Predatory Marriage - 98. Bölüm (Türkçe Novel)

Ishakan’ın gözlerinin içine bakarken Leah, onun bir tesadüf süsü vererek kurguladığı o ilk karşılaşmalarını hatırlamaktan kendini alamadı. Sanki her şey dün olmuş gibiydi; Ishakan onun pelerini içindeydi, kendisi ise kılık değiştirmişti.
Bu anı, şüphelerini hafifletmedi.
Görünüşe göre Kurkanların Estia'lı ileri gelenlerle ilişkileri vardı. Krallarının, Estia cemiyetinde kilit bir figür olan Leah’yı zor duruma düşürecek bir şey yapmış olması şaşırtıcı olmazdı. Ishakan'ın onu ikna etmesinin ve muhtemelen Estia’nın en hassas bilgilerini çalmasının ne kadar kolay olacağını biliyordu. Basit bir mantık, ona arkasını dönüp adamdan ve yalanlarından uzaklaşmasını fısıldıyordu ama kalbi buna inanmak istemiyordu.
Ona güvenmemesi gerektiğine dair yirmi dokuz farklı neden sıralamasına rağmen hala şüphe duyduğunu fark ettiğinde, tek bir sonuca varabildi: Nesnel düşünme yeteneği bozulmuştu. Konu Ishakan olduğunda, artık düzgün düşünemiyordu.
Leah düşünceleriyle boğuşurken o, sessizce yanıtını bekledi.
Uzun bir sessizliğin ardından sonunda, “Hiçbir zaman kolay olmaz.” dedi. Öne doğru eğilip onu yavaşça, yumuşak bir şekilde öptü. Bu, şehvet barındırmayan, sade ve sevgi dolu bir öpücüktü; ardından gözlerinin içine bakmak için geri çekildi. “Barış antlaşmasından sonra ne yapmak istiyorsun?”
Cevap vermedi.
“Hala ölmek mi istiyorsun?”
Bakışlarını indirdi.
“Kendi rahatın için mi ölüyorsun?” Hiçbir şey demedi. “Kendi kolaylığın için mi ölüyorsun?”
Sorularından hiçbirine kolayca yanıt veremiyordu. Onun soruları ve uyandırdığı duygular arasında sürükleniyormuş gibi hissediyordu. Gözleri yerdeki çembere, tepedeki pencereden süzülen ışığa takıldı. Bu boğucu odadan kaçmak için tırmanabileceği parlak bir ip gibi görünüyordu. Kaçtığında tüm sorunlarını alıp götüren serin bir esintiyi hayal edebiliyordu.
İçinde tanıdık bir dürtü kabardı ama bu sefer gitmiyordu. Görmezden gelinemezdi. Tüm vücuduna yayıldı.
Kucağında oturduğu adam her şeyi mahvetmişti. Asla değiştirmeyeceğine yemin ettiği en geri dönülemez kararı bile onun etkisinden nasibini almıştı. İçindeki o sert kabuk, onun yüzünden paramparça olmuştu. Ishakan planlarını yıkmış, her şeyi istikrarsız ve tehlikeli bir halde bırakmıştı.
Tereddüt içindeydi ve pişmanlıkla boğazı düğümlendi.
“Ölmek istemiyorum.” diye fısıldadı. Boğazı sıkışmıştı. Bu basit cümlenin onu parçalara ayırdığını ve içini parçaladığını hissetti.
Ishakan’ın altın rengi gözleri onun üzerindeydi. Onu zorlamadı, kollarında titrerken sadece tüm dikkatini ona verdi. Leah içeriden yıkılmıştı.
“Yaşamak istiyorum.”
Yaratılışlarından beri Kurkanlar doğal olmayan bir ırktı. Doğal kanunlara aykırı ve kusurlarla dolu olarak doğmuşlardı. Ancak belirli ritüelleri yerine getirdikten sonra yetişkinliğe ulaşıp soy devam ettirebiliyorlardı. Eğer erginleşme törenlerini kutlamalarına izin verilmezse yaşlanamazlardı bile, sonsuza dek ergenlik ile yetişkinlik arasındaki o boşlukta hapsolurlardı.
Kölelikten kurtarılan Kurkanlar, erginleşme törenleri için çöle geri gönderiliyordu. Savaşçı olarak yeniden doğuyor, ardından görevlerini yerine getirmelerine ve kasabalarında yaşamalarına izin veriliyordu. Onlara veda etmeyi amaçlayan Ishakan, başkentin dışındaki ovalara, rüzgarın uzun ve gür otların arasından estiği yere gitti.
Ritüellerini tamamlamış olan Kurkanların aksine, bu Kurkanlar çok daha küçüktü; cübbeler giymişlerdi ve omuzlarında sırt çantaları vardı. Ishakan’a bakarak saygıyla onun konuşmasını beklediler.
“Kum fırtınaları yolunuzdan uzak olsun.” dedi onlara, onlar da teşekkürle başlarını eğdiler.
Grubun önündeki bir kadın dikkatle konuştu.
“Kralımızın bizi terk ettiğini düşünmüştük.”
Ishakan kıkırdadı.
“Ben de geçmişte terk edilmiştim.” Selefini hatırlayarak konuşurken gözleri soğudu. “Ben de bir zamanlar sizin bulunduğunuz aynı derinliklerden yükseldim."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder