Predatory Marriage - 50. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Leah’nın sesi kabul odasının ağır sessizliğinde yankılanırken, Blain’in yüzündeki o küstah sırıtış yerini kaskatı bir ciddiyete bıraktı. Leah ise artık tepkilerle ilgilenmiyordu; öfkesi yatışmış, yerini buz gibi bir kararlılığa bırakmıştı. Ancak bedeni aynı fikirde değildi. Boynundan aşağı soğuk terler boşanıyor, dizleri zangır zangır titriyordu.

“Buradaki insanlara el sürmeye cüret etme.” diye tısladı Leah. “Onların hepsi masum.”

O an Leah’nın gözlerindeki o vahşi parıltı Blain’i bile hazırlıksız yakaladı. Prenses, halkı için gerekirse Cerdina’nın önüne sürüklenmeyi bile göze almıştı. Blain, kardeşinin bu beklenmedik cesareti karşısında kelimelerini yitirmişken, Leah aniden gelen şiddetli bir bulantıyla sarsıldı.

Dili metalik bir tatla doldu. Ağzını kapatmaya çalıştı ama parmaklarının arasından sıcak, koyu kırmızı bir sıvı sızdı. Avuçlarının ortasında duran o kan pıhtısına bakarken görüşü karardı, dizleri büküldü ve dünya sessizliğe gömüldü. Kabul salonunda feryatlar yükselirken, Leah karanlığın kollarına düştü.


Çingeneler (Tomariler), kıtanın kanun tanımaz gezginleriydi. Gösterişli takıları ve egzotik kıyafetleriyle her yerde özgürce dolaşır, hiçbir ülkeye bağlı kalmazlardı. Kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığı için kimseden korkmazlardı, bir grup hariç: Kurkanlar.

Batı Çölü, tarihin hiçbir döneminde Çingenelerin ayak basmadığı tek yerdi. Onların Kurkanlardan neden bu kadar dehşetle korktuğu bir gizemdi ama bu korku kemiklerine işlemişti.

“Haban.”

Ishakan, nasırlı ellerindeki kanı silmesi için uzatılan bezi geri çevirdi. Sadece elleri değil, tüm vücudu kan içindeydi. Bu kanın tek bir damlası bile ona ait değildi; bronz teninden aşağı süzülen kızıllık, onun ne kadar korkunç bir güç olduğunu kanıtlıyordu.

“Biraz aşırıya mı kaçtım?” diye mırıldandı Ishakan, parçalanmış ceset yığınına bakarak.

“Bence evet.” diye yanıtladı Haban kısa ve öz bir şekilde.

Ishakan, sanki hafif bir egzersiz yapmış gibi rahatça bir sigara çıkardı. Cesetlerin arasında dururken Haban’ın uzattığı ateşle tütününü yaktı. Kurkanların o vahşi doğası, böyle anlarda tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyordu.

“Estia aristokratlarıyla bu halde karşılaşırsanız, sorunu çözmek için rüşvete bile ihtiyacınız kalmaz.” dedi Haban.

Byun Gyeongbaek’in gönderdiği suikastçılar Kurkanlar için sadece birer oyuncaktı. Ancak bu saldırı asıl hedeflerini, yani Tomarileri ellerinden kaçırmalarına neden olmuştu. Çingeneler iz sürmeyi imkansız hale getiren gizlenme yeteneklerine sahipti.

“Onları kovalayacak bir grup kurabilir miyiz? Adam sayımız yeterli mi?”

Haban tam cevap verecekken, kan gölüne dönmüş zeminde hızlı ayak sesleri yankılandı. Gelen Genin’di. Yüzündeki ifade gergin ve endişeliydi. Ishakan’ın önünde durup tek bir cümleyle havayı dondurdu.

“Prenses bayıldı.”

Yorumlar