Cry, Even Better If You Beg - 14. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Arzulanan Kadın ✧
Matthias, korkudan tepeden tırnağa titreyen Leyla’yı süzdü.
Küçük bir kız olduğundan beri onda hiçbir şey değişmemişti. Sık sık cesaret gösterisi yapmaya çalışsa da, aslında her zaman kolayca ürken ödlek bir çocuktu. Matthias, zihninden o küçük kıza dair anılar geçerken ona doğru yürümeye devam etti.
Aralarında birkaç adım kala, Leyla’nın gözlerinin eline kilitlendiğini fark edince durdu. Avucunda sıktığı gözlüklere bakıyordu.
“Ben... özür dilerim.”
Leyla ağzını hafifçe açtı. Gözleri öfkeyle dolup taşsa da yeterince kibar bir şekilde özür diledi.
“Burada olmanızı beklemiyordum. Çok üzgünüm...”
“Ya onlar bende olmasaydı? İçeri sızmanın sorun olmayacağını mı düşündün?”
Matthias, onunla yüzleşmek için başını yana eğdi. Leyla’nın gözleri her göz kırpışında daha da kızarıyordu; ağlamak üzereymiş gibi görünmesine rağmen sarsılmadan, olduğu yerde duruyordu.
“Bir... hırsız gibi mi?”
Alçak sesle alay etmesiyle birlikte, Leyla’nın pancar gibi kızaran yanakları karanlıkta bile açıkça görünür hale geldi.
“Ben sadece hakkım olanı almaya çalıştım.”
“Ah. Bunu mu?”
Matthias gözlüklerini kaldırdığında Leyla’nın yüzü daha da kızardı. Yüzüne daha yakından baktığında kulaklarının da alev alev yandığını gördü.
“Evet.”
Hiç geri adım atmadan sorusunu korkusuzca yanıtladı.
“Sizin sakladığınız gözlüklerimi.”
'Bu kadar titremene rağmen.'
Matthias pencereye doğru yürüdü. Bu, şapkasını aşağı attığı pencerenin aynısıydı ancak bu sefer elinde tuttuğu şey gözlükleriydi.
“Yap-Yapmayın!..”
Leyla’nın yüzü bir anda soldu ve donakalarak peşinden gitti.
“Geri verin! Lütfen!”
Omuzlarına doladığı dantel şal yere düştü. Leyla, v-yaka pijamasının altından görünen dekoltesini kapatmak için kollarını yukarı kaldırdı.
“Vücudumun tamamını görmüşken, şimdi pijamaların için yaygara koparman komik değil mi?”
Leyla’nın yüzündeki kızarıklık, dükün bu alaycı sözüyle ensesine kadar yayıldı.
“...O. O öyle değildi!” Başını salladı. “İstediğim bu değildi ama başka seçeneğim yoktu-“
“Bunu benim istediğimi mi sandın?”
“Ne? Hayır... Özür dilerim. O anlamda söylemek istememiştim.”
Leyla hemen şalı kaptı ve omuzlarına, göğsüne doladı. Bu manzara karşısında Matthias, kızın sersemlemiş ifadesini oldukça gülünç bularak usulca kıkırdadı.
“Neden şimdi bir hanımefendi gibi davranıyorsun? Hanımefendi olmadığını söylemiştin.”
“...Ben kim olursam olayım, siz hâlâ bir asilzadesiniz.”
Matthias, onun sözlerine boyun eğmeyi reddeden kibirli ama saygılı tavrına biraz daha kıkırdadı.
“Şey” Matthias’ın gülüşü dindiğinde sesi biraz daha alçaldı. “Bilmiyorum Leyla. Belki de ben bir asilzade değilimdir.”
“Ah... Hayır!” Leyla, şalının uçlarını sıkıca bağlayarak aciliyetle haykırdı. “Siz bir asilzadesiniz!”
“Öyle mi?”
“Evet! Siz Berg İmparatorluğu’ndaki en yüce asilzadesiniz!”
“Beni değerlendirirken oldukça cömert davranıyorsun.”
“Sizi tanıyan herkes böyle düşünür.”
“Bu senin kendi düşüncelerinden farklı değil mi?”
“...Hayır.”
'Evet!'
Leyla dürüst olmak istese de başını şiddetle iki yana sallayarak en derinlerdeki düşüncelerini bir sır olarak sakladı.
“Ben öyle düşünmüyorum...”
Sadece bu gece için Leyla, gözlükleri uğruna ruhunu satmaya karar vermişti.
“Bu yüzden efendim, lütfen onları bana geri verin.”
Çok üzgün olduğu için neredeyse ağlayacaktı ama ağlamamak için kendi kendini ikna etti.
“Onlar benim için çok önemli ve değerli.”
Başı önde, bu aşağılanmaya katlanarak ona bir kez daha yalvardı. Leyla, öfkesini dindirmek için ormandaki tüm taşları çiğnemek istiyordu. Ancak bu durumda ne kadar dezavantajlı olduğunun da gayet farkındaydı.
Eğer dük meseleyi büyütürse, onu bir suçluya dönüştürebilir ya da gözlüklerini pencereden nehre fırlatabilirdi. Onun yapacağı en basit hamle bile kız için yıkıcı olurdu. Bu yüzden Leyla buna katlanmak zorundaydı.
Matthias ona doğru yürüdü. Gözlükleri havaya atıp tutarken aralarındaki mesafe kapandı. Çok geçmeden, birbirlerinin vücut ısısını hissedebilecekleri kadar yakın bir mesafeye geldiler.
Matthias derin ve durgun gözleriyle ona yukarıdan baktığında Leyla şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Adamın gözleri dibi olmayan bir nehri andırıyordu. Tüm talihsizliğinin başladığı o güneşli öğleden sonra onu yutan uçsuz bucaksız ve soğuk nehir gibi...
Daha önce bulanık olan görüşü aniden kristal netliğine kavuşunca Leyla düşüncelere daldı. Matthias gözlüklerini yüzüne takmıştı. Yanaklarını örten avuçları güneşle ısınmış kumlar gibi pürüzsüz ve sıcaktı.
Karanlığa bürünmüş çevrenin aksine sadece dükün yüzü seçilebiliyordu. Leyla huzursuzdu. Gözlerini kaçırmaya çalıştı ama Matthias, okşayan ellerine biraz güç vererek yüzünü sabit tuttu.
'Neden?..'
Ona bunu sormak istiyordu ancak dükün uzun parmakları dudaklarının ucunda gezinmeye başladığında aniden tuhaf ve korkutucu bir his dalgası vücudunu sardı.
Matthias’ın parmakları sakin bir şekilde Leyla’nın dudak kıvrımının arasına yerleşti. Heyecan verici nefesi kızın alnını gıdıkladı. Leyla, adamın parmaklarının dokunuşu gibi nefesinin de sıcak ve tatlı bir kokusu olduğunu hissedebiliyordu.
Matthias, kuzgun mavisi gözlerini ona kilitledi.
Yavaş ama kararlı bir şekilde, kızın ıslak alt dudağının narin yüzeyini okşamaya başladı. Şehvetli bir hareketle parmağını ağzının içinde ve dışında hareket ettirirken düzgün tırnaklarının uçları neredeyse alt beyaz dişlerine değiyordu.
Leyla kaçmayı çoktan unutmuş gibiydi. Masumca donup kalmış, hem bakışlarına hem de dokunuşuna katlanıyordu.
Matthias ağır ağır gözlerini kapattı. Bu çılgın, mantıksız davranışı Leyla’yı neredeyse gözyaşlarına boğacaktı. Yanaklarını saran elleri şefkatle sıkılaştı ancak sonra Matthias tutuşunu gevşetti ve sonunda elleri onu serbest bıraktı.
Leyla dengesini kaybedip geriye doğru sendeledi. Nefes almakta güçlük çekerken vücudu şiddetle titriyordu. Matthias o kristal mavisi gözlerini açtı, ona utanç ve dehşet veren o büyüleyici gözlerini. Bir süre Leyla'ya baktı, ardından sessiz bir emir verdi.
“Git buradan...”
*.·:·.✧.·:·.*
Leyla, müştemilattan ayrıldıktan sonra ne olduğuna dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Veda ettikten sonra arkasını dönmüş ve dışarı çıkmıştı. O ana dair tüm anıları puslu gibiydi.
Ancak çimenlerdeki böceklerin sesini duyduğunda, vücuduna çarpan soğuk esintiyi hissettiğinde ve ay ışığı altında yürüyen silüetini gördüğünde orman yolunun sonuna geldiğini fark etti.
Hâlâ şaşkın bir halde kulübeye doğru ilerledi. Ne taşlara ve ağaç dallarına öfkeyle vurdu ne de kaçarak uzaklaştı. Kelimenin tam anlamıyla sadece yürüdü. Her zamankinden daha yavaş adımlarla, gezintiye çıkmış bir hayalet kadar hafifçe...
Leyla bahçenin köşesindeki muslukta yüzünü yıkadı. Dudaklarını şişip kızarana kadar bilinçsizce ovuşturdu. Derisi soyulmasına rağmen su, ağzında asılı kalan o tatsız hissi temizleyemiyordu.
Odasına döndüğünde Leyla'nın yüzü, şalı ve geceliğinin önü soğuk sudan sırılsıklam olmuştu. Onları kurulamayı düşünmeden yatağının kenarına tünedi. Leyla ne yaşadığını tam olarak bilmiyordu ama bir şeyden emindi: Onu bir daha asla görmek istemiyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
Kafesinde huzurla oturan kanarya, Matthias parmaklarını şıklatınca ona doğru uçtu ve pencere pervazına yaslanmış olan Matthias'ın parmağına doğal bir şekilde tünedi.
Kısa mesafeleri uçabilecek kadar uzadığı için kanatlarının biraz kırpılması gerekiyordu. Ancak Matthias, onları eskisi kadar kısa kesme ihtiyacı hissetmiyordu.
Kanaryanın ötüşünü dinlerken bakışlarını aşağı indirdi ve pencereden dışarı baktı. Bahçıvan Bill Remmer, bahçedeki yabani otları temizlemekle meşguldü. Ancak birkaç gündür, normalde ona yardım eden Leyla Lewellin'i göremiyordu; bu tuhaftı. Gözlüklerini aramaya geldiği o geceden sonra Leyla hiçbir yerde görünmemişti.
Matthias, Leyla'nın ondan veba gibi kaçmaya başladığının farkındaydı.
Kanaryayı kafesine geri koyduktan sonra üzerine koyu kırmızı bir av ceketi geçirdi. Onu arzuluyordu. Matthias bu duygunun adının ne olduğunu anlamıştı.
O kadını, Leyla Lewellin'i istiyordu. Artık onun bir erkeğin ilgisini çekecek kadar güzel bir kadına dönüştüğünü inkar etmesine gerek yoktu. Ancak Matthias, bu tarz arzuların hızla sönmesi gerektiğini biliyordu.
Bu yüzden merak etti: Sırf bu arzuyu tatmin etmek için onun hayatında bir leke bırakmasına gerek var mıydı?
Matthias o gece yaşananları zihninde tekrar oynattı. Önündeki o kadın, Leyla... Ve bir sonuca vardı.
Hayır.
Leyla Lewellin, avucunun içinde tutulacak kadar arzusuna değecek bir kadın değildi.
O halde neden?
O gece Leyla'yı serbest bırakmıştı.
Yine de, onu özgür bıraktıktan sonra Leyla bu şekilde davranmaya devam ederse, yapacak başka bir şeyi kalmazdı.
“Av seansınız için hazırlıkları tamamladım, efendim.”
Matthias başıyla onayladı, Hessen'in ona uzattığı tüfeği aldı ve odadan çıktı.
*.·:·.✧.·:·.*
“Bir şey mi oldu?”
Kyle biraz endişeli bir tavırla sordu.
Günlüğüne iyice kurumuş bir çiçeği tutkalla yapıştıran Leyla, başını kaldırdı ve sakin bir ifadeyle ona baktı.
“Hayır.” dedi, her zamanki gibi canlı bir sesle. “Öyle mi görünüyorum?”
Leyla sesini alçalttı ve gözlerini kısarak fısıldadı. Kyle, kızın yüzünün sanki boynuna sıcak bir şey değmiş de tenini yakmış gibi kızardığını görünce şaşkına döndü.
“Birkaç gündür kulübeye kapandın. Bu garip.”
Kyle omuz silkti.
Leyla birkaç kez dalgınca gözlerini kırpıştırdı ve ardından her zamanki neşeli gülümsemesini takındı. Dudakları hafifçe kıvrıldı ve gözleri ışıl ışıl parladı.
“Gözlüklerini bulduğuna göre artık daha fazla dışarı çıkmalısın. Ama şu an yaptığın şey bunun tam tersi.”
Kyle, çenesini eline dayamış halde Leyla'yı izliyordu. Ancak Leyla sadece hafifçe güldü ve günlüğüne bulduğu çiçek taç yapraklarının yerlerini ve özelliklerini dikkatle not etmeye başladı.
Leyla genellikle tanımadığı çiçek yapraklarını defterine çizer ve yapıştırır, ardından isimlerini öğrenmek için kütüphaneye giderdi. Kyle da, çiçeklerin isimlerini keşfettiği andaki yüz ifadesini izlemek için sık sık ona eşlik ederdi.
O, dünyadaki tüm kuşların ve çiçeklerin isimlerini merak eden bir genç kadındı ve Kyle onun bu meraklı haline aşıktı.
Yeni geri aldığı okuma gözlüklerinin parıltısı içinde yüzü küçücük görünüyordu. Mürekkebin dağılmasını istemediği için kurutma kağıdıyla deftere sertçe bastırmamaya dikkat ediyordu.
“Yürüyüşe çıkmak ister misin? Hadi şu sevdiğin ağaca gidelim, hani nehrin tam önündekine.”
“Hayır.”
Kyle cümlesini bitirir bitirmez Leyla anında cevap verdi.
“Eskiden sürekli oraya gitmez miydin? Ne oldu? Ormanda yine korkunç bir şey mi gördün?”
“Hayır, ondan değil. Zaten bugün ormana giremem.”
“Neden? Ah, bugün dükün av günü mü?”
Kitabı masanın en ucuna ittikten sonra Leyla başını salladı. Kısa süre sonra, uzaktan atların gök gürültüsünü andıran ayak sesleri duyulmaya başladı.
“Vay canına. Çok havalı.”
Kyle, pencerenin önüne fırlayarak Dük Herhardt ve beraberindeki adamların kulübenin yanındaki yoldan ormana girişlerini hayranlıkla izledi.
Önde tazılarla birlikte beş genç adam atlarını sürüyordu. Kyle ve Leyla birlikte pencereden dışarı baktılar. Dük bugün, tüyleri ziftli bir ahşap fıçı renginde olan parlak bir atın üzerindeydi. Kırmızı ceketi ve parlayan tüfeği de kızın gözlerini kamaştırıyordu.
Dükü hayranlıkla izleyen Kyle’ın ifadesi aniden değişti.
“Ama endişelenme Leyla. Ben bir hayvan avcısı değilim. Hayatımın geri kalanında da asla avlanmayacağım.”
O anda, Dük Herhardt da başını kulübeye doğru çevirdi. Leyla, perdelerin arkasında gizlenmiş olmasına rağmen hızla pencereden uzaklaştı.
Son on gününü ondan kaçmaya çalışarak geçirmişti. Nehir kenarına gitmemiş, hatta ormanda yürüyüşe bile çıkmamıştı. Son zamanlarda bahçeyle tek başına ilgilenmek zorunda kalan Bill amca için üzülüyordu. Ona sadece dük malikanede değilken yardım ediyor, dük döndüğünde ise hızla bahçeden ayrılıyordu.
Leyla bu huzursuzluğa yaz sonuna kadar katlanmayı planlıyordu. Sonbahar geldiğinde Matthias çoktan nişanlanmış ve başkente taşınmış olacaktı. O zaman Arvis eski huzuruna kavuşacaktı.
“Leyla, kendini kötü mü hissediyorsun? Bizim eve gelmek ister misin?” diye sordu Kyle, Leyla’nın solgun yüzüne bakarak.
“Hayır Kyle, iyiyim.” Leyla yemek masasına bakan sandalyesine yaslandı ve başını salladı. “Zaten av bu akşam bitecek.”
**Güm!**
Dalgınca günlüğünü açtığı anda bir silah sesi daha yankılandı. Bu sesi köpek havlamaları ve atların dört nala gidişi izledi.
Leyla, okuyamadığı kitabının sayfalarını yumruklarını sıkarak çevirdi. Bu akşam ormana gitmek zorunda olduğunu hissediyordu.
Gömülmesi gereken bazı talihsiz kuşlar olacaktı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder