Predatory Marriage - 164. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Ancak durum böyle değildi. Sebep olduğu değişimlerin yarattığı dalgalanmalar, o görmese bile yayılmaya devam ediyordu. Katettiği o zorlu yol boşa gitmemişti.

Bu durum onun için çok şey ifade ediyordu ve içindeki derin bir boşluğu o kadar güzel doldurmuştu ki, Leah gülümsemeden edemedi. Kurkanlar bu manzara karşısında gözlerini fal taşı gibi açtılar, ona bakarken odada bir hayret fısıltısı yükseldi.

"Oh..."

Haban ellerini çırptı.

"Hadi bakalım, iş başına!"

Büyücüler, kendi aralarında tartışarak yere karmaşık desenler çizmeye ve son hazırlıklarını yapmaya başladılar. Onların bitirmesini beklerken Leah, Haban’a doğru mırıldandı.

"O kadar tuhaf mıyım?" diye sordu. "Genin bana bazen Kurkanların kıtanın diğer bölgelerinden insanlarla evlendiğini söylemişti, tıpkı kendi kocası gibi."

"Elbette ama..." Haban bir an düşündü. "Senin kadar beyaz tenli kimse yok. Ayrıca saçların gümüş rengi olduğu için bu seni daha da dikkat çekici kılıyor."

"Anlıyorum."

"Ayrıca, çok güzel bir kadınsın." Leah neredeyse düşünmeden başını sallayacaktı ama son anda kendini tuttu. Haban yaramaz bir çocuk gibi sırıttı. "Ve Kurkan olmayan biriyle evlenmek pek yaygın değil. Genin’in kocası dışarı pek çıkmaz. Onun neye benzediğini bilen çok fazla Kurkan olmadığına eminim."

Leah gözlerini kırpıştırdı. Birden, Genin’in kocası hakkında konuşurken yüzünden geçen o kederli ifadeyi hatırladı.

"...Acaba başlarına bir şey mi geldi?" diye sordu dikkatlice.

"O..."

"Eğer karmaşık bir meseleyse anlatmana gerek yok." diye ekledi hemen.

Haban elleriyle yanaklarını sıktı ve iç geçirdi. "Nasılsa yakında öğrenirsin, en iyisi anlatayım."


Kurkanlar arasında "safkanlık" yanlıları vardı. Kurkanların ana karadaki insanlarla karışmaması gerektiğine, kanlarının saflığını korumak için sadece kendi aralarında evlenmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Gerçek doğalarını temsil eden o güçlü canavar kanıyla gurur duyuyorlardı. Kıtanın geri kalan halklarıyla yapılan evlilikleri lanetliyorlardı.

Eski Kral da bir safkanlık yanlısıydı. Kanındaki büyük güç nedeniyle, doğduğu andan itibaren bir sonraki kral olarak görülmüştü ve reşit olma töreni tamamlanır tamamlanmaz bir hakimiyet mücadelesine girişip sonunda tahta çıkmıştı.

Tahta çıktığı an, trajedi başladı.

Kral melezlerden nefret ediyordu; kıtanın diğer yerlerinden getirilen ve Kurkan olmayan kişilere açıkça ayrımcılık yapıyordu. Başlarda onlara sadece aşağılayıcı davransa da, gücünü pekiştirdikçe eylemleri daha aşırı bir hal aldı. Onu destekleyen safkanlık yanlıları çölde kibirle dolaşmaya başladılar ve Kurkan olmayanlarla evli olan Kurkanlar, partnerlerinin güvenliği için endişelenmeye başladılar.

Kral’ın muhafızları olan Genin ve Haban, onun bu davranış değişikliğinden nefret ediyorlardı. Olaylar, Kral’ın Kurkanları Byun Gyeongbaek’e ve diğer köle tüccarlarına sattığını öğrendiklerinde doruk noktasına ulaştı.

Melezleri çok büyük paralar karşılığında satıyordu. Hem de bir ya da iki kez değil, sürekli olarak. Genin ve Haban öfkeyle protesto ettiler ama itirazlarının hiçbir etkisi olmadı. Kral bir tirandı ve safkanlık yanlıları onu destekliyordu.

Genin’in kocası için duyduğu korku her geçen gün arttı ve sonunda tüm hayatını geçirdiği çölü terk etmeye karar verdi. Haban da Kral’dan ve takipçilerinden tiksindiği için onunla gitmeye karar verdi.

Kaçmaya fırsat bulamadan yakalandılar. O gün, Genin’in asla unutamayacağı bir gündü. Ödedikleri bedel çok büyüktü.

— Lütfen... hayır, yalvarırım..!

O gün Genin, bu kadar nefret ettiği adamın önünde başını eğmişti. Alnını yere vurarak yalvardı.

— Lütfen beni cezalandırın, lütfen Kralım, merhamet edin..!

Ancak Kral’ın zalim doğası affetmedi. Genin’e ihanetinin sonuçlarını gösterdi.

— Hayır... hayır...

Genin bakakaldı. Gözleri kızarana ve damarları çatlayana kadar baktı. Yanaklarından kanlı gözyaşları süzülene kadar baktı.

O günü ne zaman düşünse, Genin’in zihni boşalıyor ve bulanıklaşıyordu. Yaptığı şey geri döndürülemezdi. Elinden gelen tek şey pişmanlık duymaktı.

"Ben geldim." dedi Genin kapıyı açarken. Çiçek bahçesindeki adam neşeyle cevap verdi ve tekerlekli sandalyesini sürerek ona doğru ilerledi. Genin mahcubiyetle bakışlarını kaçırdı ve ona bir buket çiçek uzattı. Adamın gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Gelirken yoldan topladım." dedi.

"Genin!" Adam şaşkınlıkla şakayıklardan oluşan buketi aldı. "Daha son buketi getireli çok olmamıştı."

"Şakayıklar güzeldir. Ayrıca Leah’nın da en sevdiği çiçeklerden biriymiş."

"Anlıyorum." Adam yumuşakça gülümsedi ve çiçekleri kokladı, sonra kolunu Genin’e doğru uzattı. Alışkanlığın verdiği rahatlıkla Genin onu kucağına alıp kaldırdı.

Kucağını örten battaniye yere düştü; pantolon paçaları boş bir şekilde sallanıyordu.

Bacakları yoktu.

Yorumlar