Cry, Even Better If You Beg - 16. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

 ✧ Hiçlikten Bir Şey ✧


Güneş batmaya başladıkça Arvis ormanı hızla karanlığa gömülüyordu.

Matthias, gözleri buğulanmış bir halde ölü kuşa bakan Leyla’yı süzüyordu. Aralarındaki sessizlik uzayıp gitti. Matthias sabırla beklemeye devam ediyordu çünkü Leyla’nın bir süre daha kaçamayacağına inanıyordu.

“Sadece...”

Leyla başını kaldırdı. Gözbebekleri, karanlığın bile gizleyemediği bir öfkeyle parlıyordu. Bakışları kibirli ve küstahtı ama Matthias, bunun kızın gözlerini kaçırmasından çok daha iyi olduğunu düşündü.

“Sadece söyleyin. Ben ne hata yaptım?”

“Hata mı?”

“Evet. Size karşı ne suç işledim de... neden bu şekilde cezalandırılıyorum?”

“Seni asla cezalandırmadım.” Matthias güldü. “Ben işimi yaptım, sen de kendi işini yaptın Leyla.”

Kısa bir duraksamanın ardından Matthias, bastırılmış bir bakışla tekrar Leyla’ya döndü.

“Hata... Ha?.. Kuşları neden bu kadar çok seviyorsun?”

Aynı soruyu tekrarladı.

Leyla gökyüzüne, ölü kuşa ve ardından tekrar Matthias’a baktı. Omuzları titriyordu ama ona bakan gözleri sonuna kadar açıktı.

Bu durum Matthias’ı sinirlendirse de aynı zamanda eğlendiriyordu.

“Onlar hep benim yanımdalar.”

Leyla onun sorusuna yüksek sesle cevap verdi. Sesinde hafif bir öfke dalgası vardı ama kulağa kaba ya da saldırgan gelmiyordu.

“Çocukluğumdan beri pek çok farklı yer gezdim ama nereye gitsem kuşlar hep oradaydı. Hep yakınımdaydılar. Mevsimler değiştikçe giden bazı kuşlar, ben onları beklerken yine geri dönerlerdi. Kuşlar bana her zaman geri geldiler.”

Leyla konuştukça sesi yumuşadı. Belki de bu şefkat, kelimeleri pürüzsüzce dile getirmesinden kaynaklanıyordu.

“Kuşlar her mevsimde oradalar. Onları her yerde bulabiliyorum. Bu sevimli ve özgür canlıların arasında yaşamayı seviyorum.”

“Gerçekten mi?”

“Evet. Ama sizin için bu anlamsız olabilir, dük hazretleri.”

'Pfftt...'

Matthias, gözleri yaşlı bir ifadeyle sert çıkan Leyla’ya bakarak alçak sesle güldü ve ayağa kalktı. Akşam yemeği saatinin fark ettiğinden daha fazla yaklaştığı anlaşılıyordu.

“Yine böyle avlanmaya devam mı edeceksiniz?” Ayrılmaya hazırlanırken Leyla onu durdurdu.

“Eğer gerekliyse.” diye yanıtladı Matthias, bir saniye bile sektirmeden.

Memnundu. Leyla’nın bu sözlerden sonra çaresizlik, korku ve hüsranla dolan gözleri onu gerçekten tatmin etmişti.

Fikrini kısa süreliğine değiştirerek kızın tam önünde durdu.

“Leyla, hayatımdaki her şey yerli yerinde olmalı. Kimsenin kaçmasına ya da saklanmasına gerek olmayan bir yerde.”

“Ne demek istiyorsunuz?”

“Sadece yerinde kal.”

“Yerim mi?.. Ben... ne demek istediğinizi anlamıyorum.”

“Üzerine iyice düşün.”

“Dük hazretleri.”

“Kim bilir? Eğer cevabı bulursan, ‘dostça’ bir av seansı yapmayı düşünebilirim.”

Matthias, şaşkınlık içindeki Leyla’yı geride bırakarak uzaklaştı.

Kıza dair büyük umutlar beslemek istemiyordu. Sadece Leyla Lewellin’in yerini bilmesini, yerinde kalmasını istiyordu.

Ormanda yaşayan bir yetim olarak.

Çalışkan bir öğrenci olarak.

Ve yakında, olması gereken yerde, bir kadın öğretmen olarak.

Atının sırtında oturan Matthias, başını çevirip çalılığa doğru baktı. Leyla hâlâ ölü kuşun önünde iki büklüm olmuş duruyordu. Yanaklarındaki parıltıyı fark eden Matthias, kızın ağladığına kanaat getirdi.

Onun gözyaşlarını gördüğünde Matthias’ın gözlerinde bir memnuniyet duygusu belirdi.

O, kusursuz düzenin hakim olduğu bir dünyaya doğmuştu ve şimdi o dünyanın efendisi olma yolunda ilerliyordu.

Bu prensip gereği, onun dünyasındaki her şey basit ve netti. Belirli bir rolü yaşatmak veya beklentileri karşılamak hiç de sorun teşkil etmiyordu.

Büyükannesinin ve annesinin gurur duyduğu halefiydi. Arvis halkının lütufkar efendisiydi. Savaş alanındaki parlak komutandı. Hatta başarılı bir işin yöneticisiydi.

O her zaman birilerinin "bir şeyiydi" ve Matthias bu rolü isteyerek oynuyordu.

Etrafındaki insanlar da ona aynı gözle bakıyordu. Kendisine biçilen rolleri, eylemleri ve duyguları yapılandırılmış bir düzende parlatıyordu. Bunlar her zaman gördüğü, duyduğu ve öğrendiği duygulardı.

'Peki ya ormanımda yaşayan şu zavallı yetim?'

Matthias, Leyla’ya bakarken gözlerini kıstı.

'O hiçbir şey.'

Vardığı sonucun ne kadar kolay olduğunu fark edince Matthias gülümsedi.

Dünyasına ilk kez "hiçlikten" ibaret olan bir şey sızmıştı.

Herhardt Dükü'nün hayatında fazladan lekelere ihtiyacı yoktu. Yine de, hayatında ihtiyaç duymadığı bir şeye sahip olmak tuhaftı.

Buna rağmen, Matthias bunun o kadar da kötü olmadığını düşündü. Değeri "hiçliğe" eşdeğer olan o kadının, önünde sergilediği duygular; tıpkı uçan bir kuşun yere çakılarak ölüşünü izlemek gibi onu biraz eğlendiriyordu.

Özellikle de gözyaşları.

Leyla’nın ağlamasını izlemekten keyif alıyordu. O kadar güzel ağlıyordu ki, onu tekrar tekrar ağlatmak isteyecek kadar çekici geliyordu gözüne.

Çevirmen Notu: Ay vallahi psikopat! İmdat!

Matthias, tatmin olmuş bir kalple ormandan çıktı.

Döndüğü malikanede yine aynı rutinden geçti; gürültülü bir kalabalıkla akşam yemeği, buz gibi şampanyalar ve yapay kahkahalarla süslenmiş gösterişli ama boş sohbetler.

Kısa yaz gecesi geçip sabah tekrar geldiğinde, Matthias bir dahaki sefere "dostça" bir av yapmanın fena bir fikir olmayacağını düşündü.

Pencereden dışarı baktığında Leyla oradaydı. Gül bahçesinde çalışıyor, sessizce bahçıvana işinde yardım ediyordu.

Gördün mü?

Matthias pencereden uzaklaşırken kıkırdadı.

İşte bu kadar kolay, Leyla.


*.·:·.✧.·:·.*


“Teşekkür ederim, Leyla.”

Claudine nezaketle teşekkürlerini sundu. Yanında oturan arkadaşı da hafif bir gülümsemeyle Leyla’ya teşekkür etti.

“Rica ederim, efendim.”

Leyla saygıyla eğildi ve beyaz avuçlarını birbirine kenetledi. Çiçekleri toplarken parmakları çimenlerden lekelenmişti. Dahası, gül dikenleri parmaklarını delmiş, geride kanlı birkaç morluk da bırakmıştı.

“Şimdi ben...”

“Şu kırmızı gülü de kesebilir misin? Bir buket yeterli olur.”

Claudine, kızın sözünü yarıda kesti. Leyla'ya arkasını dönmesini işaret etti ve bahçenin tam açmış, canlı kırmızı güllerle dolu çiçek tarlasına baktı.

“Peki, efendim.”

Leyla sepetini ve makasını tekrar aldı, her zamanki gibi itaatkar bir şekilde emirleri yerine getirdi.

Claudine sessizce onun uzaklaşan sırtını izledi. Arvis malikanesini ziyarete gelen bir arkadaşıyla bahçede gezintiye çıktığı sırada Leyla'yı bulmuştu. O yetim kız, birkaç gün ortadan kaybolduktan sonra bugün bahçıvana yardım etmek için sıkı çalışıyordu.

Bunun üzerine Claudine çay randevularını iptal etti ve arkadaşı Emily'ye bunun yerine çiçek düzenlemeyi teklif etti. Emily hevesle kabul etti; hizmetçiler, iki hanımefendi için asma güllerle kaplı çardağın altında çiçek düzenleme hazırlıklarını yaptılar.

Ardından Claudine, Leyla'yı çağırması için bir hizmetçi gönderdi. Çocukluklarından beri bu böyleydi. Claudine ne zaman çardağın altında çiçek düzenlese, Leyla Lewellin'in işi ihtiyacı olan gülleri getirmek olurdu.

Leyla, Claudine'in oyun arkadaşı olacak kadar iyi biri değildi ama ayak işlerini yapmakta oldukça ustaydı. Claudine bazen sıkıldığı günlerde onu sadece birkaç kelime etmek için bile olsa yanına çağırırdı.

“Bu kız çok kibar davranıyor ama yine de üzerinde kibirli bir hava var.” dedi Emily, Leyla'yı izlerken dudak bükerek. “Nasıl desem.... Ait olduğu yeri biliyor gibi görünmüyor.”

“Böyle olma Emily. Leyla acınacak halde bir çocuk.” Claudine hafifçe kaşlarını çattı ve Leyla'nın ona verdiği makasla gül dallarını kesti. “Kuşkusuz eksiklikleri var ama yine de ona karşı hoşgörülü olalım.”

Claudine’in sözleri Emily’yi güldürdü. “Pekala. Hizmetine bu kadar bağlı olan birine karşı fazla nazik değil misin?”

“Rolünü titizlikle yerine getiren birine saygı duyulmalıdır.”

Claudine’in sesi daha alçak ve yumuşak bir hal aldı. Çiçekleri budadıktan sonra tek tek mavi porselen vazoya yerleştirdi.

Kısa süre sonra Leyla, bir buket kırmızı gülle geri döndü. Onlara bir kez daha nazikçe selam verdi ve gülleri masaya bıraktı.

Claudine yaptığı işi bırakıp ona baktı. Emily’nin Leyla hakkındaki eleştirisi isabetli görünüyordu. Bu çocukla uzun zamandır etkileşim halindeydi ve bir şekilde Emily’nin sözlerine hak veriyordu.

Dürüst olmak gerekirse Emily’nin Leyla hakkında neden böyle bir eleştiri yaptığını tam olarak anlayamamıştı.

Leyla Lewellin’in uysal tavrı, aslında kayıtsız tutumundan kaynaklanıyor gibiydi. Pek çok ünlü soylu kızı Claudine ile arkadaş olmak için can atarken, Leyla heyecandan yoksundu ve Claudine etrafındayken hiç de mutlu görünmüyordu. Claudine’in önünde kendini düzgün göstermek için asla çaba sarf etmiyor, ona asla dalkavukluk da yapmıyordu.

Kısacası Leyla, sadece katlanan ve emirlere itaatkar bir şekilde uyan bir insandı.

Claudine, kimse tarafından görmezden gelinmeye alışık değildi. Bir yetimin ona bu denli kayıtsız davranması, kendini küçümsenmiş hissetmesine neden oluyordu.

“Aferin, Leyla.”

Claudine nazikçe gülümsedi. Leyla eğilerek bir adım geri çekildi ve kısa bir mesafe öteden hizmetçi ona doğru yaklaştı.

Claudine en çok bu anı bekliyordu. Tıpkı altın bir sikke ile ödüllendirildiğinde olduğu gibi, Leyla’nın gerçek duygularının gözlerinden okunduğu o anı.

Geçen bunca yıla rağmen Leyla, kendisine altın sikke verildiğinde soğukkanlılığını koruyamıyordu. Claudine, Leyla’nın altın sikkeyi tutan elinin sanki sıcak bir patatesi kavrıyormuş gibi titremesini görmekten keyif alıyordu.

Üstelik Claudine, ona başka bir hediye daha vermeyi planlıyordu. Bu zavallı kız için harika bir deneyim olacak bir parti davetiyesi.

“Bunu bana mı veriyorsunuz?” Kendisine altın sikkeyi veren aynı hizmetçiden bir davetiye aldığında Leyla’nın kafası karışmış gibiydi, gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Evet. İki düşesten de izin istedim ve kabul ettiler.”

“Ama efendim...”

“Gelmeni gerçekten çok istiyorum, Leyla.”

Claudine, Leyla’nın sözünü ikinci kez keserek gülümsedi. Ancak bu parlak gülümseme, Leyla’nın benzinin daha da solmasına neden oldu.

“Davetimi geri çevirmeyeceğinden eminim.”

Leyla ile sanki eski bir çocukluk arkadaşıymış gibi konuştuktan sonra Claudine, gözlerini ondan ayırdı.

‘Arvis Düşesi olmadan önce bu dik kafalı çocuğu evcilleştirmeliyim.’

Claudine, masanın üzerindeki kırmızı gül demetini budayıp çiçek vazosunu üstün bir estetikle maharetle süslerken kararını çoktan vermişti.

Yorumlar