Cry, Even Better If You Beg - 18. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Zümrüt ✧
“Amca, bu çok pahalı görünüyor.”
Leyla, fal taşı gibi açılmış gözlerle kutunun içine bakarken şoke olmuştu. Bill de hediyeyi görünce hayrete düşmüş, geçerli bir bahane uydurmayı becerememişti.
Leyla, Bill’e şüpheyle baktı. “Amca, çok mu para harcadın?”
“Hayır. Pek değil... Sandığın kadar pahalı değildi! Her şey için çok fazla endişeleniyorsun.”
Bill biraz kekeledi. Partinin olduğu gün, Mona Hanım’ın hazırlattığı elbise kulübeye ulaşmıştı.
Bill, elbiseyi kuryenin getireceğini sanıyordu. Ancak elbiseyi mağaza çalışanı olduğunu iddia eden genç bir adamın bizzat teslim edeceğini kim bilebilirdi? Tezgahtar kutuyu doğrudan onlara uzatana dek Bill, Mona Hanım’ın Leyla için çok özel bir elbise aldığını varsaymıştı.
Leyla kutuyu açtığında, elbise beklentilerinin fersah fersah ötesindeydi.
Kadın modasından ve aksesuarlarından pek anlamayan Bill için bile, altın ipliklerle işlenmiş bu beyaz elbise son derece lüks ve büyüleyici görünüyordu. Ayakkabılar, eldivenler ve kolye de öyleydi.
‘Bir dakika, ben Mona Hanım’a ne kadar para vermiştim?’
Bill parmaklarıyla hesaplamaya başladı.
‘Peki kolyeyi de verdiğim parayla mı aldı?’
Kafası karışmıştı, tekrar bir hesap yaptı ancak Leyla hızla kutunun kapağını kapattı.
“Neden? Beğenmedin mi?”
“Nasıl beğenmem?”
“Öyleyse neden?”
“Bunu geri verelim. Sadece bir gecelik bir etkinlik için bu kadar çok para harcamanı istemiyorum.”
Leyla endişeli görünüyordu. Tepkisi, Mona Hanım'ın bu hediyenin onu heyecandan havalara uçuracağı yönündeki tahminlerinin tam tersiydi.
“Leyla, eğer bunu partide giymezsen seni bir daha görmek istemiyorum.”
Bill'in ifadesi aniden sertleşti.
“Bana asla borçlu kalmak istemiyorsun. Mantığını anlıyorum ama aramızda böyle keskin bir çizgi çekmenden hoşlanmıyorum Leyla.”
“Amca...”
“Eğer kabul etmezsen onu şömineye atarım. Ve bir daha yüzüne bakmam.”
Öfkeli görünen Bill, dış kapıya doğru bir adım atıp kulübeden dışarı kaçtı.
Sigarasıyla çiçek bahçesinde bir aşağı bir yukarı yürüdü, yine de zihni çocuğa bu kadar kırıcı şeyler söylediği için sonradan duyduğu pişmanlıkla doluydu. Onu bir daha görmeyeceğini söylerken ciddi değildi.
Bill geri dönüp dönmemeyi düşünürken yolun karşı tarafından aniden frak giymiş haliyle Kyle belirdi.
“Bay Remmer. Leyla hazır mı?” diye sordu Kyle, parlak bir yüzle.
Bill onun gelişiyle bir an duraksadı. Her zaman yetişkin taklidi yapan bir çocuk olduğunu düşündüğü Kyle Etman, şimdi resmi kıyafeti içinde tam bir yetişkin gibi görünüyordu.
“Şey. Bilmiyorum.”
“Ne? Leyla evde değil mi? Parti başlamak üzere.”
“Evde ama...”
Bill iç çekti. Bunu nasıl açıklayacağını bilmiyordu. Derken aniden ön kapı gıcırtıyla açıldı ve Leyla dışarı çıktı.
Dışarıda bekleyen iki adam başlarını çevirdiler ve gözlerinin önündeki nefes kesici manzara karşısında şaşkına döndüler.
*.·:·.✧.·:·.*
“Kyle, tuhaf mı görünüyorum?” diye sordu Leyla, o muzip küçük mirket ifadesiyle. “Bu elbiseyi giymek beni çok garip hissettiriyor...”
“Hayır, çok güzel görünüyorsun.”
Kısa bir an için dili tutulan Kyle, kızın sözünü kesti. Bir kez daha, üzerine basa basa ona iltifat etti.
“Çok güzelsin Leyla. Gerçekten.”
Kyle’ın kızaran yüzü, ergenlik çağındaki o masum gülümsemesini yumuşatmıştı. Bill amcanın Leyla için bir hediye hazırladığını biliyordu ama bu kadar gösterişli olmasını beklememişti.
Başlangıçta, Bill’in rüküş şeyler seçmeye meyilli zevkine güvenme konusunda endişeliydi.
Ama bu seferki...
“Hey, Kyle Etman! Kendine gel!”
Bill onu azarladı ve afallamış sırtına hafifçe vurdu.
“Bugün benim yerime ona eşlik edeceksin.” Kyle’a sertçe baktı. “Bu da onu koruma sorumluluğunu üstlendiğin anlamına geliyor. Bunu yapabilirsin, değil mi?”
“Elbette, Bay Remmer.” diye cevapladı Kyle büyük bir güvenle. “Onu koruyacağımdan emin olabilirsiniz!”
Kyle pancar gibi kızarmış bir yüzle yemin edince Bill kahkahasını daha fazla tutamadı.
Leyla ürkek adımlarla ona doğru yürürken, Kyle çarpan kalbini yatıştırmak için birkaç derin nefes aldı. Nazik bir jestle elini uzattı.
“Hey... ne yapıyorsun?”
Leyla, uzatılan elin ne anlama geldiğini sordu ancak Kyle onun bu şaşkınlığından hiç etkilenmiş görünmüyordu.
“Bugünkü partide biz partneriz.”
“Evet.”
“O halde.”
Kyle tüm cesaretini toplayarak Leyla’nın elini tuttu ve koluna yerleştirdi.
“Parti partnerin olduğuma göre böyle yürümeliyiz.”
Sesindeki titremeyi ve heyecandan kaynaklanan hafif kekemeliğini gizleyemiyordu.
Leyla bir an duraksayıp düşüncelere daldı, ardından başıyla onaylayıp koluna girdi. Gülümsedi.
“Pekala, gidelim Kyle.”
Güneşten daha parlak olan o neşeli gülümsemesine bakan Kyle, kendi kendine mırıldandı.
‘Bu, hayatımın geri kalanı boyunca unutamayacağım bir an.’
*.·:·.✧.·:·.*
Kısacası Leyla Lewellin, partiye doktorun oğluyla el ele geldi.
Matthias konukları karşılamakla meşguldü, Kyle Etman’ın eşlik ettiği Leyla’nın salona girdiğini görmek için arkasını döndü.
Leyla’nın görünümü, Hessen’in Arvis’in en yetenekli kahyası olduğunun kanıtıydı. Leyla Lewellin için seçtiği elbise muhteşemdi. Fakat Matthias, aşçının aldığı o pejmürde elbiseyi giyse bile Leyla’nın yine de çekici olacağına inanıyordu.
Matthias, kızın üzerindeki her detayı dikkatle süzerek gözlerini ondan ayırmadı.
Ayakkabılarından.
Elbisesine.
Ve oradan, beyaz, narin boynunu süsleyen yemyeşil kolyeye kadar.
İnciler ve zümrütlerle bir araya getirilmiş o yeşil kolye, kesinlikle nefes kesiciydi.
Elbise ve ayakkabılar Hessen tarafından hazırlanmıştı ancak kolyeyi seçen Matthias’ın kendisiydi.
Sadece bir tesadüftü. Bir randevu için otele giderken o kolyeyi görmüştü. Otelin yanındaki vitrinde parıldayan, ince işlenmiş zümrüdün parlak yeşil rengi büyüleyiciydi. Bu yüzden Matthias, o gün malikaneye dönüş yolunda Hessen’e kolyeyi almasını emretmişti.
Leyla aniden başını çevirdi, birinin bakışlarını üzerinde hissetmişti. Gür, bir yaz ormanını andıran yeşil gözleri tam Matthias’ın yüzünün önünde duraksadı.
Leyla gözlerini hafifçe kıstı. Ancak karşısındakinin kim olduğunu fark edince şaşkınlıkla kafasını çevirdi.
Kyle’ın koluna tutunup onun sırtına gizlendi, bakışlarını kendisine sarsılmaz bir şekilde bakan Matthias’tan uzaklaştırdı.
“Uzun zaman oldu, Dük Herhardt.”
Matthias, ancak birisi onu selamladığında kıza bakmayı bıraktı.
Mütevazı bir gülümsemeyle tanıdık misafiri sıcak bir şekilde karşıladı ve kısa, nazik cümleler fısıldadı. Zihni artık başka bir yerde olsa da Matthias, görevini kusursuz bir şekilde yerine getirebiliyordu.
Matthias bakışlarını tekrar ona çevirdiğinde, Leyla Kyle ile birlikte salonun diğer tarafına doğru çoktan uzaklaşmıştı.
Kyle Etman, Leyla’ya eşlik ederken göğsünü gururla kabartmış gibi görünüyordu. Sanki kız ona aitmiş gibi davranıyor ve ona rehberlik ediyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
“Bu Leyla. Benim arkadaşım.”
Claudine, Leyla’yı yanına alarak onu bir grup hanımefendiye tanıttı.
“Merhaba. Ben Leyla Lewellin.”
Leyla, her zamanki gibi iradesiz ve duygusuz bir oyuncak bebek gibi davranarak, nazik bir selamla rolünü iyi oynadı.
Claudine ona bakarak memnuniyetle sırıttı. Leyla’nın itaatkar ve nazik tavrından hoşnuttu, onu diğer insanlara tanıtmaya devam etti.
“Leyla öğretmenlik kariyeri planlıyor. Harika değil mi?”
Hanımefendiler çok geçmeden Claudine’in bu coşkulu övgü dolu tavrını taklit etmeye başladılar ve Leyla’yı topluca tebrik ettiler. Ancak tüm bu övgülerin altında yatan asıl şey kuşkusuz, zavallı bir yetimi arkadaşı olarak gören Leydi Claudine’e sunulan bir saygı gösterisiydi.
O aristokrat hanımlar, bu ikisinin asla gerçek arkadaş olamayacağının tamamen farkındaydı. Yine de, bu boş iltifatlar Claudine’in itibarını zedeleyecek değildi.
“Ah, Claudine. Nişanlanacağını duydum.”
Hanımlardan biri, öğretmen olmayı arzulayan bir yetim hakkındaki konuşmaları bitmişçesine konuyu ustalıkla değiştirdi. Claudine Brandt’ın nişanı konusu şimdi herkesin ilgisini çekmişti.
Claudine anında mahcup ve mütevazı bir tavra büründü. Henüz nişanları resmi olarak duyurulmamışken çoktan Arvis Düşesi olmuş gibi davranmak pek mantıklı olmazdı.
“Ah, bakın! Dük Herhardt buraya geliyor!”
Salonun diğer tarafındaki hanımlardan birinden yükselen hayranlık dolu nida, herkesin odağını tek bir noktaya topladı.
Tüm zaman boyunca kayıtsız bir ifade takınan Leyla da onlarla birlikte gözlerini fal taşı gibi açtı.
Matthias onun yanından geçti ve beklendiği üzere, müstakbel gelin adayının yanında düzgünce durdu.
Claudine, kollarını Matthias’ın koluna doladı. Ancak Leyla için durum aynı değildi. Onları birlikte gördüğünde yüzü eskisinden çok daha solgun bir hal aldı.
“Dük Herhardt, bunlar arkadaşlarım.”
Claudine onları tanıtmaya başladığında Matthias zarafetle selam verdi. Bakışlarını bir kişiden diğerine geçirdi ve sonunda grubun en ucunda duran Leyla’nın yüzünde durdu.
“O Leyla.” dedi Claudine, Matthias’ın kolunu sıkıca tutarak onu tanıtırken. “Onu tanıyamadınız, değil mi? Her zamankinden o kadar farklı ki neredeyse ben bile tanıyamayacaktım.”
Claudine’in bu örtülü iğnelemesi karşısında Leyla’nın yüzü utançla kızardı. Claudine sanki onu bilerek kışkırtıyor gibiydi.
Claudine’in fark ettiği üzere; Leyla’ya ne kadar hakaret savurursa savursun, o duygusuz kız Matthias oradayken her zaman farklı tepki veriyordu.
Aniden, sıcak bir ses bu kısa sessizliği bozdu.
“Affedersiniz, izninizle.”
Bu ses, Claudine Leyla’yı götürdüğünden beri hoşnutsuz bir ifadeyle etrafta dolanan Kyle Etman’a aitti.
“Konuşmanızı böldüğüm için özür dilerim ama artık partnerimi alabilir miyim?”
Kyle tereddüt etmeden uzanıp Leyla’nın elini tuttu.
Leyla biraz irkilmiş görünse de ona uyum sağladı. Aksine, ailesinden ayrıldıktan sonra onları bulan kayıp bir çocuk gibi rahatlamış görünüyordu.
“Arkadaşlarım da onunla tanışmayı dört gözle bekliyor.”
Kyle, beyefendi tavrının aksine Claudine’e soğuk bir bakış fırlattı.
“O halde izin vermeliyim. Leyla’yı daha fazla alıkoyamayız.”
Claudine neşeyle başını salladı ve onlarla hiç ilgilenmiyor gibi görünen Matthias’a bir göz attı.
“Teşekkür ederim, Leydi Brandt. Ve ayrıca... Dük Herhardt.”
Kyle nezaketle selam verdi.
“Hadi gidelim, Leyla.”
Onların uzaklaşan sırtlarını izleyen Claudine, Kyle’ın Leyla’nın yüzüne bakarken takındığı o şefkatli gülümsemeye tanık olunca bir şeyi hemen fark etti.
Kyle’ın o yumuşak gülümsemesi duygularını açıkça yansıtıyordu, bunu anlamak zor değildi.
Bu çocuk Leyla’yı seviyordu.
Hemen hemen Matthias’la aynı boyda olan Kyle, yanındaki o daha ufak ve narin kızı sanki en değerli hazinesiymiş gibi el üstünde tutuyor gibiydi.
‘Peki ya Leyla?’
Aralık gözleriyle Leyla'yı dikkatlice inceledi. O kız, doktorun oğluna gülümseyerek karşılık veriyordu.
Claudine, Leyla Lewellin'in daha önce kendi önünde gülümsediğini görmüştü. İlk kez onun aşık bir genç kız gibi böylesine parlak ve keyifli bir gülümsemeye sahip olduğunu görüyordu.
‘Demek Dük Herhardt değil de doktorun oğlu, ha?’
‘Peki, Leyla Lewellin'i bir prensese dönüştüren de o muydu?’
Claudine hâlâ düşüncelerine dalmışken, Leyla ve Kyle arkalarını döndüler.
“Ah, Leyla!”
Claudine farkında olmadan onun adını seslendi. Leyla, tavandaki avizenin ışıkları altında öylece durdu.
“Bugün çok hoş görünüyorsun. Özellikle de kolyen.”
“Efendim? Ah... evet. Teşekkür ederim, hanımefendi.”
Şaşıran Leyla, eliyle kolyesini yokladı.
Göğsüne sarkan uzun zümrüt kolye, çiçek taç yaprağı şeklinde ince bir işçilikle yapılmıştı ve gözlerinin iris rengiyle tam bir uyum içindeydi.
Bu mücevher parçası, sanki sadece onun için yapılmış gibi üzerine mükemmel oturmuştu. Yeşil değerli taşlar ve kenarları süsleyen beyaz inciler oldukça gerçekçi görünüyordu.
İnce boynunu süsleyen bu mücevher kolye, sahte olarak damgalanmak için fazla görkemli ve cazibeliydi.
‘Kyle Etman sadece bir doktorun oğlu, ona böyle bir kolye almaya gücü yetebilir mi?’
“Öyle değil mi, Dük Herhardt?”
Claudine sırıtan bir ifadeyle Matthias'a baktı.
“Evet. Öyle.”
Matthias, sanki hiç umurunda değilmişçesine, istifini bozmadan ve büyük bir kayıtsızlıkla yanıtladı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder