Cry, Even Better If You Beg - 13. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Mehtaplı Bir Gece ✧
Müştemilattan öfkeyle ayrıldığı o günün aksine, şu anki Leyla nazik ve saf bir genç hanımefendi gibi görünüyordu. Matthias, kanepeye zarifçe yaslanmış bir halde bu 'nazik' Leyla'yı süzdü.
“Bu ani nezaketsizliğim için içtenlikle özür dilerim, efendimiz.”
Leyla konuşmadan önce tereddüt etti ve gözlerinden kaçınmak için başını öne eğdi. Gözlerini yere indirdiğinde o nazik izlenimi bırakmasının sebebi, uzun ve gür kirpikleri gibi görünüyordu.
“Affedersiniz ama size bir şey sormak istiyorum.”
Leyla, dudaklarını ıslatarak geçen birkaç saniyenin ardından nihayet konuşmayı başardı ancak tam o anda telefon çalmaya başladı.
Matthias yavaşça ayağa kalktı ve telefonu açmak için onun yanından geçti. Kontrol etmesi gereken karmaşık bir anlaşmayla ilgili işle ilgili bir görüşme gibi görünüyordu.
Leyla, onun telefonda konuşmasını izlerken biraz şaşırmış görünüyordu. Matthias konuşmayı ustalıkla yönetiyordu. Gelip geçici gülümsemeleri ve nazik konuşma tarzıyla bile, hattın diğer ucundaki kişiyi etkisi altına alan bir güç ve saygınlık aurasına sahip olduğu belli oluyordu. Herkesin hayranlık duyduğu, kusursuz Arvis Dükü gibi görünüyordu.
'İmkanı yok.'
İç geçirdi. Onun gibi bir adamın gözlüklerini çalmış olabileceği şüphesi, şu an kulağa gülünç geliyordu.
'Gereksiz bir şey yapıyormuşum gibi hissediyorum... O zaman suçlu bir kuzgun muydu?'
Ormanda kaç tane kuzgun yuvası olabileceğini sayarken, telefonla konuşan dükten nazikçe izin istedi ve tam ayrılmak üzerken Dük seslendi.
“Bekle.”
Matthias, telefonun ahizesini hâlâ tutarken beklenmedik bir şekilde ona döndü. Kısa emri sanki başkasına aitmiş gibiydi. Sesi, telefonda konuşurken duyduğu o muazzam Arvis Dükü'nün sesine hiç benzemiyordu.
Leyla donakaldı. Matthias, hiçbir şey olmamış gibi tekrar işine odaklandı. Onu izlerken Matthias von Herhardt'ta başka bir özellik daha keşfetti.
Profesyonel bir görüşme yapmasına rağmen gözleri sakin kalıyordu. Gülümsemesi de bir o kadar rahattı. Diğer yandan duruşu, her zamanki gibi zarif ve dikti. Arayan kişi onu göremese bile Matthias, sanki vücudunun doğal bir özelliğiymiş gibi duruşunu koruyordu ve Leyla bir anlık hayranlık hissetti.
Matthias görüşmeye birkaç dakika daha devam ettiktem sonra masanın önüne gidip bir şeyler karaladı. Leyla arkasında kenetlediği ellerini gerginlikle sıktı. Matthias’ın onun varlığını unuttuğunu düşündüğü sırada, dükün dikkati nihayet ona döndü.
“Söyle.”
“Efendim?”
“Ne sormak istiyorsun?”
Matthias’ın bakışları onu huzursuz ediyordu, bu yüzden Leyla yavaşça gözlerini yere indirdi.
“Ah... Şey, gözlüklerim. Acaba nehre atladığım gün, onları iskelede görüp görmediğinizi merak ediyordum.”
“Şey. Gördüğümü sanmıyorum...” Matthias yavaşça koltuğundan kalktı ve ona yaklaşmaya başladı. “Muhtemelen onları ben saklamışımdır.”
“Ha... Ne?”
Leyla şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Gözlüklerimi. Onları gerçekten siz mi sakladınız?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Böyle bir şey yapacağınızı sanmıyorum.”
Leyla hafifçe kaşlarını çatarak cevap verdi.
“Neden?”
Matthias başını yana eğdi, yüzünde açık bir eğlence ifadesi vardı. Alnına hafifçe düşen siyah saçları, bir kuzgunun tüyünü andırıyordu.
“Çünkü... bu... bu çok kaba bir davranış olurdu.”
Leyla, geri adım atmamaya çalışarak ayak parmaklarını içine büktü. Günlerce Kyle ile birlikte kuzgun yuvalarını deştikten sonra buraya gelme cesaretini ancak toplayabilmişti.
Dükten hoşlanmasa da, en azından kuzgunların aksine onunla iletişim kurabilirdi. Leyla, iki şüpheliden birini —kuzgunu ya da dükü— hızlıca elemesinin daha iyi olacağını düşünmüştü. Ama şimdi pek emin değildi. Şifreli sözleriyle kafasını daha da karıştıran dükün, gerçekten iletişim kurulabilecek biri olup olmadığından şüphe ediyordu.
Uzun bir süre, tek bir kelime etmeden birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. Eğer kâhya, acil bir telgraf ve mektup ile müştemilata dönmeseydi, bu an biraz daha uzayabilirdi. Yanakları kızaran Leyla, pencereye doğru ilerledi.
Matthias, kâhya ile alçak sesle konuştuktan sonra Leyla’ya doğru anlaşılmaz bir bakış fırlattı. Gözlükleri olmadığı için Leyla tam olarak seçemiyordu ama dükün kırmızı dudakları sanki belli belirsiz kıvrılmış gibiydi.
“Ben...”
Leyla toplayabildiği tüm cesaretle ağzını açtı ancak Matthias, çenesini kapıya doğru kaldırarak sözünü kesti. Bu, Leyla Lewellin’e yer bırakmadığını belirten kısa ama buz gibi bir hareketti.
*.·:·.✧.·:·.*
“Kuş mu? Hobilerin neden aniden bu kadar tuhaflaştı?”
Matthias’ın kuzeni Riette, güzel altın kafesin içindeki sarı kuşa bakarken kafası karışmış bir gülümseme takındı.
“Bir kuş besleyip sonra onu kendin mi vuracaksın?”
Malikane dairesinin kabul odasında toplananlar Riette’in şakasına güldüler. Matthias da kısa bir kahkaha attı ama bir cevap vermedi. Riette, ellerinde şampanyalarla içeri giren hizmetlilerin eşliğinde birkaç komik cümle daha ekledi.
Yazı birlikte geçiren tüm ailelerin yeniden bir araya gelişini kutlamak için Herhardt malikanesinde görkemli bir akşam yemeği veriliyordu. Matthias, Claudine, Riette ve benzer yaşlardaki diğer aristokratlar yemeklerini bitirdikten sonra kabul odasına geçmişlerdi.
Claudine’in özel ricası sayesinde, normalde sadece Matthias’ın kullandığı ana süit odada dinlenebiliyorlardı. Özel alanını asla paylaşmayan Matthias, nişanlısına karşı oldukça anlayışlı davranarak bu "tanrısal" izni ona bahşetmişti.
Akrabalar, Matthias ve Claudine’in evliliğini neredeyse oybirliğiyle onaylamış gibiydi. Kontes Brandt’ın her yıl tek kızıyla neden Arvis’e geldiği ve Herhardt ailesinin onları her ziyaretlerinde neden bu kadar sıcak karşıladığı çok açıktı. Akrabalardan hiçbiri evlilik duyurusuyla şoka girmemişti.
Sanki zaten olması gereken bir durum gerçek olmuş gibiydi. Eğer Matthias başka bir kadını seçmiş olsaydı çok daha fazla şaşırırlardı.
“Bu kuş Dük Herhardt’ın gerçek kişiliğini bilmiyor gibi görünüyor.”
Kanarya açık kafesten uçup Matthias’ın omzuna konunca Riette kahkahayı bastı.
“Kuş avlama ustasına aşık bir kuş. Bunu safça mı yoksa acınası olarak mı tanımlamalıyım?”
Matthias elini uzattı ve kuş parmağının üzerine zıpladı.
“Claudine, sen ne düşünüyorsun?”
Riette’in sorusuyla herkesin gözü Claudine’e çevrildi.
“Şey, bilmiyorum.” Claudine, Matthias’ın üzerinde şarkı söyleyen sarı bir kuşun tünediği parmağına baktı. “Ona saf ama acınası bir kuş diyebilirsin.”
Bu orta yol bulma çabası bir başka kahkaha patlamasına neden oldu. Kabul odasındaki hava, uzun yıllardır birbirini görmeyen insanların sıcaklığı ve dostluğuyla doluydu. Herkesin bildiği isimler, paylaştığı bir dünya, sahip olduğu ortak ilgi alanları... Sadece onların katılmasına izin verilen elit bir cemiyetti bu.
“Bu kuşun adı ne?” diye sordu Claudine, nazik bir ses tonuyla öğrenmek isteyerek. “Eğer henüz bir ismi yoksa, senin için ona bir isim vermemi ister misin?”
Matthias gözlerini Claudine’e çevirdi ve ona gülümsedi.
“Çabanıza değmez, hanımefendi.”
İfadesi eskisiyle aynı gibi görünüyordu ama içinde sanki belli belirsiz bir farklılık vardı.
“Kuş sadece kuştur.”
Parmağındaki şarkı söyleyen kuşa bakan şefkatli bakışlarının aksine, cevabı soğuk ve hissizdi.
“Ne kadar aptal, zavallı bir kuş.” Riette, kuşa duyduğu sempatiyi dile getirerek sesli bir şekilde iç geçirdi. “Bu kuş, kendisine bir isim verilmesine bile izin vermeyen bir avcıya aşık!”
*.·:·.✧.·:·.*
Şampanya eşliğinde gülüp şakalaşan topluluk, gece geç saatlere kadar süitte kaldı.
Matthias, kabul odasını toparlamak için içeri giren hizmetlilerin yanından geçerek tek başına gece yürüyüşüne çıkmak üzere malikaneden ayrıldı. Dudaklarında artık gülümseme yoktu, yüzü gece gökyüzü kadar sessizdi.
Kurduğu tuzağı kontrol etme vakti gelmişti.
Kız bir aptal değildi ve mutlaka fark etmiş olmalıydı ancak Matthias onun pes etmeyeceğini de biliyordu. Bu yüzden yakalanacağından emindi.
Matthias gül bahçesinin içinden yürüdü. Nehre yaklaştıkça ve ormanın içinden geçtikçe rüzgâr daha da soğudu. Adımları, nehir kıyısındaki müştemilatın önünde durdu.
Dolunay, saf beyaz bir ışık saçıyordu.
Matthias müştemilatın kabul odasına girdi, konsol masasına yaklaştı ve çekmeceyi açtı. Düzgünce yerleştirilmiş gözlükler ay ışığında parlıyordu.
Uykulu gövdesini kanepeye bıraktı. Gözlükleri tıpkı kanaryasıymış gibi elinde tutuyordu.
'Kurduğum bu yemden ne bekliyorum?'
Gözlüklere bakarken Matthias düşündü. Bir cevap bulmakta zorlanıyordu ama sabırsız da değildi. Onu ele geçirdiğinde bunu öğreneceğine inanıyordu.
Gözlükleri defalarca havaya atıp tutarken gece daha da derinleşti.
Mehtaplı bir geceydi.
*.·:·.✧.·:·.*
Bu, çılgınlıktan başka bir şey değildi.
Leyla bunun tamamen farkındaydı. Aklı başında olan hiç kimse dükün müştemilatına gizlice girmeye cüret edemezdi.
“Evet. Sadece uyuyalım.”
Leyla odanın içinde dönüp durduktan sonra kendini yatağa attı. İnce bir battaniyeye sarındı ve gözlerini sıkıca yumdu.
“Gözlüklerim...”
Yine de uyuyamadı. Yapacağı hareketten emin hissediyordu. Ne kadar aptalca olduğunu bilse de, yine de bunu yapmaya devam ediyordu.
Gözlüklerini alması gerekiyordu.
Leyla ayağa fırladı. Matthias’ın onları malikanesine götürmüş olamayacağını tahmin ediyordu, bu yüzden gözlüklerinin muhtemelen müştemilatta olduğuna inanıyordu.
“Evet. Her şey yolunda.”
Kendisinden başka kimseye olmayan ikna edici bir mırıldanmayla Leyla kapıyı açtı. Kulübe zifiri karanlığa bürünmüştü. Bill amcanın horlamasından başka hiçbir ses duyulmuyordu.
Duvarda asılı duran dantel şalı aldı ve kulübeden dışarı fırladı. Ne zaman tereddüt etse, o gözlükleri alabilmek için topladığı tüm meyveleri ve pişirdiği tüm reçelleri hatırlıyordu.
“Sonuçta, onlar benim gözlüklerim.”
Uzaktaki parıldayan Schulter Nehri’ni gördüğünde kendi kendine konuşarak korkusunu yatıştırdı. Beline kadar sarkan açık sarı saçları, hızlı adımlarına eşlik ederek dalgalanıyordu.
Ancak onun hakkında daha fazla şey öğrendikçe, Dük Herhardt’ın ne kadar tuhaf bir insan olduğunu daha iyi anlıyordu.
Müştemilata bağlanan iskele yolunda yürürken Leyla aniden bir aydınlanma yaşadı.
‘O da kuzgun gibi parlak şeylere mi düşkün acaba?’
Soruları ve hiddeti birbirine karışmış bir halde Leyla, nihayet gözlüklerinin saklandığı müştemilatın önüne vardı. Üzerinde hâlâ pijamalarının olduğunu fark etti ama gecenin bir yarısı olduğu ve etrafta onu görecek kimse bulunmadığı için bunu pek umursamadı.
Leyla derin bir nefes alarak ileri doğru bir adım attı.
*.·:·.✧.·:·.*
Tam da beklediği gibi.
Leyla Lewellin’in eylemleri bir kez daha Matthias’ın beklentilerinden sapmamıştı. Merdivenleri tırmanan ayak seslerinin yaklaştığını duyduğunda Matthias’ın nefesi daha belirgin ve kontrollü bir hal aldı.
Matthias, içeri daha kolay girebilmesi için kapıyı açık bırakmış olmasına rağmen, Leyla dışarıda uzun süre dolandıktan sonra koridor penceresinden içeri sızmıştı.
Beklentilerinden asla şaşmayan bir kızdı ama her zaman üzerinde bir iz bırakıyordu. Matthias kanepede hareketsizce yatarak kızın adımlarının yaklaşmasına izin verdi.
Sert ahşap zeminin pürüzsüzce gıcırdadığını duyan Leyla, rahatlamış bir iç çekti. Matthias sessizce alay etti ve bakışlarını tavandan aşağı indirdi.
Leyla’nın kabul odasına girmesi uzun sürmedi. Çevresini kaskatı bir halde süzdü, ardından dikkatli bir adım atarak pencerenin yakınındaki yerleri incelemeye başladı. Karanlığa çoktan alışmış olan Matthias’ın gözleri, onun minyon figürünü anında yakaladı. Pencereden içeri süzülen ay ışığı, masanın önünde duran kızı aydınlatıyordu.
Matthias gözlerini kıstığı sırada Leyla bir sonraki konumu olan dolaba doğru ilerledi. İnce baldırlarını saran eteği adımlarıyla birlikte sallanıyordu. Şeffaf bir kumaştan yapılmış olan ince beyaz elbisesi vücut hatlarını belli ediyordu ve sanki gecelikliymiş gibi görünmesine neden oluyordu.
‘Kurduğum bu yemden ne bekliyorum?’
Matthias parmak uçlarıyla gözlüklerin narin çerçevesini okşadı. Gözlüklerin soğuk ve pürüzsüz dokusuyla bilinci berraklaştı. Bu sırada Leyla, kanepesinin tam karşısında duran konsol masasının önüne geçmişti.
Matthias onun ay ışığıyla aydınlanmış sırtına bir bakış fırlattı.
‘Bu kadın.’
Aradığı cevapları şimdi bulmuştu. Bu saçma tuzağı kurarken gösterdiği o sonsuz sabrın nedeni...
O kadına sahip olabilmekti.
Artık küçük bir kız çocuğu olmayan o kadına, Leyla Lewellin’e.
“Bunu mu arıyorsun?”
Matthias sessizliği bozdu ve elindeki gözlükleri yavaşça salladı. Konsol masasının çekmecesini açmak üzere olan Leyla, anında arkasına döndü. Bayılmanın eşiğinde gibi görünüyordu.
Titreyen elleriyle ağzını kapatarak geriye doğru sendeledi. Matthias yavaşça doğruldu. Kanepesine yaslanmış bir halde otururken, başından beri gölgede saklı olan vücudu ay ışığında parladı.
Mehtaplı gecede iki insanın bakışları çarpıştı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder