Cry, Even Better If You Beg - 20. Bölüm (Türkçe Novel)

✧ Ağla, Hatta Yalvarsan Daha İyi ✧
“Çok naziksiniz, hanımefendi.”
Bayan Etman, Düşes Norma’ya hayranlık dolu gözlerle bakıyordu.
“Nasıl bu kadar cömert olabiliyorsunuz?”
Bayan Etman’ın yüzündeki neşe ne kadar belirginleşirse, yanında duran Kyle Etman’ın ifadesi de o kadar sıkıntılı bir hal alıyordu.
Matthias’ın gözleri bu ikilinin üzerindeydi. Doktor Etman şüphe götürmez bir şekilde yetenekli bir doktordu. Bilgili ve hoş bir kişiliğe sahipti, düşesin ona neden hayranlık duyduğunu ve oğlunu neden bu kadar sevdiğini anlamak hiç de zor değildi.
Babasına benzeyen Kyle Etman da gelecekte benzer bir hayat sürecekti. Belki de. Başka hiçbir şey değişmediği sürece. Büyükannesi bunu neredeyse garanti altına almıştı ve Matthias da olayları aynı şekilde görüyordu.
Ama hepsi bu kadardı.
Böylesine bariz ve sıradan gerçeklere daha fazla dikkat etmesine gerek yoktu. Özellikle de Etman ailesinin iki erkeğinden çok daha farklı tavırlara sahip, evin oldukça hırslı hanımı Linda Etman’ı görürken.
“Şimdi onları selamlayabilir miyim?”
Bayan Etman biraz huzursuzlanmıştı. Düşesin fikrini değiştirmesinden korkarak Madam Norma’yı sıkıştırıyordu.
“Hayatım.”
Karısını sakin bir şekilde izleyen Doktor Etman, onu vazgeçirmeye çalıştı. Yine de kadın kararlı görünüyordu.
Matthias dikkatini tekrar Kyle Etman’a verdi. Sevgili büyükannesi, Etmanları Baron Arundt’un ailesiyle tanıştırmayı teklif etmişti. Düşes, “Bu iki aile birbirleriyle çok iyi anlaşacaktır ve iyi birer tanıdık olabilirler.” dediğinde, bu cümlenin altında yatan gizli anlamı anlamayan kimse kalmamıştı.
Baron Arundt’un Kyle Etman ile yaklaşık aynı yaşlarda bir kızı vardı. Evlilik çağına gelmiş, güzel bir kız.
Etman ailesinin herhangi bir asalet unvanı olmasa da servetleri Arundtlarınkinden daha ağır basıyordu ve nüfuzları daha fazlaydı. Bu nedenle, eğer iki aile akraba olursa bundan en karlı çıkacak kişi Baron Arundt olacaktı.
“Elbette Bayan Etman. Bu çok hoş olur.”
Cömert bir gülümsemeyle Norma Catharina von Herhardt uşağına seslendi. Baron Arundt ve eşini içeri getirme emrini alan uşak, kısa süre sonra kalabalığın arasında gözden kayboldu.
Kyle yüzündeki öfkeyi gizlemeyi başaramıyordu. Sanki orada çok kıymetli bir şeyini bırakmış gibi, sürekli bahçeye açılan verandaya doğru bakıp duruyordu.
Bunu gören Matthias’ın dudaklarında hemen bir gülümseme belirdi.
Oğlu için her zaman en iyisini bekleyen ve onu el üstünde tutan bir anne.
Annesini hayal kırıklığına uğratmak istemeyen bir oğul.
Matthias, bu ikisinin arasına sıkışmış bir Leyla Lewellin hayal ettiğinde neredeyse sesli bir şekilde kahkaha atacaktı.
Bu sırada, uşağın eşlik ettiği Arundt çifti kızlarıyla birlikte yanlarına geldi.
Yüz ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla Kyle Etman, bu tanışıklığın ne anlama geldiğinin gayet farkındaydı. Bir an önce oradan uzaklaşmak istiyor gibiydi ama o çocuk, nazik ve kibar bir doktor oğlu olma rolünden bir türlü sıyrılamıyordu.
Eğer durum buysa, o halde...
Matthias, bu sıkıcı çöpçatanlık sahnesinin sergilendiği alanı terk ederek oradan uzaklaştı. Terastan geçip merdivenlerden aşağı inişi ağırbaşlı ve kendi ritmindeydi.
Bu görevine sadık oğulun çocuksu aşk hikayesi nasıl da bu kadar öngörülebilir bir şekilde sonlanıyordu?
Bu hikayenin sonunda Leyla Lewellin, Arvis’in ormanında terk edilmiş halde kalacaktı.
Bu aşikar sonuca vardığı sırada Matthias, Leyla’yı bulmuştu. Kız, bahçenin köşesindeki gül çardağının altında duruyordu. Öngörüldüğü gibi, doktorun oğluna bekleme sözü verdiği için uzağa gitme zahmetine girmemişti.
Matthias hafif adımlarla ona doğru yürüdü. Yaklaştığında kızın neden telaşa kapılmadığını merak etti. Çok geçmeden anladı, Leyla derin bir uykudaydı.
Gül çalılıklarının arasından süzülen ay ışığı, büzülmüş haldeki küçük kızı aydınlatıyordu.
Matthias bankın birkaç adım uzağında durdu ve uzun uzun, düşünceli bir şekilde onu süzdü.
Önce, düzgünce çıkarılmış ayakkabılarına baktı.
Ardından, şişmiş ayaklarına.
Dizlerine doladığı incecik kollarına baktı.
Son olarak bakışları, onun masum uyuyan yüzüne çekildi.
Omuzlarına ve narin boynuna dökülen uzun, dalgalı altın rengi bukleler onu sarmalamıştı. Matthias, kızın altın saçlarının yumuşaklığını merak ederken hafifçe eğilip ayakkabılarını nazikçe yerden aldı.
Tam o anda Leyla yavaşça gözlerini açtı.
*.·:·.✧.·:·.*
‘Rüya görüyor olmalıyım.’
Leyla’nın gözlerinde hâlâ uykunun mahmurluğu vardı. Matthias, bankın karşısındaki çardak sütununa yaslanmış duruyordu ve elinde bir çift kadın ayakkabısı tutuyordu.
‘Rüya olsa bile... bu kadarı da fazla tuhaf değil mi?’
Bu düşünce aklına geldiği an, üzerindeki o son uyku kırıntıları da dağılıp gitti.
“...Dük?” Leyla, gördüğü şeye inanamayarak ismini hafifçe fısıldadı.
Matthias cevap vermek yerine cebinden bir sigara çıkarıp ağzına götürdü. Dudaklarından tek bir nefeste süzülen beyaz duman, bu anın asla bir rüya olamayacağının kanıtıydı.
Leyla dehşete düşmüştü. Elindekinin kendi ayakkabısı olduğunu fark edince neredeyse bayılacaktı. Ne yapacağını bilemediğinden, bankın köşesine doğru büzülmekten başka bir şey gelmedi elinden.
Matthias, sanki kız bir sirk gösterisiymiş gibi ona eğlenen bir ifadeyle baktı ve ayakkabılarını yavaşça salladı.
“Geri vermemi ister misin?”
Sesi, tütünün puslu dumanına karışmıştı.
“Evet, lütfen.”
“O zaman ağla...”
Şaşkınlıktan dili tutulmuştu. Bu gülünç sözler Leyla’nın tüylerini ürpertmiş ve onu kelimenin tam anlamıyla sözsüz bırakmıştı.
İçinden Kyle’ın bir an önce gelmesi için dua ediyordu ancak çardağa çıkan yol ıssızdı.
“Gelmiyor.” dedi Matthias, sanki zihnini okumuşçasına sakin bir sesle.
“Kyle Etman.”
Leyla’nın kendisine şüpheyle baktığını görünce tekrar konuştu.
“Beklediğin kişi.”
Matthias yarılanmış sigarasını yere attı. Yavaşça dağılan ince duman sütununun arkasında, Leyla’nın kendisine yaşlı gözlerle bakan yüzünü gördü.
“Hayır.”
Yaralı ayaklarını göstermek istemeyen Leyla, yerinden kalktı ve Matthias’ın karşısında dik bir duruş sergiledi. Çıplak ayakları soğuk zemine sıkıca basıyordu. Hâlâ ondan korkuyordu ama artık onun alay konusu olmaya da niyeti yoktu.
“Kyle her zaman sözünü tutar.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Epey kendinden emin görünüyorsun.”
“Kyle’ı sizden daha iyi tanıyorum.”
Matthias, kızın ona meydan okumak için tüm cesaretini toplamasını izlerken dudaklarında bir sırıtış belirdi.
“Kendinden emin olmak, senin isteğine bağlı bir durum değildir Leyla.”
Bu sözlerin süzülüşüyle birlikte Matthias bir adım daha yaklaştı. Leyla’nın omuzları korkuyla sarsıldı ama geri adım atmayı reddetti.
“Ben... Gerçekten anlayamıyorum.”
“Neyi?”
“Neden benden bu kadar nefret ediyorsunuz?”
Titreyen sesinin aksine Leyla, son derece berrak gözlerle doğrudan ona baktı.
“Senden nefret etmek beni iyi hissettiriyor.”
Matthias, dudaklarının bir kenarını kıvırarak sakin bir şekilde yanıtladı.
“Ağladığını görmek harika bir duygu ve yalvarışını izlemek çok eğlenceli.”
“Nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsunuz?”
“Sadece sorunu cevaplıyorum.”
Karşısındaki kızın ifadesi çoktan darmadağın olmuş olsa da Matthias oldukça lakayıt görünüyordu. Hakaretleri yüzünden Leyla’nın gözleri buğulandı ancak gözyaşlarının dökülmesine engel olmayı başardı.
“Benden başka hiç kimseye böyle davranmıyorsunuz.”
Matthias istekle başını salladı. “Doğru.”
“O halde neden sadece ben...”
“Çünkü sensin.”
“Ne?”
“Çünkü sensin Leyla. Çünkü sen hiç kimsesin.” dedi Matthias kayıtsızca. Sakin ama kuru sesi, Leyla’ya kendisini her zamankinden daha zavallı biriymiş gibi hissettirdi.
“Özür dilerim, efendim.”
Leyla, gözlerini ona dikerken gözyaşlarını geri itmek için büyük bir savaş veriyordu. Onu türlü sebeplerle evden kovan akrabalarını bile özlemeye başlamıştı. Alkollü amcası bile ona asla bu şekilde zulmetmemişti.
“Gerçekten çok üzgünüm, çünkü benim gibi ‘hiç kimse’ olan biri, sizin mülkünüzde kalma cüretini gösterdi.”
Artık sadece sesi değil, sıktığı elleri de titremeye başlamıştı.
“Benden bu kadar nefret ediyorsanız, neden en başından mülkünüzde kalmama izin verdiniz?” diye sordu Leyla, cevabı bilmek istercesine.
“İzin vermeseydim bu çok vicdansızca olmaz mıydı?”
“Siz gerçekten vicdansız birisiniz.”
Sesi, ne kadar bastırmaya çalışırsa çalışsın hıçkırıklara boğuluyordu.
“Beni şimdi kapı dışarı mı edeceksiniz?” diye sormayı başardı sonunda.
“Hayır.” Matthias, onu izlerken gözleri daha da karardı. “Bunun için endişelenme. Sen yerinde gayet iyisin.”
“Benim bir hiç olduğumu söylediniz.”
“Senin işlevin de bu zaten.”
Matthias gözlerini yavaşça açtı. Dudaklarının kenarındaki o alaycı sırıtış silinmişti, ifadesiz yüzü şimdi boğucu bir soğukluk ve durgunluğa bürünmüştü.
“Bu kadar yeter, sadede gelelim.”
Matthias başını kaldırdı ve o gül sarmaşıklı sütuna yasladığı sırtını dikleştirdi.
“Beklediğin o Kyle Etman gelmeyecek.”
Elini, çardağın arkasındaki boş yolu işaret ederek uzattı. Parmağı kazara omzundan dökülen saçlarına değdiğinde Leyla korkuyla irkildi. Geriye doğru bir adım attı ama bank ona engel oldu, daha fazla kaçamadı.
“Bu yüzden Leyla...”
Matthias elini uzattı. Leyla’nın sarı saçlarını yumuşakça kavrayıp okşadı ve ona daha derin bir bakış fırlattı.
“Ağla.”
Matthias, bu gaddar emri son derece sakin bir sesle verdi.
“Hatta yalvarsan daha iyi olur.”
Bu ek önerisiyle birlikte, Matthias’ın dudaklarında belli belirsiz bir sırıtış filizlendi.
‘O delirdi.’
Leyla bunu uzun zamandır kendi içinde tartışıyordu ama artık emindi.
Dük tamamen çıldırmıştı.
*.·:·.✧.·:·.*
Matthias malikanesine döndüğünde, Kyle Etman hâlâ annesi tarafından alıkonuluyordu.
Baron ve Barones Arundt, kızlarını Etman ailesine gelin verme fikrine oldukça sıcak bakıyor gibiydiler. Akraba olma düşüncesine canı gönülden taraftarlardı ve Bayan Etman’ın tepkisi de onlardan pek farklı değildi.
Her iki ebeveyn çiftinin aksine, Kyle’ın tavırları artık gözle görülür derecede katılaşmıştı. Ancak annesi, onun ne hissettiğini zerre kadar umursuyor gibi görünmüyordu.
Her ne sebeple olursa olsun, Matthias’ın ilgisi yeniden bu sıkıcı aile meselesine çekildi. Tanıdık yüzlerin arasına karışarak, Arvis’in efendisi Dük Herhardt rolünü oynamaya başladı.
Leyla ağlamıştı.
O anı düşündüğünde, Matthias’ın içini bir tatmin duygusu kapladı.
Çevirmen Notu: Bu manyağın çok acil tımarhaneye kapatılması lazım. Korkmaya başladım.
O genç kız titremişti. Artık öfkesini zapt edemediği için yüzü gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuştu. Buna rağmen, gözlerinin kenarları kızardıkça, nemli bakışları daha da güzel ve parlak bir hal almıştı.
O anlarda Leyla Lewellin’in gözleri, boynunda asılı duran zümrüt mücevher gibi parlıyordu.
Leyla öylesine güzel ağlıyordu ki, Matthias buna bayılmıştı. Leyla'nın o muazzam ağlayışına şahit olduktan sonra, ayakkabılarını ona memnuniyetle geri vermişti.
Bahçeden ayrılmak üzereyken arkasına bakan Matthias, Leyla’nın hâlâ orada durmuş ağladığını gördü. O kız onun yüzünden ağlıyordu, yani gözlerinden süzülen o yaşlar Matthias’a aitti.
Bunu düşünmek Matthias’ın adımlarını hafifletti. Leyla’nın gözyaşları, Kyle Etman’ın kıza malikaneye kadar eşlik ettiğini gördüğünde içinde büyüyen o hoşnutsuzluğu silip süpürmüştü. Tıpkı Leyla’ya bakarken Claudine’i öptüğü o anki tarif edilemez hissi sildiği gibi.
Bu gece, onun dünyasında Leyla istisnai bir güzellikteydi. Ve o güzel, kusursuz kız, onun için ağlamıştı.
‘Ne mükemmel bir yaz gecesi.’
Matthias bu tatmin edici hissi henüz sindirirken, Leyla aniden malikane girişinde belirdi. Salonu terasa bağlayan koridorun kenarında tek başına oyalanıyor, dikkatle birini arıyordu.
“Kyle Etman.”
Matthias onun adını mırıldandı.
Leyla, davetlilerin arasında Kyle’ı bulmuş gibiydi. Yine de, Kyle Etman’ın Arundt ailesiyle –özellikle de Baron Arundt’un küçük kızıyla– çevrelendiği o sahnenin ne anlama geldiğini kavramış olacak ki ona yaklaşmadı.
Leyla bir süre mermer sütunun arkasına saklandı. Terastan ayrılmadan önce, oradan geçen bir uşağın yanına gidip ona bir mesaj iletti.
Uşak başıyla onaylayıp, sabrının son sınırına dayanmış olan ve yüzü çoktan buz kesmiş Kyle Etman’a doğru yöneldi. Ancak tam uşak Leyla’nın mesajını iletmek üzereyken, Matthias aniden adamın yolunu kesti.
“Lütfen Kont Klein’ı çağır.”
Uşak, Matthias’ın bu ani emri karşısında şaşkınlıkla gözlerini açtı. Bir an için düşünceli bir tavırla Kyle Etman’ın olduğu tarafa baktı. Fakat çok geçmeden, tam da Matthias’ın beklediği o cevabı verdi.
“Emredersiniz, efendim.”
Uşak, efendisinin emrini yerine getirmek için yönünü değiştirip kalabalığın arasından hızla uzaklaştı.
Matthias terasa çıktı ve az önce Leyla’nın saklandığı sütuna yaslandı.
Uzaktan bakınca Leyla, bahçenin merkezine uzanan gezinti yolunda bir silüet gibi süzülüyordu. Topallayarak yürüyordu, belli ki ayakları çok acıyordu. Bir süre sonra ayakkabılarını çıkardı ve yolun ortasından itibaren çıplak ayakla yürümeye başladı.
Matthias sessizce durup uşağını beklerken onu izledi.
Bahsi geçen Kont Klein asla gelmeyecekti. Kont, sinirsel bir baş ağrısından muzdaripti ve akşamın erken saatlerinde Matthias'ı kısaca selamladıktan sonra evine dönmüştü bile.
Leyla orman yolunun derinliklerinde gözden kaybolurken, emir verdiği uşak yanına yaklaştı.
“Özür dilerim efendim. Kont Klein çoktan evine dönmüş.”
“Anlıyorum.”
Matthias başını sallayarak gülümsedi.
“Aferin.”
Uşağın selamını kabul ettikten sonra Matthias, ağır adımlarla terastan ayrıldı.
Uşak ise yarım kalan işine geri döndü ve Leyla’nın mesajını iletmek üzere Kyle Etman’ın yanına gitti.
Göz açıp kapayıncaya kadar Kyle’ın yüzüne derin bir dehşet ifadesi çöktü. Aceleyle izin isteyerek terasa doğru fırladı ama Matthias onu hiç umursamadı.
Minyon yapısına rağmen Leyla Lewellin oldukça hızlı yürümüştü. Kyle’ın ona yetişmesi için artık çok geçti.
Matthias keyifle Riette tarafından sunulan şampanya kadehini aldı.
Gece yarısı yaklaşıyordu. Yaz ortasının o ışıltılı gecesinde, her şey kusursuzdu.
Parti mükemmeldi.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder