Cry, Even Better If You Beg - 8. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Güvenli Dünya ✧
Üçü kapıya vardığında kapıcı şaşkın görünüyordu.
Leyla, kapıcının neden ona hayretle baktığını anladığını belli eden dostane bir gülümseme sundu, zira kimse şehrin en lüks oteline eski püskü bir bisiklet getirmemişti. Kapıcı, Leyla ve Claudine'i birkaç dakika süzdükten sonra bisikleti teslim aldı. Leyla, basit bir selamla teşekkür ederek otele girdi.
Çay salonu ana lobinin sağ tarafındaydı. Müdür, onları hızlı adımlarla nehir kıyısına bakan terasa yönlendirdi.
Masaya en son oturan Leyla oldu. Bugün şanssız gününde miydi bilinmez ama sandalyesi tam Dük Herhardt’ın karşısına denk gelmişti. Onun soğuk bakışlarından kaçınmak için Leyla aceleyle gözlerini kucağına dikti.
Yaz güneşi, ince altın çerçeveli gözlüklerinde parlak bir şekilde yansıyordu. Dük, nehirde hiçbir şey olmamış gibi ona sıradan bir tavırla bakmaya devam ediyordu, bu durum Leyla'yı hayretler içinde bıraktı. Çıplak yakalanan kişinin, bunu görenden daha çok utanması gerekmez miydi?
Sıradan insanların ve hizmetçilerin, aristokratlar için mobilya ya da tablodan farkı olmadığını inkar etmek zordu. Bir mobilyanın önünde çıplak olmaktan utanmazlardı. Ve çıplak bir insan gördüğü için şoka giren tek bir mobilya bile yoktu.
Leyla bu sonuca vardığında çay masası çoktan hazırlanmıştı. Dük Herhardt bir emir vermemiş olmasına rağmen, önüne yoğun kokulu bir fincan kahve bırakıldı. Ardından, pürüzsüz ve ince parmaklarıyla fincanın sapını tutarak bir yudum aldı.
Sanki Leyla’nın varlığını unutmuş gibi, Claudine ve Matthias kendi tartışmalarına dalmışlardı. Bugün gezdikleri sergiden akrabaları hakkındaki haberlere, hafta sonu malikanede yapılacak parti planına kadar konuşmaları tüm bu geçici konuları kapsıyordu.
Matthias’ın yumuşak bariton sesi ile Claudine’in soprano tınısı düzenli aralıklarla birbirine karışıyordu. Leyla, eğer sadece kendi aralarında sohbet edeceklerse neden onu da yanlarına aldıklarını anlayamıyordu.
Leydi Brandt’ın hareketleri anlayışının tamamen ötesindeydi. Leyla, o yazki ilk karşılaşmalarından beri Claudine’i anlamakta hep başarısız olmuştu.
“Eee, Leyla. Okul nasıl gidiyor? Eğleniyor musun?”
Claudine’in sesi ile fincanın tabağa bırakılma sesi aynı anda duyuldu. Leyla’dan sadece bir yaş büyük olmasına rağmen, onunla her zaman bir çocukla konuşan bir yetişkin edasıyla konuşurdu.
“Evet, matmazel.”
'Bill amca için.'
Leyla, Claudine’e cevap verirken içinden bunu tekrarladı. Claudine okul hayatı hakkında birkaç soru daha sorup memnuniyetle başını sallarken, o da sabit bir gülümsemeyle cevap vermeye devam etti. Claudine, Leyla’nın cevaplarının yankılanan bir “Evet, matmazel” olmasını istiyordu; Leyla da bu şekilde cevap vermeye çoktan alışmıştı.
“Gelecek yıl mezun oluyorsun, değil mi?”
Leyla sadece kısa cevaplar verse de Claudine’in tonu hala dostane geliyordu.
“Evet, matmazel.”
“Mezuniyetten sonra ne yapmak istiyorsun?”
“Öğretmenlik sertifikası programına kaydolacağım.”
“Ah, öğretmen mi?..”
Claudine fincanını tutarken dudaklarının kenarını yukarı kıvırdı. Başını salladıkça küçük şapkasını süsleyen kurdele ve çiçek buketi sarsılıyordu.
“Sen iyi bir kızsın Leyla. Bu harika bir hedef. Bunun senin için uygun olacağına inanıyorum.” Claudine, Leyla’yı bu takdire şayan hayalinden dolayı överek bir kez daha gülümsedi. “Öyle değil mi, Dük Herhardt?”
Leyla farkında olmadan odağını Matthias’a çevirdi. Gözlüklerini taktığı için onun mavi gözleri artık daha berraktı. Dük’e çok uzun süre baktığını fark edince Leyla aceleyle gözlerini kaçırdı.
“Evet.”
Matthias sakin bir tavırla onayladı.
Leyla’nın varlığı ardından yeniden silinip gitti. Bu rahatsız edici çay vaktinin bir an önce bitmesini istediği için rahatlamıştı. Kyle tenis oynamaya gitmişti ve onunla şehirde buluşacaktı, bu yüzden randevusuna geç kalacağından endişeleniyordu.
Huzursuzlanan Leyla başını kaldırdığı anda Matthias da başını çevirip ona baktı. Leyla bu kez daha önce yaptığı gibi gözlerini kaçırmadı ve sessizce onun bakışlarına karşılık verdi.
Küçükken, Matthias’ın mavi gözleri ona tatlı, yuvarlak ve koyu mavi kristal bir şekeri hatırlatırdı. Leyla, gençliğindeki bu aptallığa inanamayarak başını salladı.
“Şey, Dük Herhardt ve Leydi Claudine, lütfen beni mazur görün.”
Sessizce oturmaktan sıkılan Leyla, o narin dudaklarını sonunda araladı.
“Müsaadenizle ayrılabilir miyim?”
Gözlerini Matthias’tan çekip Claudine’e odakladığında yeniden nefes alabildiğini hissetti.
“Öğleden sonra bir arkadaşımla buluşacağıma dair söz vermiştim.”
Leyla endişeli bir yüz ifadesiyle konuştu ancak Claudine gülümseyip başıyla onay vererek müsaade edince, gergin ifadesi dağıldı ve derin bir nefes aldı.
İkisine nazikçe veda ettikten sonra otelden fırladı ve kalabalık sokaklarda hemen bisikletinin pedallarına asıldı.
Yine de tuhaf bir şey vardı; Leyla dükten uzaklaşmak için pedal çevirdikçe, adamın yüzü zihninde daha da unutulmaz bir hal alıyordu.
'Gözlükler yüzünden mi?'
Leyla derin bir iç çekerek düşündü. Dükün etkisinde kalmasının en büyük sebebinin gözlükleri olduğuna inanıyordu. Keskinleşen görme yetisiyle onu gördüğünde nefesinin kesilmesi normaldi.
Tüm o pedal çevirme yorgunluğundan bayılmak üzereyken buluşma noktasına vardı. Ondan önce gelmiş olan Kyle, geniş bir gülümsemeyle el sallıyordu.
Nihayet kendi güvenli dünyasına geri dönebilmişti.
*.·:·.✧.·:·.*
“Büyümüş, değil mi? Artık bir hanımefendi gibi görünüyor.”
Claudine, bakışlarını az önce Leyla’nın gittiği yöne çevirdi. Ondan sadece bir yaş büyük olmasına rağmen, sanki kızına bakan bir anne gibi konuşuyordu.
Matthias ölçülü bir gülümseme sundu. “Çünkü o bir hanımefendi.”
Sıradan ve duygusuz bir cevap vermişti.
“Evet. Öyle.”
Claudine bir an duraksayıp düşüncelere daldı, ardından yaz güneşi kadar parlak bir şekilde gülümsemedi.
“Ah, duydun mu? Riette yeni bir araba satın almış.” Sohbetin konusunu ustalıkla değiştirdi.
İkisi, paylaştıkları o ortak dünyada konuşmaya devam ettiler. Sanki az önce masada karşılarında oturan Leyla Lewellin hiç var olmamış gibiydi.
Ancak Leyla ve Matthias, tuhaf bir şekilde beklenmedik bir yerde tekrar karşılaştılar.
Matthias, rahatlatıcı çay molasının ardından malikanesine dönüyordu. Kalabalık yol yüzünden araba durduğunda, yolcu koltuğunun penceresinden dışarıya öylesine bir göz attı.
Kaldırımda, bisikletini sürükleyen Leyla’yı gördü.
Kalabalık sokakta bir çocukla beraber yürüyordu. Geçmişten tanıdık gelen bu genç adam, buluşmaya söz verdiği arkadaşı olmalıydı.
Matthias tanıdık gelen çocuğun ismini hatırladı.
Herhardt’ın doktorunun oğlu. Kyle Etman.
Leyla Lewellin, sürekli gözlüklerine dokunan çocuğa bağırıyordu ancak çocuk daha da muzip bir şey söylemiş gibi görünüyordu, bu da Leyla’nın önce sinirle iç çekmesine, ardından da kıkırdamasına neden oldu.
Uzun süre gülüp şakalaştıktan sonra, ikili kütüphane merdivenlerinin önünde durdu.
Leyla bisikletini park ettikten sonra merdivenlerin en alt basamağına oturdu. Çocuk, elinde kağıt bir torbayla onu takip etti ve içinden iki şişe gazoz ile bir sandviç çıkardı.
Merdivenlerde yan yana oturup yiyeceklerini paylaştılar. Çocuk her bir şey söylediğinde Leyla kahkahalara boğuluyordu. Leyla kıkırdadığında, çocuk da onun kahkahasına eşlik ediyordu.
Bu sırada kalabalık yoldaki trafik dağılmaya başladı ve araba yeniden hareket etti.
Matthias gözlerini pencereden ayırdı ve arabanın diğer tarafında, karşısında oturan Claudine’e baktı. Kısa bir gülümseme teatisi ve birkaç sözden sonra, ikili o hoş küçük sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.
Matthias o an, istemeden de olsa çay saatinden kalma bir anısını hatırladı: Leyla Lewellin, elleri dizlerinin üzerinde dimdik ve hareketsizce oturmuş, ardından önündeki çay fincanına dokunmadan sessizce ayrılmıştı.
'Hım, o çocuk için beni terk etti.'
Bu sancılı gerçek, zihninde Leyla’nın o gergin ve acı çeken ifadesini canlandırdı.
'Demek o çocuğu görmeyi seçti...'
Düşünceleri bu noktaya vardığında Matthias, kızın otelin terasından sanki ondan kaçıyormuşçasına aceleyle uzaklaşan sırtını hatırladı.
'Yani beni, sırf o çocukla buluşmaya gitmek için bıraktı.'
O düşüncelere dalmışken, arabaları Arvis mülküne çıkan çınar yolunu çoktan geçmişti.
Araba, Leyla'nın bisikletinden düştüğü yoldan geçerken, Matthias kendi kendine kızın durumunu vurguladı.
Leyla Lewellin onun için hiç kimseydi.
Ancak her nedense, o an içine yerleşen o huzursuz edici histen pek de memnun kalmamıştı.
*.·:·.✧.·:·.*
"Sandviçini yediğim için sana dondurma ısmarlayacağım."
Leyla, hafif bir gülümsemeyle kütüphane merdivenlerinden kalktı. Boş kağıt torbayı ve içecek şişelerini özenle bisiklet sepetine yerleştirdi.
"Hayır, teşekkürler. Bana bir şey almana gerek yok."
Kyle, hafif mahcup bir sırıtışla bisiklete atladı. Leyla, her zamanki yeri olan bisikletin arka koltuğuna oturdu.
Yaz ortasındaki öğle güneşinde bile Kyle, kızın vücut ısısının sırtına geçtiğini net bir şekilde hissedebiliyordu. Yanaklarındaki sıcaklığı azaltmak için Kyle pedallara asılmaya başladı.
'Tanrım, beni biraz daha sıkı tutabilirdi.'
Leyla, sanki onunla dalga geçiyormuş gibi gömleğinin ucundan nazikçe tutunca kendi kendine söylendi. Kyle, biraz daha fazlasını umut etse de kızın tutuşundan memnundu.
Doğrusu, sırf Leyla ile onun bisikletine binmek için kendi bisikletini bilerek evde bırakmıştı. Leyla tabii ki onun niyetinden tamamen habersizdi.
"Biliyor musun Kyle?"
Leyla'nın yatıştırıcı sesi aniden esen rüzgarın arasından süzüldü.
"Hım?"
"Yine de sana dondurma ısmarlayacağım."
Kyle, onun bu ani teklifine kıkırdadı, zaten ne söyleyeceğini merak ediyordu. "Dürüst ol, sen sadece dondurma yemek istiyorsun, değil mi?"
"...Öyle değil."
Öyleydi işte.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder