Predatory Marriage - 63. Bölüm (Türkçe Novel)

Blain, ziyafetin ruhsuzluğunu bahane ederek Leah’yı orada tutmaya çalışıyordu. “Gitme dedim, Leah.”
Ancak Leah ona cevap vermedi.
Cevapsız kalmaya tahammül edemeyen Blain, oturduğu sandalyeye bir tekme savurdu. Kaşları öfkeyle seyriyordu; Leah’nın itaatsizliği, içinde durdurulamaz bir nefret dalgası yaratmıştı. Her zaman uysal olan Leah, ona karşı gelmeye cüret etmişti. Yumruğunu masaya öyle bir vurdu ki tabaklar çatırdadı.
Ancak çok geçti. Leah’nın eli çoktan Ishakan’a uzanmıştı. Parmakları birbirine değdiği an Ishakan onu sıkıca kavradı; bu tutuş o kadar güçlü ve kararlıydı ki Leah bir an şaşkınlığa uğradı. Ishakan onu tek bir hamleyle göğsüne doğru çekti.
Göz açıp kapayıncaya kadar, birkaç güçlü adımla ziyafet masasını ve bahçeyi terk ettiler.
Öfkesine hapsolmuş Blain arkalarından atıldı. Leah’yı geri almak için uzanan eli boşluğa çarptı; Ishakan onu çoktan çekip almıştı. Elinde kalan tek şey boş, soğuk havaydı. Blain yumruğunu öyle bir sıktı ki tırnakları etine geçti ama acıyı hissetmedi bile. Buz mavisi gözleri, Leah’nın az önce oturduğu boş sandalyeye bakarken nefretle titriyordu.
Ishakan, Leah’yı bahçeden dışarı sürüklerken Blain muhafızlara onları durdurmaları için bağırdı. Ama Ishakan’ın hızı ve uzun adımları karşısında saray muhafızları çaresiz kalmıştı. Çok geçmeden, ziyafetin verildiği bahçe gözden kayboldu.
Sarayın labirent gibi koridorlarında, mermer sütunlarla çevrili bir geçitte durdular. Yakınlarda oynayan soylu çocukları, Ishakan’ın heybetli figürünü ve Leah’yı sürükleyişini görünce, üzerlerine su dökülmüş karıncalar gibi dağıldılar.
Ortalık bir anda sessizleşti. Ishakan, Leah’nın bileğini nihayet serbest bırakırken derin bir nefes verdi.
Ishakan’ın sıcak eli çekilir çekilmez, Leah elini elbisesinin arkasına sakladı. Ancak Ishakan bunu fark edip elini tekrar kendine çekti. Leah’nın bembeyaz, narin bileğinde kıpkırmızı parmak izleri çıkmıştı. Ishakan ne kadar nazik davranmaya çalışsa da, Leah’nın teni o kadar hassastı ki hafif bir dokunuş bile iz bırakmaya yetiyordu. O, gerçekten de camdan yapılmış gibiydi.
"Neden..!"
Ishakan’ın sesi bir an yükseldi ama hemen duraksadı. Elini yüzüne götürüp gözlerini kapattı, içindeki karmaşık duyguları bastırmaya çalışıyordu. "Canının yandığını söylemeliydin." diye mırıldandı pişmanlıkla.
Leah o an ne kadar dalgın olduğunu fark etti. Bileğindeki izler canını hiç yakmamıştı; bu küçük şeyler onun için önemsizdi. Başını kaldırdı, menekşe rengi gözleri Ishakan’ın derin altın gözleriyle buluştu.
"Kraliyet ailesi adına sizden derin özürlerimi diliyorum."
Ishakan sert bir hareketle onu durdurdu. "Kes şunu." diye emretti. Gözlerindeki altın hareler, içindeki öfke ve hayal kırıklığıyla parlıyordu. "Sen bir günahkar değilsin. Neden sürekli özür dileyip duruyorsun?"
Ishakan’ın içindeki öfke bu sefer Leah’ya değil, ona bunu yapanlara yönelikti. "Estia sana ne yaptı böyle? Seni Byun Gyeongbaek’e satmaları yetmedi mi? Seni bir kalkan gibi kullanıyorlar..."
Ishakan’ın gözünde, tüm yemek boyunca çabalayan tek kişi Leah’ydı. Ülkesi için kendini feda eden, nezaketi korumaya çalışan sadece oydu. Başını ona doğru eğdi ve alçak sesle fısıldadı.
"Krallık senin için bu kadar mı önemli? Veliaht Prensi koruyacak kadar mı?"
Ishakan öfkesini kontrol etmek için dişlerini sıktı. Leah ise tek bir kelime etmeden dudaklarını ısırmaya devam ediyordu. Ishakan elini uzatıp onun çenesini kaldırdı. "Neden hiçbir şey söylemiyorsun?"
Başparmağıyla Leah’nın dudaklarına bastırarak ağzını hafifçe araladı. "Eğer haksızlığa uğradığını hissediyorsan, öfkeni dışa vurmalısın. Bağır, çağır, bir şeyler söyle. Öyle olmasan bile..."
Bu sözler, Leah’nın içinde çoktan ölmüş sandığı duyguları harekete geçirdi. Dudakları kendiliğinden kıpırdadı.
"...Öyle yapsam ne değişirdi ki?"
Hiçbir şey... Hiçbir şey asla değişmeyecekti.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder