Predatory Marriage - 3. Bölüm (Türkçe Novel)

Leah ile Oberde'nin Beyi Byun Gyeongbaek'in düğünü planlanmıştı. Leah'nın hüsranına rağmen bu siyasi evlilikte onun fikri sorulmamış, görüşe en ufak bir önem verilmemişti. Haberi hiçbir ön görüşme yapılmadan, emrivakiyle verilmişti.
"Byun Gyeongbaek, Estia'nın sadık kahramanı değil mi? Kraliyet ailesinin şükranlarını sunabileceği en iyi hediye sensin!"
“Daha önce de söylemiştim; bedenin kraliyet ailesine aittir. Bu, bir prensesin taşıması gereken bir görevdir.”
"Bu her şeyden önce Estia'nın iyiliği için..."
Onu teselli etmesi gereken bu sözler, öfkesini daha da körükledi. Görevlerine boyun eğmesi için insanlar kulağına fısıldıyor, kraliyet fermanına teslim olmasını bekliyordu. Sonuçta Byun Gyongbaek tereddüt eden bir eş istemezdi!
Varlığının yalnızca faydalı bir antlaşmayı tamamlamak için olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapıldı. Ve ölçülemez keder çekildiği anda yerini öfkeye bıraktı.
Evliliğine dair resmi belgeyi okurken kararını verdi. Estia kraliyet ailesine kalıcı bir utanç bırakmaya -bu uğurda erken bir ölüm bile olsa- kararlıydı.
Kraliyet ailesinin ona çizdiği kaderi kabul etmeyi reddederken karanlık bir plan aklında şekillenmeye başladı.
Bu gece, biriyle birlikte geceyi geçirecekti. Böylece kraliyet ailesi, güçlü ve soylu Byun’a “bekâreti bozulmuş bir gelin” verdiği için suçlanacaktı.
“...”
Kararı kesinleştiği an bir anlığına nefesini tuttu. Parmak uçları şiddetle titriyordu; korku yavaşça içini sarmaya başlamıştı... saçları diken diken oldu, bacakları hafifçe boşaldı.
Ama bu kırılganlık çok geçmeden dağıldı, yerini sarsılmaz bir kararlılık aldı.
Gece henüz yeni başlıyordu. Leah alt dudağını sıkıca ısırdı ve karanlıkla, ahlaksızlıkla örtülmüş sokakta yürümeye devam etti.
Sarhoş insanlar eski binaların arasına asılmış lambaların altında yalpalayarak yürüyordu. Kahkahalar ve iğrenç, kaba şakalar havayı dolduruyordu.
Leah pelerinini sıkıca üzerine çekti. Geçtiği her mekânı dikkatle kontrol ettikten sonra nihayet hedefini buldu: her an yıkılacakmış gibi görünen harap bir han.
Avucundaki kapı kolu soğuktu; tereddütle tahta kapıyı itti.
İçerisi sarhoş insanlarla doluydu. Doğal olarak içeri girince dikkat çekti ama kısa süre sonra ona bakanların çoğu ilgisini kaybetti ve sohbetlerine geri döndü.
Gelmeden önce her şeyi ayarlamıştı. Yanındaki kişi, gizlilik için karanlık kıyafetler giyip mekânın en köşesinde oturuyor olacaktı.
Gözleri mekânı taradı ve çok geçmeden köşedeki karanlık siluet dikkatini çekti. Gölgelerin içinde neredeyse kaybolmuştu, karanlıkla bütünleşmiş gibiydi.
Leah yavaşça o gizemli adama yaklaştı. Masaya ulaştığında hafifçe vurdu ve o anda şarap kadehini tutan el havada dondu.
Deri eldivenli elleri o kadar büyüktü ki, kadeh adeta oyuncak gibi görünüyordu.
“Bu geceki eşim siz misiniz?” diye cesurca sordu.
Bir anlık ağır bir sessizlik oldu. Adam nihayet, “Öyle görünüyor...” dedi.
Sesi derin, kaba ve pürüzlü bir tona sahipti. Leah gözlerini kırpıştırdı. Böyle bir sese sahip erkeklerin nazik ve yakışıklı olacağını duymuştu.
Ama duyduğu ses, hayal ettiğinden tamamen farklıydı. Kısa bir şaşkınlığın ardından kendini topladı. Nasıl olsa her şey planlandığı gibi giderse bu iş kısa sürede bitecekti.
“Beni takip et.”
Leah uysalca başını salladı. Adam onu binanın ikinci katına çıkan merdivenlere yönlendirdi.
Tahta basamaklar her adımda gıcırdıyordu. Uzun bir koridordan geçip en sondaki odaya girdiler. Adam kapıyı açıp önce onun girmesine izin verdi.
Oda şaşırtıcı şekilde hanın en iyi odasıydı. Ağır perdeler ve rahat mobilyalar... hatta romantik bile sayılabilirdi.
Ama bu gece romantik olmak için değildi. Leah’nın net bir amacı vardı.
Adam içeri girince kapıyı kapatıp kilitledi. O “klik” sesi Leah’nın kulağında adeta bir ölüm fermanı gibi yankılandı.
Geri dönüş yoktu.
Cesaretini toplayarak arkasını döndü.
"...!"
Az önce adam gölgelerde oturduğu ve kambur durduğu için Leah onun devasa boyunu fark edememişti. Şimdi karşısında tüm heybetiyle dururken, adamın çenesi ile kendi boyu arasındaki bariz mesafeyi görmezden gelmek imkansızdı. Odadaki loş ışığa rağmen adamın geniş omuzlarını ve güçlü fiziğini net bir şekilde görebiliyordu.
Bu keskin zıtlık onu açıkça utandırdı. Adam bunu fark etmiş olmalıydı ki dudakları hafifçe kıvrıldı. Ağır pelerinini tek eliyle omuzundan attı.
Ortaya çıkan şey bronz ten, koyu kahverengi saçlar ve sert bakışlardı.
Karanlıkta altın rengi gözleri hâlâ netti, bir canavarın vahşiliğini yansıtıyordu.
Keskin hatlarına rağmen yüzü “vahşi derecede güzel”di. Bu adama karşı duyduğu yoğun hayranlıkla dolup taşan Leah, meraklı bakışlarını utanmadan ona dikti.
Kalbi hızla çarpıyordu ve bir gerçeği fark edince boğazı kurudu.
Bu adam insan değildi.
“...Kurkan?” diye farkında olmadan fısıldadı.
Koyu ten, iri vücut ve altın gözler... Kurkanların özellikleriydi.
Adam kaşını kaldırdı.
Adam kaşlarını kaldırdı ve soğukkanlılıkla kabul etti.
"Uzun zamandır kimse bana Kurkan dememişti. Bugünlerde bize genelde vahşiler diyorlar." dedi son kelimeyi yayarak.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Çeviri için teşekkürler 💜 otomatik çeviri ile okumuştum sizin çevirdiğinizi görünce çok mutlu oldum
YanıtlaSil