Predatory Marriage - 110. Bölüm (Türkçe Novel)

Böylece av sona erdi ve kraliyet sarayı bu olayla çalkalandı. Davaya nasıl yaklaşacağından emin olamayan kraliyet mahkemesi, şimdilik bir duruşma yapılmamasına karar verdi. Blain ağır yaralanmıştı ama koşullar çok karmaşıktı. Ishakan aşırı tepki vermiş olsa bile, ilk oku atan Blain’di; her ne kadar Blain’in yanındakiler onun kışkırtıldığını iddia etse de...
Ishakan muhtemelen durumdan faydalanmıştı. Blain’in eylemleri nedeniyle müzakereler sonuçlandırılamıyordu. Kurnaz adam, istediğini elde etmek için Leah’yı kullanmak yerine Blain’i kullanmıştı.
Tuhaf olan şuydu ki; Blain’i bu denli öfkelendiren şey, Ishakan’ın ensest bir evlilikten bahsetmesiydi. Estia’da kan bağını korumak için akraba evliliklerine izin verilirdi ancak bu, son çare olmadıkça önerilmezdi. Elbette Leah ve Blain’in evlenmesi için hiçbir sebep yoktu ama Blain, sanki Ishakan onu can evinden bıçaklamış gibi saldırmıştı.
Şimdiye kadar Blain, Leah’ya bir nesne, kendi malıymış gibi eziyet etmişti. Bu ona Leah'yı aşağılamanın tatminini verse de, aslında kendi düşük özgüveninin ve hastalıklı sahiplenme duygusunun bir göstergesiydi.
Ancak Ishakan’ın barınakta ona söyledikleri tuhaftı ve Blain’in ona gerçekten ilgi duyuyormuş gibi davrandığı durumlar olmuştu. Leah içini çekerek elindeki belgeyi masaya bıraktı.
Ama artık ne önemi vardı ki? Her şey bitmişti.
Küçük masasının üzerinde bir yığın belge birikmişti ama Leah’nın onlara bakacak hali yoktu. Pencereden dışarı baktığında, uzaktaki Kraliçe Sarayı’nda yanan ateşi görebiliyordu. Cerdina, Blain’i oraya götürmüş ve başında nöbet tutuyordu.
Cerdina av sırasında bir çatışma bekliyordu ama Blain’in bu kadar ağır yaralanacağını düşünmemişti. Ve açıkça görülüyordu ki kadın aklını kaçırmak üzereydi.
Sarayın ışıklarına bakan Leah perdeyi kapattı ve koltuğa çöküp yüzünü avuçlarına gömdü.
“...”
Ormandan döndüğünden beri hiçbir şey yapamamıştı. Odada yalnız olmasa bile, belgelere odaklanacak gücü kendinde bulamıyordu. Şu an barış antlaşmasını düşünmek bile zordu. Tüm sıkı çalışması boşa gitmişti.
Ne yapmalıydı?
Ne kadar düşünürse düşünsün, yapılacak başka bir şey kalmamıştı. Müzakereler karmaşıklaştıkça vergi reformu bile belirsizleşmişti. Veraset konusunu kullanarak Byun Gyeongbaek’i tekrar manipüle etmeye çalışırsa bu çok bariz olurdu. Kraliçe’nin Çingene kökenini de kullanamazdı çünkü elinde gerçek bir kanıt yoktu.
Kendini kaybolmuş hissediyordu. Dudaklarını şişip kızarana kadar ısırdı.
“..?”
Balkonun cam kapısından tanıdık bir tıklama sesi geldi, perdenin arkasında bir gölge belirdi. Ayağa kalktı ve yavaşça ileri yürüdü. Davetsiz misafir, onun kapıya ulaşmasını bekleyemiyormuş gibi kapıyı zorlamaya başladı.
Perdeyi kenara çektiğinde, cam kapının diğer tarafındaki adama baktı. Daha şaşırmış gibi yapamadan duraksadı. Adamın altın rengi gözleri; Leah’ya yöneltilmiş şefkat, sevgi, üzüntü ve öfkenin karışımıyla sertleşmişti.
Leah onun bu ifadesine anlam veremedi; Ishakan onun şaşkınlığını görür görmez bu ifadeyi hızla sildi ve her zamanki muzipliğiyle gülümseyerek cama tekrar vurdu. Leah mandalı açtı ve adam sabırsızca içeri daldı.
“Akşam yemeğinde ne var?”
Bu soru Leah’yı gülümsetti, adam onu kendine çekip çenesini Leah'nın başına yasladı.
“Meşgul olduğum için yemek yiyemedim, eminim sen de yemedin.” Blain’in bileğini kırdığı gerçeğini tamamen görmezden gelerek önerdi. “Hadi, birlikte lezzetli bir şeyler yiyelim.”
Ancak Leah başını salladı. İştahı yoktu. Nazikçe onu itti.
“Omzun nasıl?” diye sordu. Blain’in onu okla vurduğunu duymuştu ama iyi görünüyordu.
“Acıyor.” dedi Ishakan kaşlarını çatarak.
“...Çok mu?”
“Nadir yaralanırım ama senin yüzünden şimdiden iki kez yara aldım.”
Elbette Blain’in onu vurmasının suçlusu Leah değildi ama adam yaralı olduğu için ona itiraz etmedi. Ishakan parmaklarıyla Leah’nın burun kemiğini nazikçe okşadı.
“Suçluluk duyuyorsun, değil mi? İşte bu yüzden birlikte akşam yemeği yemeliyiz. Hastaların iyileşmesi için düzgün beslenmesi gerekir.”
Leah gülümsedi. Ishakan tam bir safsatacıydı. Ama kısa süre sonra gülümsemesi soldu. Başarısız müzakereler aklına geldi, Kurkanların yakında çöle döneceğini biliyordu. Ishakan ile geçirecek daha fazla vakti kalmayacaktı. Onun bu kadar uzak bir yere gidecek olması düşüncesi kalbini tuhaf bir şekilde sızlattı. Ishakan’ın hayatını altüst etmesine alışmıştı ve artık onun varlığı Leah için normalleşmişti.
Tekrar birlikte olabilirler miydi?
Cevabı biliyordu. Bu olmayacaktı. Sessizce yere baktığında bir iç çekiş duydu.
“Her şey bitti.” dedi Ishakan. Leah'nın gözlerinin içine baktı. “Bizi cezalandıramasalar bile, Kral her an Kurkanların sınır dışı edilmesi emrini verebilir...”
Ellerini Leah'nın yanaklarına koyarak ona sıcaklığını hissettirdi.
“Müzakereler tamamlansa bile bu ülke çökecekti. Artık buna tutunmayı bırak.”
Ve ardından Leah'nın asla hayal bile edemeyeceği bir şey söyledi.
“Benimle çöle gel.”
Bu tatlı fısıltı Leah'nın kalbine işledi.
“Nişanlım ol, Leah.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder