Cry, Even Better If You Beg - 17. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Sürpriz Hediye ✧
Bay Remmer’ın ‘kızı’ Leyla, dükün partisine davet edilmişti.
Arvis malikanesindeki insanlar bu söylentiyi kısa sürede duydular. Partinin haberi diğer sakinler arasında hızla yayıldı.
Herkes başlangıçta bu duruma şaşırsa da, olayın iç yüzünü öğrendiklerinde ona sempati duymaya başladılar.
Oradaki her ruh, Leyla Brandt’ın o zavallı Leyla’ya sanki köpeğiymiş gibi ne kadar kötü davrandığını görebiliyordu.
“Aristokratların neden bu kadar huysuz olduğunu anlayamıyorum.”
Öğle sıcağında gölgede dinlenmekte olan Bill Remmer’ı aşçı Mona Hanım ziyaret etti. Şaşırtıcı haber Bill’i olduğu yere çivilemişti.
“Aristokratlar düşünceli olduklarını iddia ederler ama Leyla öyle bir yerde kim bilir ne kadar ürker?”
“Leyla öyle şeylerden kolay kolay ürkecek bir çocuk değil. Sadece kısa bir süre görünür ve geri döner.”
“Of! Erkekler hiçbir şeyden anlamıyor!”
Mona Hanım söylendiğinde Bill sadece ensesini kaşıdı. Sigarasını çıkarıp küllerini silkeledi.
“Onlara günlerini gösterelim!”
“Ha, ne demek istiyorsun?”
“Ne demek istediğimi anlamıyor musun? Leyla’nın o güzel görünüşüyle şu aristokratların havasını söndürelim.”
“Hayır, neden bu kadar?..”
“Biliyordum! Leyla’yı partiye okul üniformasıyla mı göndermek istiyorsun?”
‘Okul üniformasının nesi var?’
Bill ne diyeceğini bilemez halde bakarken Mona Hanım iç çekti. “Bak buraya Bill Remmer. Bunca yıldan sonra artık bir kız çocuğu nasıl yetiştirilir öğrenmen gerekmiyor mu?”
“Ne demek yetiştirmek? Ben hâlâ onu nereye göndereceğimi düşünüyorum...”
“Tabii. Düşünmen lazım zaten. Leyla’yı evlendiği gün yolcu ederken de düşünürsün, çocuklarını kucağına aldığında da düşünürsün, hatta tabuta girdiğinde bile düşünmeye devam edersin.”
“Hayır! O küçük kızı nasıl evlenmeye gönderebilirim? Saçmalıyorsun.”
Bill’in öfkeyle parladığını gören Mona Hanım’ın ifadesi yumuşadı. “Bir de hâlâ kızım değil diyorsun. Gerçekten hiç anlayamadığım bir adamsın.”
“Eğer böyle saçma sapan konuşmaya devam edeceksen git artık.”
“Hadi gel, ona yeni bir elbise alalım Bay Remmer. O bir genç kız. Sürpriz bir hediye alınca kim bilir ne kadar mutlu olur?” Mona Hanım, emir veren bir tonla önerisini sundu. “Leyla elbise isteyecek bir çocuk değil, sen de böyle şeylere kafa yoracak bir adam değilsin; o yüzden işe karışmaktan başka çarem yok. Sana yardım edeceğim.”
“...Nasıl?”
“Parayı sen vereceksin, elbiseyi de ben hazırlayacağım.”
“Yap öyleyse.”
Bill homurdanarak eve girdi ve çantasını dışarı çıkardı. Bankalara olan şüpheciliği yüzünden parasını kulübede biriktirirdi.
Leyla o sırada keçi ağılına gitmişti. Tam Mona Hanım elbiseler ve ayakkabılar satın almak için Bill’den parayı toplarken kulübeye geri döndü. İkili, anlaşmalarının kanıtlarını aceleyle gizleyerek hiçbir şey olmamış gibi davrandılar.
Mona Hanım, Leyla’nın çay teklifini geri çevirdi. O kulübeden çıktıktan sonra Bill, cüzdanını sessizce arka cebine tıkıştırdı.
“Mona Hanım yine benden dert yanıp sana dırdır mı etti? Son zamanlarda hiç ağaçlara tırmanmıyorum.” Leyla, Bill’in yanındaki sandalyeye oturduktan sonra endişeyle sordu.
“Öyle bir şey değil, endişelenmene gerek yok.” Bill boğazını temizledi ve az önce söndürdüğü sigarasını tekrar yaktı.
“Bunu duyduğuma sevindim.” Leyla gülümsedi, şapkasını çıkardıktan sonra sandalyesine yaslandı.
Bill, Leyla’yı bu yaz ona hediye ettiği hasır şapkayı takarken görmekten her gün büyük bir keyif alıyordu. Zarif bir elbise içinde görmenin kat kat daha fazla tatmin edici olacağını düşündüğünden, Mona Hanım’a o parayı verdiği için artık hiç pişmanlık duymuyordu.
“Leyla.”
Bill aniden seslenince Leyla ona doğru döndü.
“Ne yapmayı planlıyorsun? Yani, dükün partisi hakkında.”
“Sadece bir selam vermek için uğrayacağım. Etmanlar da davet edildiği için Kyle ile birlikte gideceğim.”
“Öyle mi? O obur çocuk sonunda evimde yediği onca yemeğin karşılığını veriyor demek.”
Kyle’ın adını duyunca Bill’in üzerinden büyük bir rahatlama dalgası geçti. O çocuk, Bill’in tam anlamıyla güvendiği biriydi.
“Peki, bir şeye ihtiyacın yok mu? Giyecek bir elbise, onun gibi şeyler?”
“İyiyim ben amca.”
“Ne demek iyiyim. Partiye okul üniformanla mı gitmeyi planlıyorsun?”
“Aslında, bu kötü bir fikir değil.”
Leyla neşeyle kıkırdadı. Onun bu kadar dertsiz görünmesi Bill’in aklını karıştırdı.
'Kız çocuğu yetiştirmekten zerre anlamadığım doğru mu acaba?'
“Hayır.”
'Benim kızım mı? Ne saçma.'
Bill şaşkın bir hoşnutsuzlukla mırıldandı ve bu düşünceyi hızla kafasından uzaklaştırdı. Leyla’nın parıldayan gözlüklerinin arkasındaki meraklı bakışlarıyla karşılaşınca kendini garip hissetti.
Bill, genç kızın ona zahmet vermemek ve mümkünse borçlu kalmamak için gösterdiği çabayı hissedebiliyordu. Bunu gayet iyi anlıyordu. Sadece onu teselli edecek doğru kelimeleri bulamadığı için bu duygusunu her zamanki sert tavrının altına gizliyordu.
Bill şunu kabul etti; yöntemleri biraz uç olsa da Mona Hanım, Leyla’ya elbise ve ayakkabıyla sürpriz yapma konusunda harika bir karar vermişti.
“Leyla.”
Bill bir kez daha ona seslendi ve tüm cesaretini topladı.
“...Dışarısı cayır cayır yanıyor.”
Yine söylemek istediği sözleri dile getirmeyi başaramamıştı.
Gereksiz şeyler söyledikten sonra boğazını temizleyen Bill’e kıkırdayan Leyla, adamın sandalyenin kolçağındaki elini nazikçe tuttu.
‘Asıl seni teselli etmesi gereken kişi benim.’
Bill’in suratı asıldı ama kızın o küçük elini terslemedi. Leyla ona gülümsedi, büyüleyici bir gülümsemesi olan bir kızdı.
Leyla yerinden kalktığında akşam olmuştu. Oda mürekkep gibi bir karanlığa bürünmüştü.
Yatağında hareketsizce yatarak etrafındaki her şeyi zihnine kazıdı.
Tanıdık tavan. Pencerede asılı duran krem rengi perdeler. Üzerinde birkaç kitap olan eski bir çalışma masası. Hafif bir güneş kokusu yayan yumuşak bir yorgan kılıfı.
‘Odamdayım.’
Nerede olduğunu fark edince Leyla rahatlamış bir iç çekti.
Kabuslar ona eziyet etmeye devam ediyordu. Bu dünyada terk edildiği zamanlara dair bir anı canlandı zihninde. Ailesi yoktu ve akrabalarının evleri arasında mekik dokumaya zorlanmıştı.
Bill amca ile tanışmadan önce Leyla her gün aynı rüyaları görüyordu. Şimdi bile onda su korkusunu uyandıran o yere dair anıları hala zihninde capcanlıydı.
‘Hepsi senin yüzünden!’
Amcası ne zaman sarhoş olsa öfkesini ondan çıkarırdı.
Ayıkken utangaç ve sessiz biriydi ama Leyla’nın hatırladığı amcası, haftanın beş günü sarhoş olan bir adamdı. Kumarda para kaybettiğinde daha da saldırganlaşırdı, ona küfretmeyi ve tokat atmayı asla ihmal etmezdi.
Leyla ondan nefret ediyordu.
Ondan nefret ediyordu. Gidecek başka yeri olmayan bir yetim olarak tek yapabildiği buna katlanmaktı.
Bunu bildiği için Leyla elinden gelen her çabayı gösteriyordu. Ev işlerine yardım etmekten asla geri durmuyor ve çok az yemek yiyordu. Evin bir köşesine bırakılmış bir eşya gibi, varlığını hissettirmemeye çalışarak nadiren hareket ediyordu.
Resmi olarak evden kovulduğu gün, yengesi ona içinde kurabiye olan kağıt bir torba verecek kadar nazik davranmıştı. Leyla torbayı ondan aldı ve son vedasını etti.
Bir sonraki akrabasının yanına gitmeden önce kurabiyeyi çıkardı ve trende yedi. Çikolatanın lezzeti kalbini sızlatıyordu ama ağlamayı reddetti.
Gideceği yere kadar olan yolculuk boyunca Leyla gülümseme pratiği yaptı. Bu dünyada hiç kimse ağlayan yetimlerden hoşlanmazdı. Bu yüzden ne kadar çok ağlamak isterse, gülümsemesini o kadar parlak tutmaya çalışıyordu. Defalarca kapı dışarı edildikçe, o narin dudaklarında açan gülümseme daha da genişliyordu.
Ancak Berg sınırını geçmek zorunda kaldığında neredeyse hiç gülümsemiyordu. Elindeki tek adresin son umudu olduğuna inanıyordu, eğer bir kez daha terk edilirse bir yetimhaneye gitmek zorunda kalacaktı.
Leyla asla unutamazdı. Hayatındaki en içten gülümsemesini sergilediği gün, Bill amcanın sıcak ve şefkat dolu gözleriyle karşılaştığı gündü.
Gerçek bir aileye ve dönmeyi özlemle bekleyeceği bir yuvaya sahip olduğu o gün, onun için unutulmazdı.
‘Her şey yoluna girecek.’
Leyla kendi kendini teselli ederek uykusundan uyandı. Bu akşam düzenlenecek olan dükün partisi üzerinde fazla durmak istemiyordu ve endişesiz görünüyordu. Partiye özgüvenle katılmayı ve ardından sessizce ayrılmayı planlıyordu.
Claudine Brandt, Bill amcanın ve bu sıcak kulübenin onun için ne anlama geldiğini kesinlikle bilmiyordu. Ve Leyla'nın onları korumak için her şeyi yapmaya ne kadar razı olduğunu da.
Leyla pencereyi ardına kadar açtı ve taze havanın içeri girmesine izin verdi. Yüzünü yıkayıp hızla elbisesini değiştirdi. Kapıyı çarpıp dışarı çıktığında, bahçe işleri için hazırlanan Bill amca tarafından karşılandı.
“Amca, birlikte gidelim!”
*.·:·.✧.·:·.*
Öğleden sonra olduğunda malikane konukları ağırlamaya hazırdı. Bu ölçekteki partiler Arvis sakinleri için sıradan bir durumdu.
Herkes kendi rolünün sorumluluklarını yerine getiriyordu. Artık tek gereken, gün batımının bu parıltılı kutlamanın başladığını müjdelemesiydi.
Arvis malikanesinde hiç kimse bugünkü partinin başarısı hakkında endişe duymuyordu. Bu geceki parti de Herhardt ismini taşıyan her şey gibi, her zamanki gibi kusursuz olacaktı.
Matthias giyindi ve takım elbisesiyle soyunma odasından çıktı. Saçlarını geriye tarayıp alnını ve kaşlarını açıkta bıraktığı her seferinde, etrafına daha soğuk bir izlenim yayıyordu. Keskin bakışları ve bıçak gibi yüz hatları, dudaklarının ucundaki belli belirsiz gülümsemeyle bile yumuşamıyordu.
“Her şey yolunda gitti ve emrettiğiniz gibi oldu efendim.” diye rapor verdi Hessen.
Matthias kaşını hafifçe kaldırıp elinde bir sigarayla ona döndü.
“Yaklaşık bir saat önce yola çıktılar, yani eşyalar şimdiye kadar teslim edilmiş olmalı.”
“Güzel, o halde.”
Matthias başıyla onayladı ve dudaklarının arasına kıstırdığı sigarasını yakıp derin bir nefes çekti.
“İyi iş.”
Hessen, efendisinin bu takdirine memnuniyetle başını eğerek karşılık verdi.
Matthias, Claudine'in Leyla Lewellin'i partiye davet ettiğini annesi aracılığıyla öğrenmişti. Annesi, Claudine’in muhtaç bir yetime karşı gösterdiği bu nezaket ve hayırseverlikten etkilenmiş, onu övgülere boğmuştu.
Matthias ise buna hiç itiraz etmemişti çünkü Leyla partiye o pejmürde kıyafetiyle geldiğinde, Claudine’in ona sergileyeceği o uçsuz bucaksız sempati ve şefkat gösterisini izlemesi ne kadar tuhaf bir manzara olacağını tahmin edebiliyordu.
Matthias, Leyla Lewellin’in hangi yönünün Claudine’in dikkatini çektiğini biliyor gibiydi. O kız, Leyla, sinir bozucu küçük bir çocuktu. Onun gururunu ayaklar altına almak bir nevi eğlenceydi.
İşte bu yüzden Matthias, onu Claudine’in ellerine bırakmamaya kararlıydı. Kendine ait olan şeyleri kimseyle paylaşmaya niyeti yoktu.
Tüm o keyfi ve eğlenceyi sadece kendisi yaşayabilirdi. Onu sadece kendisi zorbalayabilirdi.
Onun tek sahibi Matthias von Herhardt’tı.
“Bunu ne yapmamı istersiniz efendim?”
Hessen, şöminenin yanındaki kutuyu işaret etti. Bu, Mona Hanım’ın hazırladığı hediye paketiydi. Hediyenin bugün Bill Remmer’ın kulübesine teslim edilmesi gerekiyordu ancak Hessen onu alıp buraya getirmişti. Kahya, aşçının hazırladığı kutuyu, Matthias’ın isteği üzerine temin ettiği başka bir kutuyla değiştirmişti.
Matthias, hediye kutusuna bakarken sigarasından bir nefes daha çekti. İçini açmadan bile içinde ne olduğunu tahmin etmek onun için kolaydı.
“At onu.”
Sakin direktifleri, havada süzülen tütün dumanıyla birlikte dağılıp gitti.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder