Predatory Marriage - 190. Bölüm (Türkçe Novel)

Uyarılar: Cinsel istismar, cinsel saldırı girişimi.
“Ahhh, Majesteleri, ahh, daha fazla, daha sert yap..!”
“Hmm, ahh...”
Lady Mirael’in çıplak vücudu, Blain’in boynuna davetkarca sarılırken yatak odasının ışığında parlıyordu. Blain hamlelerine ara verip derin bir nefes aldı ve Leah’ya oturması için işaret etti. Terden sırılsıklam olmuştu.
Leah yatağın yanındaki sandalyeye oturmaya giderken, "Bakışlarını kaçırma." diye emretti.
Birbirine dolanmış haldeki kadın ve adama bakışlarını sabitlerken elleri kenetlendi. Blain tekrar hamle yaptıkça Lady Mirael daha yüksek sesle inliyordu ama adam, koltuğunda titreyerek oturan Leah'yı izliyordu. Bu manzara onu heyecanlandırıyordu. Sertçe erkekliğini dışarı çıkardı ve Lady Mirael’in karnının üzerine bıraktı.
Leah tuttuğu nefesi koyvererek hızla bakışlarını kaçırdı.
“...”
Oda nahoş bir kokuyla kokuyordu. Bu odadan bir an önce ayrılmak istese de Blain onun peşini asla kolayca bırakmazdı. Lady Mirael’i iterek yataktan kalktı; çeşitli sıvılarla ıslanmış ve damlayan erkekliği Leah’nın önünde sallanıyordu. Elini nemli saçlarının arasından geçirdi.
“Em şunu.” diye emretti.
İğrençti. İticiydi. Leah itaatkar bir şekilde ağzını açmaya çalıştı ama öğürüp kusmamak için hemen eliyle kapamak zorunda kaldı. Blain ona soğuk mavi gözlerle baktı.
"Bunu bile yapamıyor musun?" diye sordu çarpık bir gülümsemeyle. Nişanlıydılar ve yakında evleneceklerdi ama Leah ve Blain hiç seks yapmamışlardı. Adam ona her dokunduğunda Leah titremeye başlıyor ve midesi bulanıyordu.
Bir keresinde adam onun itirazlarını görmezden gelmişti. Kadın ağlayıp yalvarırken zorla yapmaya çalışmıştı ama Leah bayıldıktan sonra pes etmişti. Şimdi ise Leah, sadece adamın cariyeleriyle seks yapmasını izlemek zorundaydı.
Normalde Leah sabırla izledikten sonra gitmesine izin verirdi ama bugün farklıydı. Leah tam öğürmesini durdurup özür dilemek için ağzını açtığı sırada, adam suratına bir tokat attı; ani ve şiddetli bir acı şoku. Şaşkınlık içinde elini yanağına koyup ona baktı.
"Eminim onunkini emmişsindir. Benimki kirli mi?"
İnanılmaz derecede aşağılık kelimeler. Leah, kafatasının içine bir ağrı saplanırken dişlerini sıktı. Kulakları çınlıyordu. Daha fazla dayanamadı. Ayağa fırlayarak kaçtı.
“Leah!!!”
Blain’in seslendiğini duyabiliyordu ama arkasına bakmadı. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur onu sırılsıklam etti ama umurunda değildi. Görevlilerin takibinden kurtulmak için saray bahçesine süzüldü ve kısa süre sonra erkek Tanrı çeşmesine ulaştı.
Leah yorulduğunda ara sıra burayı ziyaret ederdi. Burası neredeyse her zaman sessiz olurdu, bu yüzden burada yalnız kalabilirdi; yağmurdan taşan çeşmeye ve yerlere saçılmış sırılsıklam yapraklara rağmen kendini teselli bulmuş hissediyordu.
Çeşmenin yanındaki nemli taşa oturduğu an gözyaşları boşaldı. Dizlerine sarılarak hıçkıra hıçkıra ağladı.
Çok aşağılanmış ve utanmış hissediyordu. Daha önce hiç başka bir adamla birlikte olmamıştı, bu yüzden Blain'in neden böyle şeyler söylediğini anlamıyordu. Sevdiği adam neredeydi? Sanki bir rüya gibi yok olup gitmiş gibi geliyordu.
Sağanak yağmur gözyaşlarına karıştı. Yanağı sızlıyordu. Hıçkırıkları ve yağmurun sesi arasında hışırdayan yaprakların sesini duymadı ama aniden yağmur dindi. Sesini hâlâ duyabiliyordu ama artık üzerine yağmıyordu. İrkilerek başını kaldırdı.
Önünde, ondan çok daha uzun boylu, tamamen kukuletalı bir pelerin giymiş devasa bir adam duruyordu. Üzerine bir şemsiye tutuyordu.
Kalbi sanki eziliyormuş gibi acıyarak küt küt atarken cildi diken diken oldu. Bunun neden olduğunu anlamıyordu.
“Kimsin sen?” diye sordu sertçe, anında savunmaya geçerek. “Kendini tanıt.”
Ama adam cevap vermedi. Bakışları kadının yanağına kaydı ve Leah utanarak hemen orayı kapattı. Kimsenin onu bu kadar sefil bir halde görmesini istemiyordu. Ancak adam bir süredir onu izliyordu; yavaşça pelerininin kukuletasını indirdi ve altın rengi gözlerini ortaya çıkardı.
“Kocan.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder