyefendi olsaydınız... N-Nasıl böyle bir şey y-yapabilirdiniz?”

Leyla, her an ağlayacakmış gibi bir yüzle kekeledi ve ondan kurtulmak için çabaladı.

Matthias’ın gözleri kısıldı. Dudaklarını kirli bir şeye bulaşmış gibi silen Leyla’ya bakarken kaşlarının arasında küçük bir çukur oluştu.

“Lütfen çekilin.”

Leyla, yüzünü kaplayan asık bir ifadeyle ona ters ters baktı.

“Böyle bir şeyi, ben... Ah!”

Son hecesi havada asılı kalan tiz bir çığlık yükseldi. Matthias başını aşağı indirmiş ve karşılık olarak onun kulağını ısırmıştı.

Her şey bir anda, tamamen beklenmedik bir şekilde gerçekleşti.

Matthias, amansız bir darbeyle onu toprağa bastırdı. Pençe gibi savrulan küçük elini yakalayıp hareketlerini engelledi ve kulağını hırpaladı.

“Aahhh!”

Matthias kulak memesini emip ısırmaya başladığında, kızın çığlık atan nefesi kesildi.

Matthias başta ona yaptıklarının karşılığını vermeyi planlamıştı, ancak fikrini değiştirip onu inatçı bir güçle bastırdı.

Nemli kulak memesini sertçe ısırdığında Leyla inledi ve vücudunu büktü. Hıçkırık ve nefes nefese kalma sesleri boğucu ve fırın gibi sıcaktı. Matthias, çırpınan uzuvlarını ağırlığıyla ezdi ve kızın kızarmış kulaklarının her yerine dişlerinin izini kazıdı.

Leyla’nın darmadağın olmuş halini görünce yüzünde memnuniyet dolu bir gülümseme belirdi.

Masum gözleri ıslanmış, gözyaşlarıyla şeffaf bir şekilde şişmişti. Normal renginden daha da koyulaşmış olan hafifçe aralanmış dudakları, ağır havayı ciğerlerine çekiyordu.

Matthias, kızın birbirine dolanmış titrek parmaklarını sıkıca kavradı ve nemli dudaklarını tutkuyla sömürdü.

Bu ani öpücükle sarsılan Leyla dudaklarını sıkıca kapattı ama Matthias onun direncini kolayca kırdı.

Bu kavurucu yaz çok yakında sona erecekti.

Matthias durumu gayet iyi anlıyordu. Yine de bu onu durdurmadı.

Aceleci dilini içeri itmeye, onu yutmak istercesine emmeye ve solumaya devam etti.

Üst üste binen dudaklarından berrak bir salya, iniltiler ve sert nefesler süzülmeye başladı.

Çevirmen Notu: ŞEREFSİZ P*Ç!!

Yorumlar