Cry, Even Better If You Beg - 65. Bölüm (Türkçe Novel)

"Beni buraya kadar geçirdiğiniz için teşekkür ederim, bundan sonrasını kendim gidebilirim." Leyla, yanındaki adama elinden geldiğince nazik olmaya çalışarak mahcup bir şekilde gülümsedi. Ancak adam henüz ondan ayrılmaya pek niyetli görünmüyordu.
"Ah lütfen, hiç sorun değil, sadece biraz daha mesafe kaldı." diye ısrar etti adam.
"Ah hayır, hiç gerek yok." diye bir kez daha nezaketle reddetti Leyla. "Anladığınız üzere amcam çok katıdır." Etrafına gizlice bakarak, henüz kimsenin onları görmemiş olmasını umdu.
Leyla ne söylerse söylesin, Arvis'te bir adamla görüldüğüne dair söylentiler çıkarsa bu orman yangını gibi yayılırdı. Amcasının adını bu şekilde kullanmaktan nefret ediyordu ama söyledikleri yalan da sayılmazdı.
"Ah, anlıyorum." dedi adam sonunda, biraz boynu bükük bir halde uymak zorunda kalarak. Sonra tekrar gülümsedi. "Pekala, o zaman gitsem iyi olacak. Bugün çok eğlendim, Pazar günü öğle yemeğinde buna ne dersiniz?" Umutla sordu, Leyla ise ona özür dilercesine gülümsedi.
"Üzgünüm, yapamam..."
"Ya da bu hafta müsait değilseniz, belki gelecek hafta bir ara? Benim için fark etmez." diye hemen geri adım attı adam. "Sadece bunu tekrar yapabileceğimizi umuyorum." Bakışları altında hafifçe kızararak cümlesini bitirdi ama sesi oldukça samimi geliyordu.
"Sizinle çay içerek bu kadar kısa vakit geçirdiğim için kendimi berbat hissediyorum." diye mantık yürüttü. "Birbirimizi daha yakından tanımak için düzgün bir şansımız olsun isterim, yani eğer siz de aynı şekilde hissediyorsanız. Eğer hissetmiyorsanız, sizi daha fazla rahatsız etmeyeceğime söz veriyorum."
Leyla onun kendisine karşı çok dürüst olduğunu ve cevabı ne olursa olsun kararına saygı duyacağını görebiliyordu. Ama o zamana kadar adam, Leyla'dan düzgün bir cevap almadan gitmeyecekti.
Leyla ve bakkal dükkanı sahibinin oğlu daha önce birbirlerini pek tanımazlardı. Leyla'nın bildiği kadarıyla, okulun haftalık erzak teslimatından sorumlu olan kişi oydu. Onunla bunun ötesinde bir tanışıklığı olacağını hiç tahmin etmemişti.
Bu öğleden sonra müdire hanımın odasına çağrıldığında, onu orada görünce şoke olmuştu. Kısa süre sonra adamın müdirenin uzak bir akrabası olduğunu ve evliliğe giden bir ilişki aradığını öğrenmişti.
Bu bilgiyle Leyla'nın zihni boşalmıştı.
Yine etrafına bir göz atmadan edemedi. Hemen ardından, kaldırımda ilerleyen bir arabanın tanıdık sesini duydu ve o yöne doğru döndü. Bir mucize eseri yanılıyor olmayı umarak göğsünü bir panik dalgası sardı ama o hiçbir zaman o kadar şanslı olmamıştı.
Parlak ışıklar kaldırımdaki her ikisini de aydınlattı; araba onlara yaklaşırken yavaşladı, yanlarından geçerken ise tekrar hızlandı...
Leyla o arabayı her yerde tanırdı. Dük Herhardt'ın aracıydı.
"Matmazel Lewellin?" Adamın nazik sesi, Leyla'yı düşüncelerinden çekip çıkardı; o an, düşüncelerine daldığı için bir süredir ona cevap vermediğini hatırladı.
"Ben, özür dilerim." diye özür diledi önünde eğilerek. "Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim." dedi mahcup bir tavırla.
Müdire hanım onları birlikte çay içmeleri için bir araya getirmiş olsa da, adamın hoş sohbet biri olduğunu düşünmüştü. Evliliğe karşı değildi, bir gün evlenmek istediğinden emindi. Ama şimdi değil, şimdilik sabit bir işe sahip olmak ve normal bir hayat sürmek onun için yeterliydi.
"Ah, peki, tamamen anlıyorum." diye yanıtladı adam, sesi çökmüş gibi geliyordu. Geri adım attı, hiç kızgın olmadığını belirten teselli edici bir gülümsemeyle ona baktı ve sebep olduğu zahmet için özür diledi.
Yolları ayrıldı, Leyla adamın kederli bir şekilde uzaklaşmasını izledi. Böylesine nazik bir adamı reddetmek zorunda kalmak Leyla'yı huzursuz etmişti ama böylesi daha iyiydi. Onu hazır olmadan kabul etseydi, sonunda canını yakmış olurdu.
Tıpkı Kyle'a yaptığı gibi.
Zihnine bu isim girince Leyla'nın bakışları karardı.
Ayrılıklarından bu yana, onun nasıl olduğunu merak ettiği pek çok an olmuştu. Ancak sonunda, şimdilik onun iyiliği için dua etmenin yeterli olduğuna karar vermişti. Onu çok özlüyordu ama onunla birlikte olmanın çok kolay olduğu o eski günlere geri dönemezdi.
Kyle ile hâlâ özgürce gülebildiği, sohbet edebildiği ve yürüyebildiği o anlara geri dönemezdi.
Gökyüzü kararmış, sokak lambaları yanmıştı. Ona dair güzel anıları zihninden uzaklaştırdığı anda içinde bir endişe kabardı. Bu endişe, dükle geçirdiği o ilk sonbaharda hissettiğiyle aynıydı.
Nefes aldı ve gözlerini kapatarak gelecek olan o uzak bahar zamanını hayal etti. O zamana kadar yeni bir yerde olacak, hayatında yeni bir sayfa açmayı planlayacaktı. Taşındığında güneşin içeri sızıp alanını doldurmasına izin veren kocaman pencereli bir oda bulmayı umuyordu.
Yakınlarda ağaçların olması ya da pencereden görebileceği bir park olması da ideal olurdu. Bu sayede yeni biçilmiş çimlerin taze kokusunu ya da yağmurdan sonraki ıslak orman toprağının kokusunu içine çekmek için sadece pencereyi açması yeterli olurdu. Ne de olsa Arvis'te en çok özleyeceği şey bu olacaktı.
Arvis'ten başarılı bir şekilde uzaklaşma ihtimalini düşündükçe sakinleştiğini fark etti. Her şeyin yolunda gideceğine dair sakin ve kendinden emin bir şekilde bisikletinin gidonunu sıkıca kavradı ve hareket ederek köşeyi dikkatlice döndü.
Gözleri sadece önündeki boş asfalt yoldaydı; her iki tarafı ağaçlarla çevrili, ay ışığı eve gidiş yolunu aydınlatıyordu. Yalnız olduğunu sanarak rahatlamış bir halde derin bir nefes aldı ve tempolu bir şekilde pedal çevirmeye devam etti.
Kaldırımın gölgeli tarafında sessizce onu bekleyen Dük Herhardt'ın yakınlarda olduğundan tamamen habersizdi.
*.·:·.✧.·:·.*
Kyle, posta kutusuna her yaklaştığında tanıdık bir korkuya kapılıyordu. Postalarını her aldığında belirli bir mektubu aramak artık onda bir alışkanlık haline gelmişti. Her zaman, bu kez bir cevap alacağına dair o zayıf umutla geliyordu.
Ancak postalarını karıştırdığında hiçbirinin Leyla'dan olmadığını gördü. Gülümsemesi soldu, yüzü asıldı. Haftalar boyu ona mektup yazmış, nasıl olduğuna dair bir haber, mektuplarına bir yanıt bekleyişi içindeydi. Ama Leyla bir kez bile cevap yazmamıştı.
Kederli bir iç çekişle posta kutusunu tekrar kapattı ve yurt binasına geri döndü. Odası doğu kanadında, üçüncü kattaydı. Tatil kapıdayken öğrenciler eve gitmek için bavul hazırlamakla meşguldü. Ama Kyle henüz aynı şeyi yapma isteğine kapılmamıştı.
Odası her zamanki gibiydi. Yurt odasını açtı, onu sadece karanlık bir oda karşıladı; elindeki cılız mektup yığınını kapı girişinin hemen yanındaki konsolun üzerine fırlattı. Bugün sadece birkaç tane vardı, yaklaşan bir sosyal toplantı için davetiye ve evden gelen bir mektup.
İçeriklerini okuyacak enerjisi olmadığından kendini yatağına bıraktı. Ay ışığının pencereden süzülüşünü, perdelerinin arasındaki boşluklardan sızıp kederli hali üzerine düşüşünü izledi.
'Neden ilk tatilinde bir seyahate çıkmıyorsun?'
Babası birkaç gün önce evi aradığında bu sözleri söylemişti. Bugünlerde varlıklı öğrencilerin çoğunun tatillerde kıta genelinde gezilere çıktığı doğru olsa da, babasının aklında başka bir sebep olduğundan emindi.
Bu öneriye geçiştirmelik bir yanıt vermiş, düşüneceğini söylemişti. Ne karar verirse versin, artık geri dönüp Leyla'yı aramanın anlamsız olduğunu biliyordu. O halde seyahat etmesinin ne anlamı vardı?
'Burada öylece yatıp onun yokluğunda perişan mı olmalıyım?' diye düşündü, yüzüstü yatmak yerine sırtüstü uzanarak. 'Kendimi çalışmaya boğarken beton duvarlara bakmaktan delirene kadar burada mı kalmalıyım?'
'Bu dünyada sadece ikimizin mutlu olabileceği hiçbir yer yok.'
Leyla'nın ona söylediği sözleri hatırlarken kolunu gözlerinin üzerine attı ve kendi kendine acı bir şekilde güldü. Ona cevap bile verememiş, o an konuşacak sesini bulamamıştı. Ve şimdi kendinden geriye kalan tek şey derin bir nefret duygusuydu.
Ne kadar zayıf olduğundan, ailesi olmasa bir hiç olduğundan nefret ediyordu. Ama en çok da, dünyada en sevdiği kadını koruyamadığı için kendinden nefret ediyordu.
'Leyla, ikimizin de mutlu olabileceği bir yer bulabilmek için doktor olmak istiyordum.' diye düşündü özlemle, gözlerinde yaşların sızısını hissederek. 'Ama bu hâlâ uzak bir gelecekte, senden ayrı kalmaya o kadar süre dayanabilir miyim?'
Avuçlarını gözlerine bastırdı ve iç çekti. Ellerini çekip gözlerini açtı, ayın ışığını elleriyle yakalamaya çalıştı.
'Senden birkaç ay uzak kalmak bile işkence.'
Kyle artık neredeyse reşit olmuştu, bu da dedesinin ona bıraktığı mirası nihayet talep edebileceği anlamına geliyordu. Bunu daha önce düşünmemiş olduğu için pişmanlık duydu.
Yatağında doğruldu ve parmaklarını dağılmış saçlarının arasından geçirdi, yurdun boş duvarlarından başka bir şeye bakmıyordu. Kararını vererek hemen ayağa kalktı, masasındaki ışığı açtı, kalem ve kağıt aldı.
Yazarken gergindi ama bu yapması gereken acil bir meseleydi.
*.·:·.✧.·:·.*
"Neden bir anda herkes sana bir damat bulmaya çalışıyor?" Bill, Leyla'nın akşam yemeği için masayı kurmasını izlerken aniden söze girdi. Ona gününün nasıl geçtiğini sorduğunda, müdire hanım tarafından ayarlanan bir görüşmede bakkal dükkanı sahibinin oğluyla dışarıda olmasını beklememişti.
Leyla başını kaldırıp ona baktı, kafası karışmış bir halde başını yana eğerek kaşlarını çattı.
"‘Herkes derken neyi kastediyorsun?" diye sordu merakla. Bill, daha önce olanları hatırlarken başının arkasını kaşıdı.
"Biliyorsun, şu geveze şef Bayan Mona?" Leyla, kimden bahsettiğini bildiğini göstermek için başını salladı. "Az önce yanıma geldi, Madam Norma'nın Hessen'e senin için uygun bir damat adayı bakmasını söylediğini duymuş." diyerek onu bilgilendirdi. Leyla'nın kafası daha da karışmış, merakı iyice artmıştı.
"Madam Norma neden böyle bir şey yapsın ki?"
"Bilmiyorum." Bill omuz silkti, "Belki de senden hoşlanmıştır." diye ekledi gelişi güzel bir tavırla yemekleri sofraya koyarken. Leyla hafifçe gülümsemeden edemedi.
"Yok artık." dedi imkansız bulduğunu belirterek, Bill ocaktaki ekmeği çıkarırken masada onun karşısına oturdu.
"Pekala, senin için bir damat aramasının başka bir nedenini göremiyorum." dedi Bill ve yerine oturdu. "Peki, sence o neden böyle yapıyor?" diye sordu bu kez ona sorgulayan bir bakış atarak.
"Amca, yanımda olmaktan sıkılmadın, değil mi?" diye takıldı Leyla, Bill bu suçlamayı elinin tersiyle iterek bir nida çıkardı.
"Ne saçma bir laf o?"
"Eğer durum bu değilse, sonsuza dek seninle yaşamamın bir sakıncası yok o zaman?" dedi Leyla, tabaklarına yemek koyup yemeye başlarken sırıtarak.
Sohbet biraz duruldu, odadaki tek ses yemek yerken tabaklara sürtünen çatal bıçakların sesiydi. Bill, yemeğini dikkatle çiğnerken derin düşüncelere dalarak arkasına yaslandı, Leyla'yı süzdü ve lokmasını yuttu.
"Yani, eğer Madam Norma seni yakışıklı genç bir adamla tanıştırırsa." dedi Bill aralarındaki sessizliği bozarak "Onu reddeder misin?"
Leyla, amcasının gözlerindeki endişeyi görünce ona sadece hüzünle gülümsedi.
"Pekala, kesinlikle senin gibi biriyle tanışmayı çok isterdim amca." diye itiraf etti. "Maalesef sanırım kimse senin gibi değil." Ona güven vermek istercesine gülümsedi ama Bill'in içi sızladı.
Bir kez daha, onun bu halde olmasının nedeninin Kyle olduğunu düşünmeden edemedi. Bozulan nişanları yüzünden canının çok yandığından, artık evlenmek istemediğinden ve bu yüzden evlilik tekliflerini sürekli geri çevirdiğinden emindi.
Ancak bu durum, Kyle'ın onunla yeniden bağ kurma isteğini durdurmuyordu. Ona yalan söylemek her ne kadar canını yaksa da, Bill ne zaman Kyle'dan gelen bir mektup görse onu mektup yığınından ayırıp saklıyordu. Geçmişte iyi bir ilişkileri olduğunu biliyordu ama onun için bu ilişki artık tamir edilemez bir noktadaydı.
"Şey, Leyla..." diye söze başladı ama devamını getiremedi, Leyla ne söyleyeceğini duymak için ona bir ses çıkardı...
'Eğer Leyla'nın Kyle'a karşı hâlâ hisleri varsa, Kyle'ın Etman ailesiyle bağlarını koparması işe yarar mıydı?' diye merak etti Bill. 'Başlangıç zor olabilir ama başkente taşınsalar bile yerleşmelerine yardım ederdim.'
Eğer böyle bir şey olursa, Bill onlarla birlikte taşınmaya kararlıydı. Arvis'teki bahçıvanlık işini orada bulmak onun için zor olabilirdi ama Leyla için işini bırakmaya razıydı. Ve eğer günün birinde Leyla çocuklarını dünyaya getirirse, belki o kötü kalpli Bayan Etman da ilişkilerini kabul etmeye başlardı.
"Amca?" diye seslendi Leyla, bir süredir ondan ses çıkmayınca.
"Efendim?" Şaşkınlıkla ona baktı.
"Bir şey diyordun?" diye nazikçe hatırlattı Leyla, Bill hâlâ sohbetin ortasında olduklarını o an anımsadı.
"Ah doğru, şey, tavuk!" diye ilan etti, "Evet, evet, tavuklar," diye mırıldandı parmaklarını düşünceli bir şekilde masaya vururken. Leyla'nın yüzü şaşkınlıkla buruştu.
"Tavuklar mı?"
"Evet! Yarın tavuk yakalayalım mı?" diye sordu Bill oldukça neşeli bir tavırla, sonra kızın gözlerindeki endişeyi gördü. "Bir an aklımdan çıkıvermiş, yaşlılık olsa gerek. İyiyim Leyla." diyerek mahcup bir şekilde mazeret sundu ve ona parlak bir gülümseme gönderdi.
Bir dahaki sefere konuşmadan önce iki kez düşünecekti. Şanslıydı ki Leyla henüz ondan şüphelenmemişti, sadece gülümsedi ve neşeyle başını salladı.
"Tabii amca, yarın tavuk yiyelim." Hemen kabul etti ve ikisi de yemeklerini bitirmeye başladılar.
*.·:·.✧.·:·.*
İnce parmaklar gramofonun ses düğmesini kavrayıp sesi açtı. Karaltı arkasına dönüp berjer koltuğuna doğru ilerledi, şömine ateşi yüzünü aydınlatarak Matthias'ı ortaya çıkardı.
Karanlık odasında sessizce oturmuş, şu anki tek ışık kaynağı olan ateşe bakıyordu. Aniden bir kanat çırpınışı duyuldu, kafes sarsıldı ve bir kuş dükün parmaklarının üzerine kondu.
Kuşu yavaşça süzdü, parmaklarını usulca çevirdi ve çalan müziğin melodisiyle aynı tınıda ıslık çaldı. Çok geçmeden kuşu da ona eşlik ederek müzikle birlikte cıvıldamaya başladı. Matthias'ın dudaklarında gururlu bir sırıtış belirdi.
Kuşu çok zekiydi. Hiç eğitilmemiş olmasına rağmen, onu takip ediyor, müziğe doğal bir şekilde eşlik ediyordu. Bu güzel kanaryası sayesinde müzik dinlemekten daha çok keyif alıyordu.
Genellikle vals çalıyordui gerçi bazen orkestra senfonileri ya da bale parçalarıyla karıştırmayı da seviyordu. Görebildiği kadarıyla kanaryası, taklit ettiği parça bir vals olduğunda çok daha güzel şakıyordu.
Sonunda müzik durdu, parçanın bitmesiyle yumuşak melodi kayboldu ve sessiz odayı sadece yanan odunların çıtırtısı doldurdu. Matthias, kuşunun doğal yeteneğini kelimesizce överek parmak uçlarıyla onu hafifçe okşadı.
Efendisinin dokunuşuna aşina olan kanarya, sanki elini öpmeye çalışıyormuş gibi gagasını hafifçe vurarak parmaklarına sokuldu. Matthias sırıttı, yavaşça ayağa kalkarak kuşunun kafesine yaklaştı.
Elini kafesin kapısının tam önünde tuttu; kuş kanat çırparak içeri girdi ve pelüş, rahat yuvasına yerleşti. Matthias altın kafesi sessizce kilitledi, ardından bir sonraki şarkının başlangıcını kesmek için gramofona yöneldi.
Derin bir nefes aldıktan sonra yorgun bir iç çekişle yatağına uzandı ve tavana baktı. Sonra başını çevirip bir gülümsemeyle kuşuna baktı, zihninde onun yerine bir başkasını hayal ediyordu...
"İyi geceler." dedi ona, kanaryasının tatlı bir uykuya daldığını görerek. Kuş uyur uyumaz, Matthias kuşa bakmaya devam ederken dudaklarındaki gülümseme soldu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder