Predatory Marriage - 168. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Leah gayriihtiyari Ishakan’a baktı. Adamın bakışları karardı ama hiçbir şey söylemedi. Onları izleyen Byun Gyeongbaek kararlılıkla konuştu.

“Sırf aptalca bir hâkimiyet mücadelesiyle tahta çıktı diye onun gerçek bir kral olduğunu sanıyorsun. Hiçbir şeyden anladığın yok.”

O konuştukça Ishakan’ın ifadesi daha da sertleşti, yüzüne bir gölge düştü.

“Hâlâ geç değil, Estia Prensesi olarak geri dönebilirsin.” dedi Byun Gyeongbaek. “Sana yardım edeceğim...”

Şap.

Leah onun suratına bir tokat aşk etti. Şoke olan adam, Leah sızlayan elini ovuştururken başını yavaşça ona doğru çevirdi. Ona tüm gücüyle vurmuştu.

“Anlamayan sensin.” Leah, yüzünü onunkine yaklaştırmak için eğildi, adam nefesini tuttu. “Herkesi kandırıp duruyordun.”

“O...”

“Kahramanı oynamak eğlenceli miydi?”

Adamın ağzı açıldı, sesi çatallanarak çıktı.

“Ne saçmalıyorsun, ben batı sınırında kendimi feda ettim...”

Hâlâ aklının başına gelmediği anlaşılıyordu. Leah ona bir kez daha vurmak istedi ama eli ilk tokattan dolayı zaten kızarmış ve şişmeye başlamıştı.

Ishakan sessizce izliyordu ancak Leah'nın tereddüt ettiğini görünce harekete geçti. Kadının tam olarak ne istediğini biliyordu. Büyük eli Byun Gyeongbaek’in yanağında patladı. Adam, hâlâ sandalyeye bağlı bir halde çadırın köşesine uçtu.

“Oh, tüh.” dedi Ishakan. “Gücümü kontrol etmek pek kolay olmuyor.”

Leah, Byun Gyeongbaek’i kontrol etmek için aceleyle yanına gitti. Ishakan’ın onun boynunu kırmış olmasından endişelenmişti ama neyse ki adam hâlâ hayattaydı. Ishakan, debelenen Byun Gyeongbaek’i çadırın ortasına geri sürükledi.

Adamın pek kendinde olduğu söylenemezdi; ağzından salyalar akıyor, yüzü şişiyordu. Batı sınırına hükmeden Byun Gyeongbaek için bu acınası bir görünümdü.

“Hâlâ işe yararsın, Byun Gyeongbaek.” Leah ona şüpheli görünen, koyu kırmızı şarap dolu bir kadeh uzattı ve soğuk bir sesle, “Ölmek istemiyorsan iç şunu.” dedi.

“Beni öldüremezsin!” diye çılgınca bağırdı adam.

“Öldüremeyeceğimi sana düşündüren ne?”

“...”

Şaraptan ölmekle başka bir şekilde ölmek arasında bir fark yoktu. Bu durumda, en azından bir şans sunan seçeneği kabul etmek daha mantıklıydı. Byun Gyeongbaek şarabı içti.

Hepsini içtiğinden emin olduktan sonra Leah, şarabın "asıl" niteliğini açıkladı.

“Bu, emirlerime itaatsizlik edersen anında ölümüne neden olacak bir iksir.”

“Ha, gerçekten mi...”

“Eğer bunu test etmek istiyorsan hayatını riske atmış olursun.” Adamın ağzı bir karış açık kaldı. Leah ona buz gibi bir bakış attı. “Bundan sonra benim casusum olacaksın, Byun Gyeongbaek.”

Kurkan Kraliçesi olmaya karar veren Leah için onu hayatta tutmaya değerdi. Fetih öncesinde, özellikle Cerdina’nın ne yapacağını bilmediği için Estia’nın içine mümkün olduğunca çok Kurkan yerleştirmek gerekecekti. Leah başkentte neler olup bittiğini bilmek istiyordu.

Cenaze töreni, Byun Gyeongbaek’in oraya gitmesi için iyi bir bahane olacaktı. Estia siyasetinin derinliklerine, Kurkanların rüşvet verdiği herhangi bir soyludan çok daha fazla nüfuz edebilirdi.

Yıkılmış haldeki adamı geride bırakan Leah, çadırın dışında Ishakan ile buluştu. Birkaç Kurkan eğilerek selam verdiler ve Byun Gyeongbaek’i düzgün bir şekilde geri götürmek için çadıra girdiler. Leah bir an bakışlarını kaçırdı, sonra Ishakan’ın şişmiş elini parmaklarıyla nazikçe okşaması üzerine ona baktı.

“Böyle tuhaf bir iksir olduğunu bilmiyordum.” Adam gülümsedi. “Daha önce hiç duymamıştım.”

“Yalandı.”

Leah, Byun Gyeongbaek’in yeteneklerini ne kadar abarttıklarını bir kez anladığında, onun gerçek kapasitesi hakkında çok daha doğru bir fikre sahip olmuştu. Bu büyüklükteki bir yalanla bile kandırılabileceğini düşünmüştü. O korkak adam, asla bu tehdidi sınamaya cüret edemeyecekti.

“Sen gerçekten...” Ishakan bir an sözsüz kaldı, sonra kahkahayı patlattı. “Bir keresinde köle tüccarı taklidi yaptığını unutmuşum.”

Bu Leah için hiçbir şeydi. Başka şeyleri merak ediyordu ama ona doğrudan sormaya cesaret edemiyordu. Tahta çıkmadan önceki geçmişini, ona henüz "Isha" dendiği zamanları bilmek istiyordu. Şimdi düşününce, onun hakkında pek bir şey bilmediğini fark etti. Bu, aniden kendini ona uzak hissetmesine neden oldu.

“Sıkıcı bir hikâye.” Adamın sesini duyunca başını kaldırdı. Ishakan’ın yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı. “Onu duymak için hatırı sayılır bir bedel ödemen gerekecek.”

“Sormak istediğimi nasıl anladın...”

“Geçmişimi merak ediyorsun.”

“...Evet.” Tereddüt ederek sordu. “Bana anlatabilir misin?”

“Hayır.”

Bu kesin reddediş karşısında Leah’nın gözleri irileşti. Adam onun şişmiş elini kaldırdı ve öptü.

“Biliyorsun ya, Leah.” diye fısıldadı yumuşakça.

Yorumlar