Predatory Marriage - 31. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Sokağa sinen ağır kan kokusu Leah’nın dizlerini bağını çözdü. Hava dört bir yandan metalik, paslı bir kokuyla dolarken, midesinin bulandığını hissetti. Ama gözlerini vahşetten alamıyordu.

Ishakan bir gölge gibi hareket ediyordu, o kadar hızlı ve zarifti ki şövalyelerin onu takip etmesi imkansızdı. Leah’nın peşinden koşan şövalyelerden birinin arkasında belirdi ve tek bir hamlede boynunu kırdı. Diğerinin üzerine atılırken kılıcı havayı değil, eti yardı.

Bir şövalyenin arkadan gelen hamlesinden ustaca sıyrıldı, adamın kolunu kavrayıp onu yere çiviledi. Sokakta kemik kırılma sesleri yankılanırken, Ishakan durmak bilmeden bir sonrakine geçiyordu. Parmaklarından kan damlıyordu ama o damla yere düşmeden bir başka şövalyeyi daha cansız yere seriyordu. Byun Gyeongbaek’in "avcı" sandığı adam, tüm av köpeklerini tek tek boğazlamıştı.

Ishakan’ın altın rengi gözlerindeki o vahşi parıltı, öldürmenin verdiği ilkel hazla parlıyordu.

Leah, hayret dolu bir nidayı bastırmak için elini ağzına kapattı. Vücuduna elektrik çarpmış gibi bir ürperti yayıldı. Kurkanların fiziksel yeteneklerinin insanüstü olduğu söylenirdi ama bu kadarı... Bu, bir savaş değil, bir infazdı.

Kralın nefesi bile hızlanmamıştı. Onca adama karşı dövüşmesine rağmen vücudunda tek bir çizik yoktu, sadece kurbanlarının kanıyla yıkanmıştı. Leah o an Estia şövalyelerini düşündü. Uzun süredir barış içinde yaşadıkları için ne becerilerini ne de silahlarını parlatma gereği duymuşlardı. Kurkanların bu saf gücü karşısında hiçbir şansları yoktu. Eğer bir savaş çıkarsa, Estia diz çökmek ve Byun Gyeongbaek’in merhametine dilenmek zorunda kalacaktı.

Estia’nın tek umudu bu barış antlaşması, diye düşündü Leah. Gecikmeden, ne pahasına olursa olsun imzalanmalı.


Bu gece, her zamankinden çok daha uzun geliyordu.

Blain, gece gökyüzünün altında durmuş, soğuk havayı ciğerlerine çekiyordu. Ayın gümüş rengi halesi gökyüzünü boyarken, ona birini hatırlatıyordu. Saçlarının rengi aynı olsa da, Blain için onun saçlarının benzersiz bir dokusu vardı.

Gözlerini aydan ayırmadı, ta ki bulutlar o gümüş ışığı örtene kadar. Bakışlarını indirdi, elindeki şarap kadehini göz hizasına kaldırıp içindeki koyu sıvının çalkalanışını izledi ve tek dikişte bitirdi.

"Blain."

Arkasından gelen yumuşak sesle döndü. "Anne." dedi donuk bir ifadeyle. Kraliçe Cerdina’nın yüzünde öz oğluna karşı duyduğu sevgiyle dolu bir gülümseme varken, Blain’in yüzü duygudan yoksundu.

"Bitirdin mi?" diye sordu Cerdina. Blain sadece boş kadehi ona doğru uzattı. Kraliçe şalını omuzlarına çekerek devam etti. "Burada şifayı kapacağız, içeri girelim."

Blain kımıldamadı. Parmaklıkların üzerine eğilmiş, annesine bakıyordu. Bulutlar çekilip ay ışığı tekrar vurduğunda, Blain’in gümüş saçları tahtın varisi olmanın simgesi gibi parladı. Cerdina hayranlıkla oğluna bakarken, Blain buz gibi bir sesle sordu.

"Barış antlaşması imzalandığında ne olacak? Byun Gyeongbaek ve Leah’nın evliliği o zaman mı gerçekleşecek?"

Cerdina bilmiş bir gülümsemeyle yaklaştı, oğlunun yanağını nazikçe okşadı. "Sen kral olduğunda," diye fısıldadı sesi rüzgarda sürüklenerek. "O zaman istediğin her şey, bu krallıktaki her bir parça senin olacak, Altesleri."

Blain sinirli bir hareketle boş kadehi devirdi, kadeh taş zeminde tuzla buz oldu.

"Benim mi?" diye sordu, içindeki öfke taşarak. "Byun Gyeongbaek’in değil mi?"

Cerdina, bir melek gibi gülümsemeye devam etti. "Ah, sevgili oğlum." diye mırıldandı Blain’in nefret dolu bakışlarına aldırmadan. "Hiçbir şey için endişelenme. Ben her şeyi halledeceğim."

Yorumlar