Cry, Even Better If You Beg - 54. Bölüm (Türkçe Novel)

Leyla belli etmemeye çalışsa da, tüm kurul toplantısı boyunca dikkati tamamen dağınıktı. Gülüyor, konuşuyor ve hareket ediyordu ama odak noktası tek bir kişiydi; biricik Dük Herhardt.
‘Onun burada ne işi var?’
Leyla’nın gözlerine bakan biri, Matthias’ın yüzünü dikkatle incelerken içindeki merak ve korku karışımını fark etmemek için kör olmalıydı.
Matthias toplantıya sanki tek amacı onunla alay etmekmiş gibi katılmıştı. Müdür ise Dük’ün bu sürpriz ziyaretinden dolayı heyecanlıydı; hele ki Matthias okulun daha da geliştirilmesi konusunda hemfikir olunca sevinci katlanmıştı.
Müdürün bilmediği şey, Matthias’ın okulla ilgili hiçbir şeyle ilgilenmediğiydi. Toplantı için de aynısı geçerliydi. Onun ilgilendiği tek şey; en uzak köşede oturan, bakmadığını düşündüğü anlarda periyodik olarak ona bakarken titreyen kadındı.
“Matmazel Lewellin.”
Bir öğretmenin adını seslenmesiyle Matthias’ın gülümsemesi yumuşadı.
“Matmazel Lewellin?”
Öğretmen tereddütle ismini tekrar seslendi.
Konferans salonundaki herkes aynı anda ismin sahibine bakmak için döndü. Matthias da onları takip etti. Leyla, sınıfın köşesinde tıpkı azarlanan bir çocuk gibi taş gibi hareketsiz duruyordu. Matthias ona bakmaya devam ettikçe Leyla sinirle kıpırdandı, bakışlarını ondan kaçırmayı pek başaramıyordu.
“Ah...”
Üzerindeki bakışların ağırlığı altında Leyla duraksadı. Büyük bir isteksizlikle başını kaldırdı ve mırıldandı:
“A-Affedersiniz...”
Özür dilerken titreyen ve defalarca başını eğen bu kadın, dükün hatırladığı kadının tam tersiydi; onun önünde her zaman cesurca davranan, açık sözlü ve korkusuz kadının... Bu hali acınasıydı. Matthias onun bu moralsiz tavrını gördükçe, sabrının ilmik ilmik söküldüğünü hissediyordu.
“Şimdi, Matmazel Lewellin...”
“Lütfen devam edin.”
Matthias, şikayet etmek için ağzını açan kaşları çatık Müdüre sert ve kaba bir sesle müdahale etti.
“Genişleme teklifiyle.”
Müdür ona şaşkınlıkla baktı. Matthias dişlerini göstererek ona nazikçe gülümsedi.
“Detaylarını daha fazla duymak isterim.”
“Ah, evet.”
Müdürün heyecanını geri kazanması için yeni binadan bahsedilmesi yetti de arttı bile. Leyla’nın sakarlığı Müdürün zihninden çoktan silinmiş, yerini yeni mimariye ve masraflara bırakmıştı.
Matthias ve Müdür arasındaki tartışma devam ederken Leyla, Bayan Grever’a çay hazırlamasında yardım etti.
‘Aklını başına topla, Leyla.’
Sinirlerini kontrol altına almak için elinden gelenin en iyisini yaparak kendine telkinde bulundu.
‘Aptal gibi davranmayı bırak ve doğal ol.’
Heyhat, bu çaresiz dileği gerçek olmayacaktı. Dük Herhardt’a yaklaştığı an, bu dileği hiç şaşmadan havaya karışıp yok oldu.
Çay fincanını tutarken Leyla’nın elleri sinirden titriyordu. Matthias, fincanın tabağa çarpan tıkırtısı eşliğinde onun her hareketini izledi. Ona baktıkça Leyla kendini daha çaresiz hissediyor, ona doğru attığı her adımda korku ve kafa karışıklığıyla gözleri buğulanıyordu.
Matthias başlangıçta okul toplantısına Leyla’yı inanılmaz derecede telaşlı görme beklentisiyle katılmıştı. Ancak onun perişan halini gördüğünde kalbindeki duygu asıl düşündüğü gibi bir mutluluk değil, çarpık bir tür hazdı.
Matthias bakışlarını kaçırdı. Eğer ona doğrudan bakmazsa Leyla daha az gözü korkmuş görünüyordu. Her ne kadar Matthias onun bu telaş içinde çayı dökmesini görmeyi hâlâ umuyor olsa da, yüzünün utançtan kızardığını görmek ne kadar eğlenceli olursa olsun, toplum içinde zor duruma düşmesi pek hoş olmazdı.
Matthias bakışlarını başka yöne çevirmişken, göz ucuyla Leyla’nın ellerini gördü; tek bir damla bile dökmeden çay fincanını önündeki masaya bırakırken elleri bir balmumu bebeğin teni gibi beyaz ve pürüzsüzdü.
Toplantı devam ederken Leyla sınıfın köşesine geri yürüdü.
Elleri hassas bir dokunuşa sahipti, ince parmakları ve uçları parıldayan taç yaprağı gibi tırnakları vardı. Matthias’ın zihni, o uzun konuşma ve Müdürün ricaları boyunca sürekli Leyla’nın ellerine kayıyordu; o unutulmaz yaz öğleden sonrasında onu yumruklayıp tırmalarken bile o eller ne kadar telaşlı ve zararsız görünmüştü. Onları yakalayıp kendi elleriyle kenetlediğinde elleri ne kadar küçük ve narin kalmıştı.
Leyla’nın toz toprak içindeki ellerini yere bastırırken dudaklarına dokunuşunun şehvet yüklü anısına dalan Matthias, toplantının bittiğini zar zor fark etti.
Okulun genişlemesi tüm sponsorların mutabakatıyla ilerleyecekti. Düzenlemeden memnun kalan sponsorlar böylece konutlarına geri döndüler.
“Bir süre sınıfa göz atabilir miyim?”
Matthias kibarca Müdürden izin istedi. Başarılı geçen toplantının ardından keyfi yerinde olan Müdürün, özellikle de okula en cömert bağışları yapan sponsordan gelen bu talebi reddetmek için bir sebebi yoktu.
“Elbette Dük Hazretleri.” dedi Müdür hemen. “Ancak diğer sponsorlar dönüyor, bu yüzden onlara veda etmekten başka seçeneğim yok korkarım ki...”
Sıkıntıyla sınıfın içinde göz gezdirdi. Gözleri sınıfın köşesinde garip bir şekilde duran Leyla’ya takıldı.
“Size rehberlik etmesi için Matmazel Lewellin’i görevlendirsem sakıncası olur mu?”
Bu tam da umduğu cevaptı. Matthias sakin bir tavırla koltuğundan kalktı.
“Hiç sakıncası yok. Öyle yapalım.”
***
Leyla, okul koridorunun en sonunda yer alan birinci kattaki alt sınıfın sorumlusuydu. Öğrenciler günün erken saatlerinde evlerine döndüğü için ısıtıcı kapatılmıştı, sınıf soğuk ve nemliydi.
Leyla ışığı açtı. Rehberlik görevinin ona etrafı göstermesiyle biteceğini umarak sınıfta kaskatı bir şekilde yürüdü. Matthias, okulun olanaklarını inceleyerek tam bir hevesli sponsor gibi davrandı ve bu sayede Leyla ona çok fazla korku ve stres duymadan eşlik edebildi.
‘Birazcık daha.’
“Burası küçük öğrencilerin ders çalıştığı...”
*Güm!*
Kapı gök gürültüsünü andıran bir sesle kapandı ve Leyla’nın açıklamasını yarıda kesti. Sesten irkildi, şokla kaskatı kesilmiş bir halde başını kapıya çevirdi. Matthias orada, kapalı kapıya yaslanmış bir halde keyifle duruyordu.
“Burası Matmazel Lewellin’in sınıfı olmalı.”
Matthias, öğretmenin masasını dikkatle incelerken sessizliği bozdu. Eşyaları masanın üzerine düzgünce yerleştirilmişti, ceketi ise sandalyenin arkalığına asılıydı.
“Evet, doğru Dük Hazretleri.”
Leyla küçük adımlarla pencereye doğru makul bir mesafe geri çekildi. Kalbi kulaklarında güm güm atıyordu, tıpkı pencere camına vuran yağmurun ısrarcı ve ağır ritmi gibi.
Matthias aralarındaki mesafeyi daraltırken çaresizce kıpırdanmaktan başka bir şey yapamayarak pencerenin yanındaki masaya iyice yapıştı.
“Pfft.. neden korkuyorsun? Seni inciteceğimi mi söyledim?”
Matthias güldü ama bu nüktesi ona en ufak bir teselli vermedi. Bakışları sakin, gülümsemesi bal kadar tatlıydı ancak onu izleyen Dük oldukça zalimdi.
“Okuldayız Dük Hazretleri. Burası Arvis değil.”
“Evet, okuldayız.” Matthias durmadan ona doğru yürüdü. “Ve ben bu okulun bir hamisiyim. Gelmemem için bir sebep mi var?”
“Katılacağınızı bana söylememiştiniz bile, o yüzden neden...”
“Beni aptal mı sanıyorsun, Leyla?”
Matthias ondan yaklaşık iki adım uzaklıkta durdu. Ellerini yavaşça arkasında birleştirdi.
“Toplantıya katılacağımı önceden bilseydin burada olmazdın. Ne pahasına olursa olsun benden kaçardın.”
Sözlerini çürütemeyen Leyla dudaklarını ıslattı. “Söyleyecek başka bir şeyiniz varsa lütfen Arvis’te söyleyin.”
“Pekala Leyla. Bence burası çok daha iyi.”
Matthias sırıttı. Leyla, birinden yardım bulma umuduyla umutsuzca pencereden koridora bakarken o öğretmenin masasına doğru bir adım attı.
“Şu an bu sınıf sayesinde bir konuşma yapabiliyoruz.”
Matthias’ın sözleri hafifti. Leyla, camdaki yağmurun hoş sesine karşı duyulan bir hıçkırıkla nefes almaya çalıştı. Bakışlarını ondan kaçırarak masaya yöneldi, masanın üzerindeki düzgünce düzenlenmiş eşyaları inceledi.
Bir tüy kalem ve kurutma kağıdı.
Zarif bir porselen bebek.
Boş bir çikolata kutusunda bir yığın kullanılmamış kalem ucu.
Gözleri masanın ucundaki üç mürekkep şişesinde durakladı.
Siyah. Mavi. Kırmızı.
Gördüğü her renkle Matthias’ın dudaklarındaki sırıtış genişledi. Kendine en yakın olan şişeye, kırmızı mürekkeple dolu olana uzandı.
Leyla uzun bir tereddüdün ardından başını eğdi. Leyla, Matthias’ın sadece masayı incelediğini düşünüyordu. Onun tepkilerini görmesini istemiyordu.
*Lütfen.* Leyla, sponsorları yolcu etmek için ayrılan diğer öğretmenlerin dönmesi için ellerini dua eder gibi birleştirdi. Bu sırada Matthias mürekkep şişesinin kapağını açmıştı. Leyla kapağın düşme sesini duydu ve Dük’ün hareketi sonunda dikkatini çekti.
Bir histeri anında onu vurdu.
“D... dük!”
Matthias sandalyesine yanaşmıştı. Sanki bir sürahiden şarap ikram ediyormuş gibi, şişeyi zarifçe eğdi; Leyla şok ve dehşet içinde çığlık atarken ceketinin üzerine kırmızı bir mürekkep akıttı.
Leyla mürekkep lekesi olmuş ceketine doğru atılırken, Matthias elinde hafifçe tuttuğu yarı boş mürekkep şişesiyle zarifçe geri çekildi.
Leyla hemen bir mendil çıkarıp açık gri ceketini kirleten mürekkebi silmeye çalıştı.
“Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!”
Leyla feryat etti ama Matthias oldukça sakin görünüyordu.
“Sorumluluk alıyorum.”
Matthias’ın bu anlamsız cevabı Leyla’yı sessiz bıraktı; ağzı bir karış açık kalmış, dudakları kıpkırmızı olmuştu.
Gözlerini kızın dudaklarına diken Matthias, elindeki kırmızı mürekkep şişesiyle Leyla’ya doğru yürüdü; Leyla daha ne olduğunu anlamadan şişeyi onun omuzlarından aşağı boşalttı. Mürekkep bluzuna, eteğine ve ayakkabılarına sıçrayarak her yerini parlak bir kırmızıya boyadı.
Tartışma, Matthias'ın mürekkebin son damlasına kadar kızın kıyafetlerine boşaltmasıyla sona erdi. Cam şişe büyük bir gürültüyle yere düştü ve dükün ayakkabılarının dibinde durana kadar yuvarlandı. Ayakkabılarının cilası da parlak kırmızı mürekkeple lekelenmişti ama Matthias hiçbir tepki vermedi.
Leyla o kadar öfkeliydi ki çığlık atmak istiyordu. Ağzı açıldı ama tek bir ses çıkmadı. Donup kalmış bir halde, sanki içi korkuyla doluymuş gibi nefes nefese kaldı; üst gövdesine bulaşan mürekkep, bir şeyi boğma dürtüsünü bastırmaya çalışırken kan gibi parlak kırmızı bir tonda parlıyordu.
“Ne yapmalı, Leyla?”
Matthias, bizzat sebep olduğu bu karmaşaya göz atarken gözlerini kıstı.
“Sorumluluk almam gerekecek.”
Yaşanan trajediye rağmen, dudakları büyük bir hazla yukarı kıvrıldı.
***
“Matmazel Lewellin’in hatalarına gösterdiğiniz nazik anlayış için çok teşekkür ederiz.”
Matthias’ın yanında yürüyen Müdür, bir kez daha özür diledi.
Sponsorları okuldan uğurladıktan sonra Müdür ve diğer öğretmenler Dük Herhardt’ı görmek için aceleyle gelmişler ancak sınıfta karşılaştıkları manzara karşısında dilleri tutulmuştu: En genç öğretmenleri kırmızı mürekkebin içinde acınası bir haldeydi ve başında oldukça endişeli görünen bir Dük duruyordu.
“Benim hatamdı.” diye tekrarladı Matthias. “Mürekkep şişesini kazara üzerine düşürdüm, gerçekten Matmazel Lewellin’den özür dilemeliyim.”
“Yine de Dük Hazretleri, bu buraya ilk gelişiniz. Okulumuzun daha iyi bir yönünü gösteremediğim için özür dilerim.”
“Burada oldukça keyifli bir ziyaret geçirdim.”
Okul girişine ulaştıklarında, Matthias paniğe kapılmış Müdür ile vedalaştı.
“Matmazel Lewellin, lütfen benimle gelin.”
Bakışları Müdürden, bluzundaki lekeyi ovmakla meşgul olan Leyla’ya döndü. O ovdukça mürekkep daha çok yayılıyor, sonunda kıyafetleri sanki ağır bir yara almış birine aitmiş gibi görünüyordu.
“Hayır, ben iyiyim.”
Leyla’nın sesi öfkeden titriyordu. İçini kaplayan korkuya rağmen, Matthias’a sert bir bakış attı. Matthias, gözleri hâlâ korkuyla dolu olsa bile, kızın bu tavrını az önceki moralsiz davranışından çok daha fazla beğenmişti.
“Matmazel Lewellin. Lütfen, sadece Dük ile gidin. Kendisi özür dilemeye çalışıyor.”
Müdür, sanki bu önemsiz bir meseleymiş gibi güldü ama sinir dolu gözleri bambaşka bir hikaye anlatıyordu.
“Bugün bisikletini getirmedin ve yağmur yağacak! Dük’ün dediğini yap.”
“Yağmur yağsa bile şemsiyem var, eve yürüyerek dönebilirim.”
Leyla’nın inatçı reddi karşısında Müdürün benzi daha da soldu.
“Sizi anlıyorum Matmazel Lewellin,” dedi Matthias gülümseyerek. “Ancak şu anki kıyafetlerinizle yağmurda yürüdüğünüzü gören yoldan geçenleri korkutmayacak mısınız? Polis memurları bir cinayet vakası olduğunu düşünerek çıkıp gelebilirler.”
Matthias’ın şakasına kalabalıktaki herkes kahkahalarla gülerken Leyla dudaklarını büzdü ve kıyafetlerine baktı. İstese de istemese de, dükün söylediği tek şey gerçekti. Beyaz bluzundaki kırmızı mürekkep lekeleri, gerçekten de sanki az önce korkunç bir cinayet işlemiş gibi görünmesine sebep oluyordu.
Müdürün keskin bakışları üzerine Bayan Grever, bir tahta kadar kaskatı kesilmiş olan Leyla’ya yaklaştı. Arabaya binen Matthias, sahneyi sakince izledi.
Tam bir teslimiyetle Leyla, bir bagaj gibi sürüklenip arabaya bindirilmesine izin verdi. Matthias, oturması için ona rahat bir alan bırakarak yana kaydı.
Kapı kapandığı an arabanın motoru kükreyerek çalıştı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder