Predatory Marriage - 126. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Cerdina, Leah’nın saçlarıyla oynaşmayı bitirdiğinde dökülen birkaç teli parmaklarının ucuyla topladı. Leah, Kraliçe'ye Prenses Sarayı’nın ana girişine kadar eşlik etti ve ardından çalışma odasına döndü. Masasına oturup bazı belgeleri eline aldı. Ona hizmet edecek tek bir nedime bile yoktu. Okurken dudakları alaycı bir ifadeyle büküldü.

Onu saraya geri getirmek mi? Cerdina sadece ona eziyet etmeye devam etmek istiyordu, geri getirmek için başka hiçbir sebebi olamazdı. Buna izin vermeyecekti.

Leah, masasına yığılarak acı bir şekilde gülümsedi. Gözlerini kapattı ve düğüne kadar olan günleri saydı. Sonsuza dek dinlenebilmesi için fazla zaman kalmamıştı. Yaşama isteği çoktan yok olup gitmişti. Ölüm, alabileceği tek intikam ve özgür olabilmesinin tek yoluydu.

Cerdina, Leah saraydan ayrıldığı gün nedimelerini beyin yıkamanın etkisinden kurtaracağına dair söz vermişti. Leah, Cerdina'dan bu sözü ancak bir köpek gibi kuyruk sallayarak alabilmişti. Yani düğünden sonra, Byun Gyeongbaek ile geçireceği ilk gecede intihar edebilirdi...

“...”

Leah yüzünü elleriyle kapattı. Son zamanlarda sağlıklı düşünemiyordu. O günden beri tüm düşünceleri kesintiye uğruyor ve derin bir melankoliye gömülüyordu. Zihni, yağmurdan sonraki ıslak toprak gibiydi.

Cerdina’nın çektirdiği acı ve kendi kendini boğmanın o korkunç hissi, zihninde sürekli canlı bir şekilde canlanıyordu. Ne zaman bu anılardan kurtulmaya çalışsa, o isim hep aklına geliyordu. Bu canını yakıyordu. O ismi unutmaya çalışıyordu.

—Hiç sevdiğin birini boğdun mu?

—Hiç bir kalbe bıçak sapladın mı?

O yumuşak ses yeniden kulaklarında çınladı, Leah elleriyle kulaklarını kapatıp sessizce hıçkırırken omuzları sarsılıyordu. Yalnız başına gözlerini kapattı ve taşan korku dalgasını yok etmeye çalıştı.

Talihsizlik paylaşıldığında sadece daha da büyürdü. O adam, Leah’nın karanlığına ait değildi. Leah tüm kalbiyle, o ışık saçan adamın her zaman güneş ışığında kalmasını diledi.

Zaman uçup gitti. Zihni yerinde olmadığı için sanki daha da hızlı geçiyor gibiydi. Ama önemli değildi. Aksine, Leah zamanın akıp gitmesini istiyordu.

Yarın, Kurkanların ayrılacağı gündü.

Leah gece geç saatlerde Prenses Sarayı’nın bahçesinde tek başına yürüyordu. Cerdina bütün gün onu rahatsız etmişti, bitkin düşmüştü ve hemen yatmak istiyordu ama yapamıyordu. Eskisi gibi, Ishakan’ın bu gece onu ziyaret edeceğinden emindi.

Onu çok özlemişti. Ama onu görmek istemiyordu. Ona zalimce sözler söylemek ya da onu soğukça iterek reddetmek zorunda kalmak istemiyordu. Sadece gitmiş olmasını tercih ederdi. Eğer giderse, ona fısıldadığı o aşk sözlerinin bir yalan olduğuna ve sadece Estia’nın sırlarını çalmaya çalıştığına inanabilirdi.

O zaman hayatına pişmanlık duymadan son verebilirdi.

Leah, bir yandan onun kendisini bulmasını umarken bir yandan da bulmamasını dileyerek adımlarını daha da yavaşlattı. Amaçsız adımları, sümbülteber bahçesinin önünde durdu. Ya da eskiden bahçe olan yerin. Hepsi sökülmüş ve yeni çiçekler için hazırlık amacıyla yere saçılmıştı. Ezilmiş ve kırılmış çiçeklerin arasından dikkatlice bakarak hâlâ sağlam kalmış bir tanesini buldu.

Tam elini uzattığı anda...

“...”

Ayaklarının dibine küçük bir taş düştü. Yavaşça başını kaldırdı.

Ağacın kalın gövdesine sırtını dayamış bir dalın üzerinde oturan bir adam pipo içiyordu. Nefesini dışarı verdiğinde duman, vakur yüzünün önünde süzüldü. Ona yukarıdan bakışı o kadar doğal duruyordu ki. Karanlıkta, o parlak altın rengi gözleri sanki Leah’nın neden yatak odasına gidemeyip bahçede dolandığını biliyormuşçasına ona dikilmişti.

Leah gözlerini indirdi ve kalbinin etrafına aşılmaz bir duvar ördü. Bu kez bu adamın duygularına ulaşamamasını umuyordu.

Leah ona bakmayı bıraktığı an, Ishakan piposunu bıraktı ve ağaçtan hafifçe aşağı atladı. Hatırı sayılır yüksekliğe rağmen yere sessizce indi. Hareketleri inanılmaz derecede çevikti. Ona yaklaştığında, Leah tütün kokusunu alabiliyordu.

“Sizi selamlıyorum, Kurkanların Kralı.” dedi Leah.

Ishakan bu resmi tona acı bir şekilde gülümsedi. Gözleri kısıldı.

“Sanırım reddetmenin farklı yolları varmış.”

Leah, hâlâ onun gözlerinden kaçarak konuştu.

“Vakit geç oldu.” dedi gözlerini kaçırarak. “Prenses Sarayı’nın bahçesinde böyle bir araya gelmemiz uygun değil, o yüzden..!”

Sözleri, şaşkınlıkla nefesini çekince yarıda kesildi.

“Beni azarlamana gerek yok.” Sıcak bir kucaklama onu sımsıkı sardı. Hemen ardından yine onun sesini duydu. “Sana sadece bir anlığına sarılmama izin ver, Leah.”

Yorumlar