Cry, Even Better If You Beg - 68. Bölüm (Türkçe Novel)

Bill Remmer’ın polis tarafından götürülmesinin üzerinden birkaç gün geçmişti. Leyla sabah erken saatlerde hukuk bürosundaki avukatla görüşmeye gitmişti ve şimdi bitkin bir ruh haliyle eve dönüyordu.
“Ah Leyla, geldin!” Leyla eve varır varmaz Bayan Mona onu karşıladı. Leyla gelmeden önce epey bir süredir kulübenin önünde endişeyle bir aşağı bir yukarı yürüyordu. “Görüşme nasıldı? Avukatla görüşebildin mi? Ne dedi?” diye hızlıca sordu genç kadına.
Ancak Leyla tutarlı bir şekilde konuşamıyordu, Bill için yapabileceği hiçbir şey olmadığına dair bitmek bilmeyen o hatırlatmanın içinde hapsolmuştu. Sadece başını iki yana salladı, bu da Bayan Mona’nın gözlerindeki o küçük umut ışığının sönmesine neden oldu.
Arvis’teki hizmetliler, Bill’i kurtarmak için bir fon oluşturulmasına yardım etmişlerdi; Leyla’nın haberi olmadan, avukat masraflarını ödemesine yardımcı olmak için zaman zaman topladıkları parayı ona veriyorlardı. Leyla, her ikisine gösterdikleri bu ilgi ve şefkat karşısında kalbinin yerinden çıkacakmış gibi hissederek onları minnetle kabul etmekten başka bir şey yapamıyordu.
Ancak avukat bile toplanan kanıtların Bill’in aleyhine olduğunu söylerken paranın ne faydası vardı ki?
“Aman Tanrım.” Bayan Mona nefesini tuttu. “Biliyorsun, duydum ki Madam Norma suçlamaları geri çekmeye hazırmış ama Madam Elysee farklı hissediyormuş ve yaptıklarının cezasını çekmesini istiyormuş. Ama bu sadece bir kazaydı, onu affedebilirdi.” diyerek Leyla'yı bilgilendirdi.
Leyla odaklanmaya çalışarak yutkundu ve kadına döndü.
“Belki de Madam Elysee ile konuşmalı mıyım o zaman?” diye sordu usulca, ancak Bayan Mona bu öneriye sadece hüzünle gülümsedi.
“Bence en iyisi bunun yerine Dük ile görüşmek.” diye önerdi Bayan Mona. “Gördüğün gibi, Madam Norma ve Madam Elysee ne yapacakları konusunda anlaşamamışlar, bu yüzden son kararı genç dük’e bırakmışlar.” diye açıkladı.
Haberle birlikte Leyla başının döndüğünü hissetti. Bayan Mona, Leyla’nın ayakta durabilmesi için hemen uzanıp onu tuttu ve oturması için nazikçe kulübenin içine kadar eşlik etti.
“Merak etme Leyla, eminim Dük annesinden daha bağışlayıcı olacaktır.” diye teselli etti Bayan Mona. “Hâlâ umut var.” Kırılgan kadının minyon omuzlarını yumuşakça patpatladı, onu biraz ısıtmak için avuçlarını kollarında yukarı aşağı sürttü ve ardından şömineyi yakmak için o tarafa yöneldi.
“Senin için endişeleniyorum sevgili Leyla.” dedi Bayan Mona sesi titreyerek. “Bugünlerde çok zayıfladın ve betin benzin attı. Bay Remmer, onun uğruna kendi sağlığını ihmal etmeni istemezdi. Bak, seveceğini düşündüğüm bazı şeyler getirdim.” Bayan Mona hemen daha önce kenara ayırdığı paketini getirdi.
Leyla, Bayan Mona’nın önüne biraz yemek ve su koymasını izledi. Kadına nezaketle gülümsedi.
“Bunlar için teşekkür ederim Bayan Mona.” dedi sonunda. “Ancak sanırım onları daha sonra yiyeceğim.” diye itiraf etti usulca. Bayan Mona, Leyla’nın bu kederli haline içini çekerek ona iyi dileklerini sundu ve sonunda yanından ayrıldı.
Yalnız kalır kalmaz Leyla yüzünü ellerine gömdü ve ağlamaya başladı.
Daha önce görüştüğü avukat ona hiçbir çözüm sunmamıştı, sadece Bill’i suçlarından dolayı savunmanın neden beyhude bir çaba olduğuna dair daha fazla açıklama yapmıştı. Eğer şanslıysa hapis yatmayabilirdi, ancak davanın sonuçlanması için çok daha fazla zaman ve çaba gerekecekti.
Verilen zararların tazmin edilmesinin kaçınılmaz olduğu göz önüne alındığında, Herhardt ailesine karşı yasal bir savaşa girmek büyük ölçüde tavsiye edilmiyordu.
“Böyle zamanlarda, mahkemeye gitmeden önce her iki tarafın da uzlaşması en iyisidir.”
Avukatın ona verdiği son tavsiye buydu ve bu sadece içindeki dehşet duygusunu artırmaya yaramıştı. Herhardt hanesinin merhametten yoksun olduğunu biliyordu. Belki tüm hane değil ama Dük kesinlikle öyleydi.
Ne de olsa onu görmeye gitmişti, tam olarak üç gün önce. Son birkaç gündür bu kararla boğuşmuş ve önüne sunulan her türlü alternatif yolu denemeye çalışmıştı. İçinde bulunduğu zor durumun yarattığı stres nedeniyle düzenli yemek yiyemiyor, bir şey içemiyor ya da uyuyamıyordu.
Onuru, böylesine sapkın bir anlaşmaya girmeyi reddediyordu. Bu, savunduğu her şeye aykırıydı. Dük’ün tuzaklarından birine daha düşmek istemiyordu.
Dudağını ısırdı, bu kurtulamadığı sinirsel bir alışkanlıktı. Oturduğu yerden kalkıp mutfakta bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı, sonra masaya dönüp Bayan Mona’nın hazırladığı sudan küçük yudumlar aldı.
‘Eğer ben bu kadar acı çekiyorsam, Bill amcamın şu an yaşadığı acıyı düşün!’
Leyla, sevgili amcasının son birkaç gündür taşıdığı o bitkin yüzünü hatırlayarak kendi kendini azarladı. Onu öyle görmek, kalbine saplanmış ve gittikçe derinleşen bir bıçak gibiydi.
Böyle davranmaya devam edemezdi. Amcasını kurtarmak için bir şeyler yapması gerekiyordu. Ve bunu başarılı bir şekilde yapabileceği tek yol önüne sunulmuştu.
Onlarla bir anlaşma yapmaktan kaçınmak için ne kadar çabalarsa çabalasın, hep aynı cevaba ulaşıyordu. O da Dük’ün teklifini kabul etmekti.
Dük’ün ona dizginlenemez bir şehvetle bakışını hatırladıkça çenesi kasıldı, bu düşünceyi aklından geçirmek bile onu çok tiksindiriyor ve utandırıyordu. O zamanlar dük çok sakindi ve hatta onunla eğleniyormuş gibi görünecek kadar küstahlaşmıştı.
Bu ifadeyi iyi tanıyordu. Sadece eğlence için ava çıktığında ya da Leyla'yı ağlatana kadar eziyet ettiğinde bu ifadeyi takınırdı. Ona karşı koymak için ne yaparsa yapsın, onun huzurunda defalarca tökezlemesine rağmen ondan kaçamıyordu.
Tekrar sandalyesine yığıldı ama gözlerinden yaş gelmiyordu. Gözyaşları kurumuştu ve kalbi onları üretemeyecek kadar uyuşmuştu. Sessiz gecede düzensiz nefeslerini duyabiliyordu, sanki sessiz bir yardım çığlığı gibiydi.
Başkalarıyla kıyaslandığında hayatı çok önemsiz görünebilirdi ama yaşam biçimi onun için çok önemliydi. Hayatı boyunca doğru olanı yapmaya çalışmıştı; dürüst ve iyi bir işle geçimini sağlamak ve utanacağı hiçbir şey yapmamak... Hiçbir şeyin, özellikle de bir adamın aşağılık arzularının, tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu hayatını çiğnemesine izin vermemek...
Ama kararını vermişti.
‘Eğer ne yaptığımı bilseydi, Bill amcam benim hakkımda ne düşünürdü?’ diye merak etmeden edemedi. Sadece onu düşünmek bile içinde yeni bir endişe dalgası yarattı.
Böylece gecenin kör karanlığında Leyla etrafındaki karanlığa sarıldı ve uzun bir süre hareket edecek gücü kendinde bulamadı.
*.·:·.✧.·:·.*
Matthias günün son belgelerini de iyice inceledikten sonra imzalamayı bitirdiğinde vakit çoktan gece yarısını geçmişti. Koltuğuna yaslandı ve yanındaki hizmetliye döndü.
“Bugünlük işin bitti, gidebilirsin.” diye emretti açıkça. Hizmetli sadece rıza göstererek boyun eğdi, imzalanmış belgeleri kucağına aldı ve hızla onu yalnız bıraktı.
Matthias müştemilatta tek başına zaman geçirmesine rağmen, malikanede elektriğe erişimi kalmadığından beri bu binada daha fazla vakit geçirmeye başlamıştı. Gerçi tek sebep bu değildi.
Bu gecenin o gece olduğunu hissediyordu.
‘Leyla yakında ziyarete gelecektir.’
Kendi kendine düşündü. Leyla’nın tüm imkanlarını zorladığını, onunla muhatap olmak zorunda kalmadan durumundan çıkış bir yolu bulmaya çalıştığını biliyordu. Ama eninde sonunda, ne kadar sürerse sürsün, dükün istediğini her zaman elde ettiğini artık anlamış olmalıydı.
Matthias, Bill’in kaza yaptığı o gün, Leyla üzerinde tartışılmaz bir koz bulduğunu biliyordu. Kanatlarını kırıp onu yanında tutmak için... Leyla'nın sesini duyduğunda zihninde bunun planlarını yapıyordu...
Ve onun önünde bu kadar çaresiz olduğunu görmek, sadece planını uygulamaya koymasını sağlamıştı. İşte şimdi buradaydı, emin olduğu o cevabı bekliyordu.
Kızın rızasını almanın en uygun ya da en doğru yolunun bu olmadığını biliyordu, onu kendisine bağlamak için acele ediyordu. Onunla ilgili ilk planlarını bir kenara atmak zorunda kalsa da, ondan arzuladığı o mutluluğu ele geçirmek için er ya da geç bir fırsatın önüne sunulacağına inanıyordu.
Masasının kenarına uzandı, parmakları sigara kutusunu açıp bir dal aldı. Onu dudaklarına götürdü, diğer eli çakmağa uzanmıştı ki bir kapı çalınması onu böldü.
TIK. TIK. TIK.
Bunu duyduğunda donuk gözlerinde bir şeyler değişti. Vuruşlar çok yumuşak, çok tereddütlüydü. Gözlerine bir parıltı geri döndü; henüz yakmamış olmasına rağmen sigarasını hemen yakındaki çöp kovasına attı ve güçlükle bastırdığı bir heyecanla koltuğundan yavaşça kalktı.
Onu kıvrandırmak istercesine kapıya doğru yavaş ve emin adımlarla ilerledi, ardından kapıyı açarak önündeki Leyla’yı yavaşça ortaya çıkardı. Tam beklediği gibiydi. Kız kararını vermeyi başarmıştı.
Onu gördüğünde içinden soğuk bir rüzgar geçti, tek kelime etmeden birbirlerine bakarlarken aralarındaki gerilim elle tutulur hale geldi. Zamanın aralarında donup kaldığını düşünebilirdi ama kıyafetlerinin hışırtısı ve saçlarının rüzgarda dalgalanması ona aksini söylüyordu.
Nihayet adam hareket etti, içeri girmesi için sessiz bir emirle kenara çekildi.
Leyla onu görünce daha da solgunlaştı ve kemiklerindeki artan sızıya rağmen ofisinin eşiğinden içeri adımını attı.
Kapı yavaşça kapandı; sessiz koridorlarda yankılanan kilit sesi, içeridekileri dış dünyadan tamamen kopardı.
*.·:·.✧.·:·.*
Leyla kendisini, birkaç gün önce Bill amcası adına Dük'ten merhamet dilemeye geldiği yerin tam aynısında buldu. Daha önce yaptığı gibi yine onun önünde duruyordu ama yüzündeki ifadede artık o umut ışığından eser yoktu.
Hayır, aksine sadece kabulleniş ve korku vardı.
Matthias, ona alan tanımak istiyormuş gibi karşısındaki koltukta bacak bacak üstüne atmış oturuyordu; düşüncelerini toparlaması için ona zaman veriyordu. Leyla derin bir nefes alıp sessizliği bozmadan önce parmaklarıyla oynadı.
"Sizin yanınızda ben bir hiçim, Dük." diye başladı usulca, gözlerinin içine bakarken başını dik tutarak. Matthias bu sözler üzerine alaycı bir ses çıkarıp başını sorgularcasına yana eğdi.
"Eee, ne olmuş yani?"
"Siz bu toplumun saygın bir üyesisiniz." diye belirtti Leyla. "Sıradan bir kadına duyduğunuz geçici bir heves uğruna tüm bunları riske atarsanız, itibarınız yerle bir olur." Bu cümleyi kurarken gözlerinde hafif bir meydan okuma parıltısı yankılandı. "Bu yüzden size yalvarıyorum Dük; her şeyi yaparım, lütfen, ama bunu değil."
Leyla onun kararını gözden geçireceğini sanmıştı ama görünüşe göre Matthias bu argümana karşı bile bir cevap hazırlamıştı. Yüzünde zafer kazanmış bir ifadeyle sadece gülümsedi.
"Leyla," diye söze başladı. "Ailemin aslında Berg'in güneyindeki tatil beldesinde bir kalesi olduğunu biliyor muydun?" Bu soru, Leyla'yı söyleyeceği şeylere dair büyük bir dehşetle doldurdu.
"D-dük..."
"Görüyorsun ya, babam bir müzik tutkunuydu." diye sözünü kesti. "Oraya sık sık ona fantezi müzikler çalan pek çok kadın getirirdi; ama yanında en uzun süre kalan ünlü bir şarkıcıydı. Annem de onu epey severdi."
Gözlerini Leyla'ya dikti, kızın yüzünün yavaşça soluşunu izledi.
"Oh, o çok yetenekli bir şarkıcıydı." diye devam etti Matthias. "Aralarındaki ilişkinin nasıl olduğunu anlatmamı ister misin? İtibarları nasıl bir sonla bitti dersin?"
Sesi o kadar tatlıydı ki sanki sadece eski bir masal anlatıyordu; kastettiği şeyi bu kadar kaba bir şekilde ima etmesi Leyla'yı nutku tutulmuş halde bıraktı. Atalarının itibarının nasıl bittiğini gayet iyi biliyordu. Bilmemesine imkan yoktu.
Bugün bile, ölümlerinin üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, Carlsbar halkı tarafından hala büyük bir saygı ve takdirle anılıyorlardı.
Görünüşe göre sunduğu anlaşmadan kaçış yolu gerçekten yoktu. Buraya gelirken bunu biliyordu ama son bir kez denemek istemişti. Önüne koyulan anlaşmayı değiştirmek için farklı bir açı aramıştı.
"Yani, yani sadece bir gecelik mi?" diye sordu netleştirmek için, sonunda tekrar gözlerinin içine bakarak. Belki de başlangıçta düşündüğünden daha değersizdi, onun itibarını lekelemeye bile yetmiyordu.
Leyla hissizce, bunun çok yüksek bir ağaçtan düşüp derin yaralar almak gibi olacağını düşündü. Şanssızlık olacaktı ve canı uzun süre yanacaktı, hatta belki bir iz bırakacaktı ama er ya da geç iyileşecekti.
"Bu çok adaletsiz bir anlaşma olurdu, öyle değil mi Leyla?" diye mırıldandı Dük. "Alabileceğim maksimum faydayı elde edemediğim anlaşmalara girmeyi reddederim." Onu baştan aşağı süzdü. "Seninle bir gecenin, Bill Remmer'ın özgürlüğünün bedeli için yeterli olacağını düşünecek kadar etkileyici olduğunu mu sanıyorsun gerçekten?" Bu sorusuyla kızı iyice köşeye sıkıştırdı.
Leyla artık ona bakmaya dayanamıyordu, hızla arkasını döndü ama olduğu yere çakılıp kaldı.
Eğer şimdi giderse, amcasına yardım etme konusundaki tek umudundan sonsuza dek vazgeçmiş olacaktı. Ve cezası bittikten sonra serbest kalsa bile, amcası asla eskisi gibi olmayacaktı...
Son ziyaretindeki Bill'in o çökmüş yüzü gözlerinin önünden geçti. Çenesi kasıldı, ellerini yumruk yaparken boğumları bembeyaz oldu. Matthias koltuğuna yaslanmış, Leyla'nın vereceği karar için kendi kendisiyle verdiği savaşı izliyordu.
Leyla onun gerçekten ne kadar aşağılık bir adam olduğunu düşünmeden edemedi. Ama başka ne bekleyebilirdi ki? O, istediğini elde etmek için bir insanın hayatını isteyerek mahvedecek ve iş bittiğinde diğer kişinin ne hissedeceğini zerre umursamayacak türde biriydi.
Ondan sıkıldığında, tıpkı cebindeki bir çöp gibi onu fırlatıp atacaktı. Tıpkı sırf biraz eğlence için avlayıp öldürdüğü o zavallı kuşlar gibi.
Matthias, Leyla'nın kendisine attığı o öfkeli bakışa sadece sırıttı. Bu sefer kız tamamen ona doğru döndü. Artık kaçamayan ya da ondan uzaklaşamayan Leyla, dizlerinin bağı çözülerek aniden yere yığıldı. Matthias hiç vakit kaybetmeden önünde diz çöktü; yüzünde bunu yapmasını bekliyormuş gibi kibirli bir gülümseme vardı.
Becerikli parmaklar kollarında gezindi, gömleğinin en üstündeki bir düğmeyi açtı. Leyla içgüdüsel olarak geri çekildi ama adam onu tuttu...
"Leyla." diye fısıldadı, dudaklarını kulağına sürterken sıcak nefesi yanaklarına çarpıyordu. "İsteğimi yerine getirmekten başka seçeneğin yok, anlaşma buydu." diye hatırlattı ona. "Sen kendin söyledin, değil mi? Her şeyi yapacağını?"
Gömleğini açarken kıkırdadı, diğer elini çenesini kavramak için yukarı çıkardı ve onu kendisine bakmaya zorladı.
"Ancak, fikrini değiştirirsen, pekala." ofisinin girişini işaret etti. "Kapı tam orada." Kilitli kapıya bakmaya zorladı onu; sonra yavaşça serbest bırakıp geri çekildi.
Ona, Matthias ile olmayı seçen kişinin kendisi olduğunu, tam tersi olmadığını hatırlatıyordu. Ondan ne kadar da nefret ediyordu!
Onu resmen iki ateş arasında bırakmıştı. Şu an tamamen çaresizdi, bu konuda bir seçeneği varmış gibi nasıl davranabiliyordu?! En başından beri hiçbir seçeneği olmamıştı!
Yere bakarken vücudu titriyordu, ona zayıf bir kadın gibi bakıp onu memnun etmeyi reddediyordu.
"Seni asla affetmeyeceğim!" diye fısıltıyla hırladı. "Ne istiyorsan yap!" diye ilan etti sonunda ve Matthias, aralarındaki mesafeyi tekrar kapatmakta hiç vakit kaybetmedi; kızın gömleğini çıkarışını, düğmeleri birer birer açışını izledi.
Sabırsızlanarak kızın ellerini tuttu ve gömleğini çekip açtı; omuzlarından aşağı kaydırıp bir kenara atarken düğmeler yere saçıldı. Matthias kızın boynuna sokulurken Leyla kendisini zemine çökmüş, sırtı soğuk karolara yaslanmış halde buldu; sonra adamın dudakları kulağının dibinde durdu...
"Merak etme Leyla, ben kesinlikle kendimi affedeceğim." diye karşılık verdi.
Leyla o an ona lanetler ve hakaretler yağdırmaktan başka bir şey istemiyordu! Ancak buna karşılık sadece dudaklarını ısırabildi, onun bakışlarının her yerinde gezindiğini hissediyordu. Bu eyleme dahil olmayı reddederek başını ondan öteye çevirdi.
Ama eli çenesini bir kez daha kavradı ve ne olduğunu anlamadan adamın dudakları onunkilere kapandı.
Leyla, dilini boğazına itişine itiraz ederek inledi. Bu işin içinde öpüşmekten kaçınmak istiyordu ama adam ona bu kadarcık onuru bile çok görüyordu. Yarı çıplak bedeninin üzerinde durarak onu kendi gövdesiyle kapladı, Leyla'yı daha da nefessiz bıraktı.
Geri çekildiğinde, aşağı inerken dudaklarını birbirine bağlayan bir salya ipliği oluştu; lekesiz teninde ıslak öpücükler bırakıp onu emerek, istediği her yeri çimdikleyip ısırarak devam etti. Leyla her hareketiyle irkilmeden edemiyor, kararlı bir şekilde tavana bakıyordu.
Adamın ellerinin yer değiştirdiğini, nasırlı avuçlarının uyluklarını ovduğunu, yavaşça daha da yukarı çıktığını hissetti. Uyluklarının iç kısmında daireler çiziyor, her dokunuşuyla midesinde rahatsız edici bir sıcaklık birikmesine neden oluyordu. Elleri eteğinin altına girdi, becerikli parmaklarını çoraplarının kenarına takıp bacaklarından aşağıya kadar sıyırdı.
Soğuk hava çıplak bacaklarına çarpınca hıçkırığını bastırdı, tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Adam bacaklarını onun için aralarken, odada birbirine karışan ağır nefes ve inilti sesleri aralarındaki sessizliği doldurdu.
Ardından hızla eteğinin geri kalanını ve iç çamaşırını çıkarıp, kenara atılan kıyafet yığınının üzerine fırlattı. Bacaklarının arasına yerleşti ve onun tüm çıplaklığına tepeden baktı...
"Güzel..."
Altındaki mükemmelliğe bakarken böyle bir hayranlıkla fısıldamadan edemedi.


Çevirmedipğin için teşekkür ediyorum şunu yaşlı bi amca teklif etse inanın daha sert tepki alır fakat yakışıklı dük yaptığında övgüler alması mide bulandırıcı
YanıtlaSil