Cry, Even Better If You Beg - 58. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Müdüre Hanım dudaklarını ince bir çizgi halinde büzmüş, karşısındaki kadını süzerken yüzüne hafif bir kaş çatılması yerleşmişti. Leyla ise tam aksine, sakince ama kararlı bir şekilde onun kararını bekliyordu. Müdüre Hanım, sadece gözlerine bakarak bile Leyla'nın bu konuda azimli olduğunu görebiliyordu.

"Bundan emin misiniz, Matmazel Lewellin?" diye sordu yine de, gözlüklerinin üzerinden ona bakarak. Leyla cevap olarak sadece başını salladı.

"Evet. Bunu yapmak istiyorum." diye cevap verdi hemen, sanki bu düşünce aklına birdenbire düşmemiş gibi. Buradan uzaklaşma arzusu konusunda şaka yapmıyordu. Başka bir okulda, çok daha uzak bir okulda öğretmenlik yapmak istiyordu.

"Özel hayatınıza karıştığım için beni bağışlayın ama" Müdüre Hanım, çenesini kenetlenmiş ellerinin üzerine dayayıp Leyla'yı biraz daha incelerken mırıldandı. "Bu okul evinize en yakın olanı değil mi? Neden tayin edilmek isteyesiniz ki?"

Bildiği kadarıyla Leyla, her gün okula gitmek için sadece bisikletinin pedallarını çevirmek zorundaydı. Bunu sormasının sebebi Leyla'nın deneyimli bir öğretmen olması değil, çok çalışkan olmasıydı. Elbette bir çömezdi, yol boyunca birkaç baş ağrısına neden olacak meseleleri idare etme konusunda çoğu zaman tecrübesizdi ama kızdaki potansiyeli görebiliyordu.

Kısacası, Leyla'ya oldukça ısınmıştı. Aslına bakılırsa bu okul, deneyim kazanması ve bir kariyer yapması için seçebileceği en iyi seçenekti.

"Diğer Carlsbar okullarında sizi işe alacak bir boşluk olmadığını da belirtmem gerekir mi?" diye sordu Müdüre Hanım, kısa bir iç çekerek. "Buna ek olarak, sadece okul değiştirmek için taşınmanız, kalacak bir yer bulmanız ve birkaç kez seyahat etmeniz gerekecek."

"Evet, anlıyorum ve bunu yapmaya hazırım."

Leyla bu şeyleri düşünmüştü. Düşünmemesi imkansızdı. Ama bunu yapması gerektiğini biliyordu. Müdüre Hanım koltuğuna geri yaslanmadan önce düşünceli bir şekilde mırıldandı.

"Eğer okul içinde bir sorun varsa, sizi temin ederim ki bunu halledebiliriz Leyla." dedi yumuşak bir sesle. "Öğrencilerinizle bir sorun mu yaşadınız? Meslektaşlarınızla?"

"Hayır! Hiçbir sorun yok." Leyla şiddetle inkar etti. "Öğretmenler bana karşı çok iyiydi, özellikle de siz. Ve çocuklar tam birer melek, sadece..." kelimeler boğazına düğümlendi. Ayrılma sebeplerinin işle bile ilgili olmadığını nasıl açıklayacaktı?

"Sadece...?" diye üsteledi Müdüre Hanım, daha fazla bilgi almak için tek kaşını kaldırarak. Leyla yüz hatlarını düzeltti, kibarca gülümsedi.

"Bunu okuldaki sorunlarım yüzünden değil, daha ziyade konfor alanımın dışında daha fazla deneyime ihtiyacım olduğunu hissettiğim için düşündüm." diye açıkladı Leyla. "Ufkumu genişletmek, evimin ötesine geçmek istiyorum; böylece hem kendim hem de ders vereceğim çocuklar için becerilerimi geliştirebilirim." diye bitirdi. Müdüre Hanım, aldığı cevaba hafifçe etkilenerek bir ses çıkardı.

"Ne kadar güzel ifade ettiniz." diye iç çekti kabullenerek, "Eğer gerçekten istediğiniz buysa, bunu reddetmek bana düşmez." Çalışma masasına baktı ve kağıtları düzenlemeye başladı. "Neyse ki burada, Carlsbar'da deneyim kazanmak isteyen çok kişi var, bu yüzden yerinize birini bulmak çok zor olmayacaktır."

"İlginiz için çok teşekkür ederim!" diye defalarca teşekkür etti. Leyla, Carlsbar'daki deneyiminin kariyeri için iyi olduğunu biliyordu. Okul oldukça prestijliydi ve Berg İmparatorluğu'nun başkentinden çok uzak olmayan gelişen bir şehirde yer alıyordu. Aslında, deneyim eksikliğine rağmen böyle bir yerde iş bulmuş olması başlı başına büyük bir fırsattı.

Ancak Müdüre Hanım'ı ikna edebilecek, evinden çok uzak bir yere tayin istemek için uydurabildiği tek bahane buydu.

"Yine de tayin işleminiz gerçekleşmeden önce dönemi tamamlamanız gerekecek." diye devam etti Müdüre Hanım. "Ancak fikrinizi değiştirirseniz, çekinmeden gelin ve talebinizi geri çekin."

Leyla, düşünmek için koca bir dönemi olsa bile talebini geri çekeceğinden şüpheliydi. Buradan uzağa taşınma konusunda kararlıydı. Bir kez daha teşekkür ederek başöğretmenin odasından çıktı, kapıyı arkasından usulca kapattı ve derin bir rahatlama nefesi bırakmadan önce sınıfına geri döndü.

Yalnız olduğundan emin olduktan sonra pencereye yöneldi, dışarıdaki meşe ağacının yapraklarının, sapı kopup yere doğru süzülmeden önce rüzgarla hafifçe sallanışını izledi. Kış yavaş yavaş yaklaşırken sonbahar sona ermek üzereydi.

Güneş ışınları, neredeyse çıplak kalmış ağaç dalları arasından akıyor, pencerelerinden sızarak yüzüne uzun gölgeler düşürüyordu.

'Arvis'ten ayrılmalıyım.' diye düşündü kendi kendine, okuldaki son sonbaharı olacak olan bu manzarayı içine çekerek.

Leyla, aslında bunu enine boyuna düşünmüştü. Bu karara varması birkaç uykusuz gece ve yoğun geçen günden sonra olmuştu. Ayrılmak ve dolayısıyla Bill amcası ile daha fazla kıymetli vakit geçiremeyecek olmak canını yaksa da, Kyle ile yaşanan olayların tekrarlanmasını istemiyordu.

Dersini almıştı. Artık mantıksız istek ve arzulara tutunamazdı. Bu sadece işleri daha fazla karmaşıklaştırır, uzun vadede işini zorlaştırır ve uğruna çok çalıştığı her şeyi mahvederdi.

Bu yüzden Leyla orijinal planlarına odaklanmaya karar verdi.

Üstelik komşu bir şehirde ya da daha uzak bir yerde öğretmen olması, zaman zaman Bill amcayı ziyarete gelemeyeceği anlamına gelmiyordu. Eğer hafta sonları yaparsa bunu haftalık ziyaretlere bile dönüştürebileceğini tahmin ediyordu.

Ve belki yabancı bir yerde konaklama ve yemek masrafları pahalıya patlayacak, üniversite eğitimine devam ederken yaptığı hazırlıkları geciktirecekti. Yine de bu, Carlsbar'da daha fazla kalmaktan çok daha iyi bir alternatifti.

O adamdan ve Arvis'ten uzaklaşmak için her şeyi yapardı.

"Her şey yoluna girecek." diye usulca mırıldandı kendi kendine. "Yakında her şey düzelecek. Göreceksin." diye tekrarladı.

Belki de bu cümleleri defalarca tekrarladıktan sonra onlara inanmaya başlayacaktı. Ve böylece, dudaklarına bir gülümseme yerleştirerek masasına geri döndü.

Taşınmaya yabancı değildi sonuçta. Tüm çocukluğu bir yerden bir yere taşınmakla, akrabalarının yanında sırayla kalmakla geçmişti. Bu bir çocuk olarak ona kendini perişan hissettirmişti ama kesinlikle şu anda işine yarayan birkaç değerli hayat dersi vermişti.

Evet, artık bir yetişkindi ve her girişimini destekleyen seven bir amcası vardı. Sonunda her şey kesinlikle yolunda gidecekti.

Farkında olmadan parmakları dudaklarını hafifçe ovmaya başladı. Derin bir nefes aldı ve ceketini giymek için ayağa kalktı. Eşyalarını düzeltti ve önümüzdeki birkaç gün için ihtiyacı olanları çantasına yerleştirdi, tam o sırada basit beyaz bir bez parçasını görünce nefesi kesildi.

Çantasının iç ceplerinden birine masumca tıkıştırılmış olan, Dük'ün mendiliydi. Son öpücüklerinin anıları zihnine hücum etti, onları silkeleyip attı ve derin bir nefes aldı.

Dük'ün kendisini daha fazla etkilemesine izin veremezdi. Ve böylece, lafı uzatmadan sınıfını kilitleyip binadan çıktı. Doğruca bisikletine gitti, daha önce binlerce kez yaptığı gibi seleye oturdu ve Arvis boyunca pedallamaya başladı.

Bir sonraki durağının neresi olduğunu biliyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


Riette von Lindman vazifeşinas bir şekilde arabasını sürüyor, gözlerini kararlılıkla yolda tutuyordu. Arvis Malikanesi'ne giden yola girerken yumuşak bir dönüş yaparak direksiyon üzerindeki tutuşunu hafifletti. Sınırı geçer geçmez, görüş alanının kenarında ağacın gölgesine sığınmış bir kadını fark etti.

Yavaşlayıp durdu, gözleri kadının olduğu yöne kaydı. Birini beklerken boş boş duran kadının yanındaki ağaca yaslanmış bisikleti fark etti.

'Kimi bekliyor?' Riette bu manzara karşısında merakla mırıldandı. Bu kesinlikle büyük bir sürprizdi ve kadının neden burada olduğunu bilmek istiyordu. Emniyet kemerini çözüp arabadan indi, kapıyı arkasından kilitledi. Kadına yaklaştığında, onu tanıyınca gözlerini kırpıştırdı.

"İyi günler Matmazel Lewellin." diye selam verdi, duyulabilecek kadar yaklaştığında.

Dalgın olan Leyla, Marki'nin beklenmedik varlığıyla irkilerek başını kaldırdı. Tedirginliğiyle, adam önünde durduğunda sendeleyerek geri çekildi.

"Marki Lindman, size de iyi günler." diye karşılık verdi kibarca tam bir dakika sonra, ancak üzerindeki gerginlik devam ediyordu. Gergin bir şekilde etrafına baktı, yalnız olduklarını fark etti ve aralarına daha fazla mesafe koyarak farkında olmadan ondan bir adım uzaklaştı.

Mülkte olduğu için zaten gergindi, bir de herhangi bir soylunun neden burada olduğunu anlamak için burnunu sokmasına ihtiyacı yoktu. Ama elbette, hiçbir zaman o kadar şanslı olmamıştı.

"Burada ne yapıyorsun?" diye sordu Riette.

Leyla ona cevap vermekte zorlandı. Ne diyebilirdi ki? İlk etapta neden burada olduğunu düşündükçe daha da kaskatı kesildi ve olduğu yerde donup kaldı. Ona cevap veremedi.

Riette ise bu sorusunun ardından aralarına giren sessizlikte kızın yavaşça sararmasını izledi. Parçaları birleştirmesi uzun sürmedi ve kızın dehşeti karşısında eğlenmiş bir kahkaha attı.

"Hmm, bakalım, doktorun oğlu olamaz." diye kıkırdadı Riette, gözleriyle kızı süzerek. "O şu an mülkte değil." Bir an daha bunu düşünüyormuş gibi yaptıktan sonra yapmacık bir dramatiklikle nefesini tuttu. "Yoksa? Bizzat Dük Herhardt için mi buradasın?"

Leyla'nın gözleri onun alaycı tonuyla tekrar adama döndü. Yanaklarının kızardığını, kaşlarının tepki olarak çatıldığını hissedebiliyordu; hissettiği utanç, taktığı gözlüklerin arkasındaki gözlerinde saklıydı.

Riette daha da yaklaştı, ellerini arkasında kenetledi ve ağzını kızın kulağının yanına yaklaştırdı... "Matmazel Lewellin'in beklediği adam Matthias olmalı, değil mi?" diye fısıldadı ve sonra tekrar aralarına mesafe koyarak dikleşti.

Şüphelerini bir kez daha dile getirmesiyle Leyla avuçlarının terlediğini hissetti; şakaklarından soğuk terler süzülüyor, çantasını hırsla kavrayan parmak boğumları bembeyaz kesiliyordu.

Sadece Dük’ün mendilini geri vermek için buradaydı, ama nasıl oluyordu da kendini üzerine bir saatli bomba bağlanmış gibi hissediyordu? Müştemilatta onunla yalnız kalmak istemediği için yol kenarında, burada beklemişti...

Ah, bu ne büyük bir hataydı.

"Dilini mi yuttun, hmm?" diye mırıldandı Riette eğlenerek. "Neden? Yoksa tam üstüne mi bastım?"

"Kababalığımı bağışlayın ama şimdi gitmem gerekiyor, Marki." dedi Leyla kendini zorlayarak. Gerçekten oradan ayrılmak için dönerken çantasını belli etmeden arkasına sakladı. Dük’ü başka bir zaman yakalardı.

Ancak Riette ondan daha uzun ve çevikti. Çıkışını kapatıp onu durdurarak hızla ona yetişmeyi başardı.

"Ah, sevgili kuzenim için birazcık beklemeyecek misin?" diye sordu. "Onu henüz görmedin ve belli ki bir süredir bekliyorsun. Şimdi gitmek tam bir zaman kaybı olurdu."

"Zaman kaybı olmadığına eminim, müsaadenizle." Leyla yanından geçmek için bir kez daha hamle yaptı, ancak Riette onu omzundan yakalayıp geri tuttu.

"Ama ısrar ediyorum!" dedi. "Bu arada, Dük'ün şu an evde olmadığını biliyor muydun?" diye bilgilendirdi onu. "Aslında, nişanlısına eşlik etmek için ayrıldı!" diye vurguladı. "Bu seni üzüyor mu, ah zavallı Matmazel Lewellin?"

Leyla panik içinde onun tutuşundan kurtulmaya çalışıyordu, bu da kız direndikçe Riette’in sinirlerini bozmaya başlıyordu. Korkusundan dolayı adamın yardım etmeye çalıştığını göremiyor muydu!?

Riette başlangıçta durup yanına yaklaştığında niyeti sadece biraz takılmaktı. Ancak gerçekten Matthias'ı beklediğini öğrendiğinde —daha doğrusu doğru tahmin ettiğinde— takılma yerini acımaya bıraktı. Zavallı şey, kıymetli Dük’ünün malikaneden ayrıldığını fark etmemişti bile.

Onunla büyük bir empati kuruyordu, sonuçta kendisi de trajik bir gönül ilişkisinin içindeydi. Riette, bu sabah Matthias’ın nişanlısı Claudine’e eşlik etmek üzere malikaneden ayrılışına tanık olduğunda nasıl acı çektiyse, kızın da bu haberle aynı kalp kırıklığını yaşadığına yürekten inanıyordu.

Özlemin acı sızısı hâlâ kalbinde ağırdı, bu yüzden elbette onu anlıyordu. Ama bu, kendi eğlencesi için onunla biraz daha oynamayacağı anlamına gelmiyordu.

"Gerçi düşününce, Matthias oldukça basit bir adam, değil mi?" Riette kızı geri tutmaya devam etti, omzundaki tutuşu sıkılaştı ve sonra gitmesini kesin olarak engellemek için bisikletini kavradı. "Ayrıca, onunla olan ilişkin... bir metresinkine benzemiyor mu?"

"Ne-ne?!" Leyla bu suçlama karşısında nefesi kesilerek tısladı.

"Evet, evet, tam olarak kelime bu." diye ısrar etti Riette, bisikleti ondan uzakta tutarak dikleşti. "Neredeyse Dük’ün metresi gibisin, öyle değil mi?" Masumca gözlerini kırpıştırdı, ardından kızın yüzünde büyüyen öfkeye bakarak sırıttı. "Ne? Zevkine göre fazla mı kaba, Matmazel Lewellin?"

Leyla yüzüne karşı yapılan bu açık hakaret karşısında küplere biniyordu. Bu asılsız suçlamalara karşılık, adamın yüzündeki o küstah ifadeyi söküp atmak istiyordu. Ancak bu istek, dük ile paylaştıkları —her ne kadar gönülsüz olsa da— son öpücüğü hatırladığında hissettiği utancı hafifletmeye yetmiyordu.

"Öyle, değil mi?" Riette, kızın damarına bastıkça daha çok eğleniyordu. "Eğer öyleyse, böyle bir kelime kullandığım için derin özürlerimi sunarım." Etkiyi artırmak için başını yana eğerek alay etmeye devam etti ama küstahlığı yerli yerindeydi.

"Bisikletimi geri verin!" diye öfkeyle emretti Leyla, eşyasını ondan çekip almak için kollarını uzattı ama adam bisikleti ulaşamayacağı bir yerde tutarak çevikçe ondan kaçtı.

"Şimdi, hem doktorun oğlundan hem de Dük Herhardt’tan hoşlanan siz saygın Matmazel Lewellin’in, benim yanımda durmaya bile tahammül edememesine biraz bozuldum doğrusu! Ah, beni nasıl da yaralıyorsunuz!" Riette yapmacık bir acıyla sarsılarak rol yaptı. "Pekala, al bakalım bisikletini." ve bıraktı.

Leyla hemen bisikletini toplamak için hamle yaptı ama acele ederken çantasını bırakmış oldu, bu da Marki'nin çantayı kapmasına fırsat verdi. Leyla panik içinde nefesini tuttu; bisikletini bırakıp, çantanın içindekileri kurcalamaya başlayan Marki'nin peşinden koşmaya başladı.

"Belki burada kendim için bir şeyler bulabilirim." diyerek tekrar takıldı ona. Çantayı Leyla’nın erişemeyeceği bir yerde tutmak için etrafında dönüp manevralar yapıyordu. "Doktorun oğlunu bilemem ama Matthias’tan daha ilginç olabileceğime eminim."

"Çantamı geri verin!"

"Düşününce, Matthias ve ben birbirimize oldukça benziyoruz." dedi, durup çenesine dokunarak ve çantayı başının üzerinde yükseğe kaldırıp ona tepeden bakarak. "Sizce de öyle değil mi, Matmazel Lewellin? Size Dük Herhardt kadar sevgi gösteremesem de, eminim sizi yine de mutlu edebilirim."

Leyla nasıl göründüğünü umursamadan, çalınan çantasını geri almak için zıplayarak adamın koluna yapıştı. Gözleri buğulanırken ve dudakları titremeye başlarken içindeki artan hüsranın patlamak üzere olduğunu hissediyordu.

"Bırak o sıkıcı Dük, sıkıcı nişanlısıyla iyi geçinsin; o sırada benimle oyna, Matmazel Lewellin." dedi Riette şarkı söyler gibi bir sesle, çantayı ondan uzakta tutmaya devam ederek.

Onun, sanki dünyanın tüm hazinelerini barındırıyormuşçasına çantasına ulaşmak için parmak uçlarında zıplamasını izlemek Riette için kuşkusuz oldukça eğlenceliydi. Neyse, eli uyuşmaya başlamıştı, bu yüzden çantayı hemen aşağı indirdi ve geri almasına izin verdi.

"Geri verin!"

Leyla vakit kaybetmeden çantayı onun parmaklarından çekip aldı ve korumacı bir tavırla bağrına bastı. Burnunu çekerek terk edilmiş bisikletini yakaladı, düzeltti ve üzerine binip pedallara asıldı.

Aceleyle giderken, çizgili ayakkabılarının ayağından fırladığını fark etmedi bile.

"Ah, hadi ama, sadece şaka yapıyordum!" diye arkasından seslendi Riette. "Ah Matmazel Lewellin, uslu bir çocuk olacağıma söz veriyorum!"

Ancak Leyla artık dinlemiyordu ve aralarındaki mesafeyi hızla açıyordu. Riette sadece acıyarak iç geçirdi, ta ki geride kalan ayakkabıları fark edene kadar.

Ayakkabıları yerden aldı, ellerinde evirip çevirdi, ardından kabullenmiş bir tavırla inleyerek kızın gittiği yöne doğru koşmaya başladı ve köşeyi dönerek gözden kayboldu.

*CIZZZZZZZT!*

Metalik bir şeyle başka bir nesnenin çarpışmasından doğan o ürkütücü sesi duyması uzun sürmedi. Riette, kafasında alarm zilleri çalarken adımlarını hızlandırdı!

Köşeyi döner dönmez, yolun ortasında devrilmiş bir kadın ve önünde ani bir frenle durmuş gibi görünen tanıdık siyah bir araba görünce şaşkınlıktan donakaldı.

Riette ne yapacağını bilemez halde olduğu yerde kalırken biri aceleyle arabadan indi. Görünüşe göre şoför, yerde hareketsiz kalan kadını kontrol eden ilk kişiydi ve çok geçmeden arkadan bir çift belirdi...

Matthias ve Claudine.

"Aman Tanrım! Leyla!" diye haykırdı Claudine panik içinde kadını görünce. Riette, önündeki manzaraya —Leyla’nın yere yığılmış bedeni ve arabanın önündeki yamulmuş bisikleti— bakarken sadece aptal gibi durabiliyordu.

Riette’in gözleri daha sonra, Leyla’nın yerde yatan formuna kayıtsızlıkla bakan Matthias’a kaydı. Leyla, kollarında çantasını hâlâ değerli bir yadigar gibi sıkıca tutuyordu. Matthias onu süzdükten sonra bakışlarını yana çevirerek, tepedeki bir sokak lambasının önünde çaresizce duran Riette’in gözleriyle buluşturdu.


*.·:·.✧.·:·.*


Kazanın göründüğünden daha hafif atlatılması büyük bir şanstı. Arabanın çarpmasına rağmen Leyla sadece hafif yaralar almıştı ve bu yüzden hâlâ ayağa kalkıp oldukça iyi yürüyebiliyordu. Matthias emin olmak için onu hastaneye götürmeyi teklif etmişti ama Leyla inatla reddetmişti.

Onun iyi olduğunu teyit ettikten sonra Matthias bu olayı geride bırakmayı uygun gördü.

"Şimdi malikaneye dönelim." diye duyurdu, Leyla ile ilgilenen yanındaki hizmetçilere göz atarak. Hizmetçiler Leyla için özellikle endişelenmiş olsalar da, gözden kaybolana kadar onu izlemekten başka bir şey yapmadılar.

"Evet, bu iyi bir fikir olur."

Claudine, Riette’e veda ettikten sonra hemen onayladı. Böylece bu mesele kapandı. Matthias görev bilinciyle ona arabaya kadar eşlik etti. Riette ise mahcup bir ifadeyle, Çınar yolu girişindeki kendi aracına doğru onları arkadan takip etti.

Claudine araba camından dışarıyı izliyor, ikisi de Leyla’nın yanından geçerken endişeli gözlerle bakıyordu. Leyla’nın arabanın önüne resmen atladığı o anı hatırlamadan edemiyordu. Normalde Claudine sakin bir kadındı ama Leyla aniden ortaya çıkıp arabanın altında kalınca en kötüsünü düşünmüştü!

"Oldukça sert çarptığını sanmıştım. İyi olmasına sevindim." Claudine rahatlayarak iç geçirdi. Leyla’dan bahsetmişken, Leyla’nın çarpıldığı köşeyi döndükten hemen sonra Riette’in kızın ayakkabılarını tuttuğu anı hatırladı.

İtiraf etmeliydi ki, o an soğukkanlılığını neredeyse kaybedecekti. Riette’in bu kadar fevri ve sabırsız olacağını tahmin etmemişti. Claudine bakışlarını yan gözle, belli etmeden nişanlısını süzmeye çevirdi. Leyla’nın bu ölüm kalım korkusundan sonra bir tepki bekliyordu ama adamı hiç okuyamıyordu.

Buna rağmen hâlâ çok kayıtsızdı.

Eğer daha iyisini bilmeseydi, Leyla’yı hiç umursamadığını düşünürdü. Matthias, şoförün kazara ona çarpmasına öfkelenmiş görünmüyordu bile; Riette’e neden ayakkabılarını tuttuğunu da sormamıştı.

Dük Herhardt’tan beklenecek tipik bir tavır.

Malikanenin ön kapısına varıp araba durduğunda, Claudine Leyla için üzülmeden edemedi.

Yorumlar