Predatory Marriage - 23. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Şüphe yok ki, Blain yakışıklı bir adamdı; gümüş rengi saçları ve Leah’nınkileri andıran derin mavi gözleri vardı. Ancak bu güzellik sadece bir maskeydi; çünkü içindeki ruh, bir insanın hayal edebileceğinden çok daha çirkindi.

Soğuk ve çabuk öfkelenen Estia Veliaht Prensi, pek çok kişi tarafından korkuyla anılırdı. Gerçek şu ki, Leah onun kendisine baktığı her an dehşete kapılırdı. Tıpkı şu an olduğu gibi.

Blain’in delici gözleri Leah’nın her yerinde gezindi. Elindeki kutuyu uzun uzun inceledikten sonra yavaşça Ishakan’a baktı. Ishakan ise durumu gözlemlerken, en ufak bir utanç belirtisi göstermeden Blain’i neşeyle selamladı.

“Günaydın, Altesleri!”

Ishakan, sanki Blain ile önceden tanışıyormuş gibi davrandı. Blain ancak o zaman onun varlığını kabul etti. Selamı donuk ve iğneleyiciydi. Hemen ardından ortama ağır bir sessizlik çöktü.

Aralarında tuhaf bir aura oluşmuştu, sessizliğin ortasında sadece fıskiyeden akan suyun sesi yankılanıyordu. Boğucu sessizliğin ardından Blain nihayet ağzını açtı.

“Kurkan Kralı’nın burada olacağını bilmiyordum.”

Ishakan lafı gediğine koydu. “Burası girmemin yasak olduğu bir yer mi?”

“Kurkan gelenekleri nasıldır bilmem,” dedi Blain dişlerini sıkarak. “Ama burada, Estia’da, bekar bir kadının bir erkekle yalnız görülmesi hoş karşılanmaz.”

Bakışlarını tekrar Leah’ya çevirdi, ağzından dökülen her kelime ona doğrultulmuş birer hançer gibiydi.

“Kardeşim.”

Leah, Blain kendisine “kardeşim” dediğinde dudaklarını ısırdı. Blain onun üvey kardeşi olmasına rağmen, ona hiçbir zaman saygıyla yaklaşmamıştı. Aksine Leah, veliaht prens Blain’e karşı her zaman kusursuz bir nezaketle yaklaşması için sert bir eğitimden geçmişti.

Blain, canı ne zaman isterse Leah’ya ismiyle hitap eder, ne zaman isterse “kardeşim” derdi. Kurkan Kralı orada olduğu için resmi bir hitap seçmişti; ne de olsa kraliyet ailesinin bir karmaşa içinde olduğunun dışarıdan fark edilmesinde bir yarar yoktu.

“Sana söyleyeceklerim var. Daha sessiz bir yere gidelim.”

Bunu bastırılmış bir öfke tonuyla söylemişti. Leah bu durumla daha önce de karşılaşmıştı ve eğer direnirse Blain’in öfkesinin nasıl tırmanacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden boyun eğerek cevap verdi.

“Evet, Altesleri.”

Bunun üzerine Blain, Leah’nın bileğini kavradı ve onu sertçe peşinden sürükledi. Leah’nın ayakları taş blokların pürüzlü kenarlarına takıldı, bedeni sendeledi ama Blain’in umurunda bile değildi.

Sürüklenirken Leah geriye, Ishakan’a baktı. Çektiği acıya rağmen ifadesini bozmamayı başardı ve ona sakin bir yüzle baktı.

Gözleri birleşti. Ishakan’ın bakışları Leah’nın üzerinden bir an bile ayrılmamıştı. Durumdan hoşnutsuzdu ve karşısındaki adamı oracıkta boğmaya hazırdı. Ancak Blain, Estia’nın bir sonraki hükümdarıydı ve onunla bir tartışmaya girmek işleri sadece daha karmaşık hale getirirdi. Dahası, böyle bir kargaşa prensesi de doğrudan etkilerdi.

Yine de Ishakan dudaklarını kıpırdatarak sormadan edemedi. “Yardım lazım mı?”

Altın gözleri bir cevap bekliyordu. Ancak Leah, hayal kırıklığı yaratan bir hareketle gözlerini yere indirerek yardımı reddetti.

Böylesi daha iyi, diye düşündü Leah.

Blain tarafından sürüklenmek istemiyordu. İçten içe Ishakan’ın yardımına muhtaçtı. Ama kalbinin sesini dinlemenin safça bir davranış olduğunu anlayalı çok olmuştu. O adam Estia’yı yutmaya gelmiş Kurkan Kralı’ydı. Tüm siyasi planlarını önceden yapmış olmalıydı. Niyeti henüz belli olmasa da, onunla daha fazla yakınlaşmamak en iyisiydi.

Leah düşüncelerini savuşturdu. Ishakan’ın üzerindeki ısrarlı bakışlarını hissetmesine rağmen onları görmezden geldi ve körü körüne Blain’in onu götürmesine izin verdi.

Ishakan’ın görüş alanından tamamen çıktıklarında, bahçenin kuytu bir köşesinde Blain, Leah’yı sertçe bir ağaca itti. Kısa elbisesi çalıların dallarına takılıp yırtıldı. Blain, Leah’nın saçlarını vahşice kavradı, o güzelce yapılmış buklelerini darmadağın etti. Öyle güçlü çekiyordu ki Leah’nın başı arkaya doğru sarsıldı.

“Ne yapıyordun sen?”

Bu baskı altında Leah boynunun her an kırılabileceğinden korktu. Acı o kadar yoğundu ki Blain’in sözleri kulaklarında uğultu gibi yankılanıyordu. Blain onu sarsarak tekrar sordu.

“Sana sordum! O adamla ne yapıyordun?” Mavi gözleri delilikle parlıyordu.

Ona eziyet etmesi yetmiyormuş gibi, Blain çok daha korkunç bir şey yaptı. Adamın ellerini vücudunda hissettiği an Leah’nın gözlerinden iğneleyici bir nefret geçti. Blain izinsizce omuzlarına, göğsüne ve beline dokunuyor... hatta eteğini yukarı kaldırmaya çalışıyordu.

Leah tüm gücünü topladı ve Blain’in yanağına sert bir tokat attı. Gücü onunkinden çok daha az olabilirdi ama bu iğrenç davranışın devam etmesine izin veremezdi.

Blain saçlarını bıraktı ve onu şiddetle kendinden uzaklaştırdı. Leah, şeytan çarpmış gibi görünen Blain’e nefretle baktı.

“Kurkanların önünde kalçanı sallayıp durma.” dedi Blain, Leah’nın tepesine dikilerek soğuk bir uyarıyla.

“Anlaşıldı mı, kardeşim?”

Yorumlar