Cry, Even Better If You Beg - 56. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

"Size minnettarım, Doktor Etman."

Norma Catharina von Herhardt’ın gözleri, doktorun tıbbi çantasını toplamasını izlerken takdirle doluydu.

"Ah, lafı bile olmaz! Eski sağlığınıza kavuştuğunuzu görmek beni mutlu ediyor." diye cevap verdi Doktor Etman, her zamanki nazik haliyle gülümseyerek.

"Bu yaşımda... sağlığımın bozulmaya başlaması şaşırtıcı olmazdı."

"Lütfen böyle söylemeyin."

Doktor Etman, Norma’nın sağlığını tekrar kontrol etmek için işinden erken ayrılmıştı. Düşes soğuk almıştı ve yaşı göz önüne alındığında durumun ciddileşme potansiyeli vardı.

"Bu yaşlı kadının bu yılları zinde geçirmesi tamamen sizin sayenizde. Öyle değil mi Elysee?" diye sordu, tüm bu süre boyunca doktorun yanında sessizce duran gelinine.

"Elbette!" Elysee von Herhardt, aile doktorlarını övme fırsatını sevinçle yakalayarak onayladı. "Çok iyi iş çıkardınız Doktor Etman."

"Teşekkür ederim efendim. Artık gitmem gerekiyor." dedi Doktor Etman, odadan ayrılmak üzere hazırlanmış çantasını alırken.

"Sahi, Kyle nasıl?"

Elysee’nin oğlu hakkında soru sorduğunu duyduğu an Doktor Etman’ın gözleri seğirdi ama hızla sakinliğini geri kazanarak parlak bir gülümsemeyle yanıtladı. "Kyle çok iyi. Şu an tamamen çalışmalarına gömülmüş durumda."

"Anlıyorum. Gelecekte size çok benzediği için harika bir doktor olacak."

"Hanımefendinin böyle düşünmesi benim için bir onurdur."

"Kış tatilinde Carlsbar’a dönecek mi?" diye yokladı Elysee.

"Henüz karar verdiğini sanmıyorum."

"Doğru, ilk tatili olduğu için kalıp yeni arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi tercih edebilir ya da güneyi keşfetme seçeneği de var."

"Evet, her iki durumda da Kyle’ın isteklerine saygı duymak isterim."

"Kararını bana mutlaka bildirin, eğer kış tatilini başkentte geçirmeye karar verirse onu mükemmel bir sosyal kulüple tanıştırırım ya da bir geziye çıkmayı seçerse ona elimden gelen her şekilde yardımcı olurum."

Elysee’nin tereddüt etmeden yaptığı bu teklif, başta Doktor Etman olmak üzere diğer ikisini de bu beklenmedik nezaket ve düşüncelilik karşısında şaşırttı.

"Lütfen Bayan Etman’a da selamlarımı iletin." diye ekledi Elysee, ona yatak odasının kapısına kadar eşlik ederken.

Karısıyla olan ilişkisi bozulmuş olmasına rağmen Elysee’nin bu düşünceli sözlerini duymak, Doktor Etman’ın yüzünde memnun bir gülümseme yayılmasına sebep oldu.

Onun ayrılışının ardından hizmetçiler de odadan çıktı ve Herhardt ikilisi yalnız kaldı.

"Kyle’a karşı oldukça ilgilisin Elysee." dedi Norma, yumuşak yastığına yaslanırken yüzünde şefkatli bir gülümsemeyle gelinini hafifçe överek.

"Bir süre düşündükten sonra sözlerinizin gerçekten haklı olduğunu fark ettim." diye açıkladı Elysee. "Eğer Kyle mükemmel bir doktor olursa, Matthias’ımız için faydalı olabilir. Bayan Etman ile aramız açıldı ama Etmanlara aile doktorumuz olarak saygı göstermeye çalışıyorum."

"Buna ikna olmana sevindim."

Norma hevesli bir baş sallamayla karşılık verdi. Eğer her şey beklendiği gibi giderse, Kyle Etman mezun olduktan sonra babasının Herhardt ailesinin doktoru olma görevini devralacaktı.

Kyle Etman ile başlayan bu ikili sohbet, sonunda yine Herhardt ailesinin yaşayan onuru olan Matthias’a evrildi.

"Matthias geçenlerde kasaba okulundaki kurul toplantısına katıldı." diye haber verdi Elysee büyük bir memnuniyetle. "Bu tür meselelere karşı gösterdiği dikkat beni hayran bırakıyor."

"Evin reisi olma yolunda doğru bir rotada ilerliyor. Bu kadar hızlı gelişmesi beni etkiliyor." dedi Norma, torununu tüm kalbiyle överek, bu durum Elysee von Herhardt’ı sonsuz mutlu etti. Sonuçta Matthias onun oğluydu.

"Elbette! O, Herhardt ailesinin gördüğü en iyi Dük olacak!"


*.·:·.✧.·:·.*


Tabiri caizse, bu bir tesadüftü.

Riette, o gün için hazırlanmış bir program olmadığı için sosyal bir toplantıya katılmayı teklif etmiş ve Matthias da kabul etmişti.

Toplantı keyifli ancak sıkıcıydı. Sonunda müsaade isteyip ayrıldılar ve dönüş yolunda Leyla ile karşılaştılar.

Matthias, araba malikaneye girdiğinde uzaktan Leyla’yı anında tanıdı. Ekim soğuğunda, Matthias’ın ona hediye ettiği beyaz ceketine sarılmış halde çınar yolunda bisikletini sürüyordu.

"O Leyla Lewellin değil mi?" Bisikletli kadınla aralarındaki mesafe giderek kısalırken Riette onu fark etti. "Arvis’in av sahalarında yaşayan şu kuş aşığı?" Gözleri Leyla’dan, delici mavi gözleriyle kıza gözünü kırpmadan bakan kuzenine kaydı.

Matthias bakışlarını kızdan ayırmadan onayladı. Ne kadar yorgun olduğunu görebiliyordu, buna rağmen dayanıyor ve her zamanki gibi pedal çeviriyordu.

Bir arabanın kendisini takip ettiğini fark eden Leyla, büyük araca yol açmak için bisikletini yolun kenarına çekti. Matthias, aracı yanından geçer geçmez onu iyice görebildi; kız, yine onun aldığı yepyeni ayakkabıları giyiyordu.

"Yanılmıyorsam daha önce bana onun bir köy okulu öğretmeni olduğunu söylemiştin. Okuldan eve dönüyor olmalı." dedi Riette sırıtırken; gözleri hâlâ kızdan ayrılmayan kuzenindeydi.

"Belki."

Matthias bu belirsiz cevabının sonunda bakışlarını Leyla’dan çekti, dudaklarının kenarında hâlâ hafif bir gülümseme vardı. Riette, ilk kez aşkı tadan küçük bir çocuk gibi görünen kuzeninin yüzünden gözlerini alamıyordu.

"...Söyleyecek bir şeyin mi var?" diye sordu Matthias, kendisini bakışlarıyla delen Riette’e dönerek muzipçe.

"Bugün ava çıkacağız. Umarım bize katılırsın." dedi Riette bir bahane sunarak. "Bazı misafirler davet ettim ve Arvis’in sahibinin orada olmaması hiç doğru olmaz."

Riette, Arvis ormanında hafta sonu avlanma planını duyurduktan sonra davetiye talepleri yağmıştı. Matthias, kuzeninin malikanesine misafir davet etme isteğine yeşil ışık yakmıştı.

"Senin mülkünün sahibi gibi davranamam Matthias." diye ekledi Riette, araba malikanenin ön kapısında durduğunda.

'Leyla hafta sonları kesinlikle ormanda dolaşıyor olurdu, değil mi?'

Bir an düşündükten sonra Matthias memnuniyetle kabul etti.

"Pekala..."

"Beklendiği gibi."

Riette arabadan oldukça memnun bir halde indi. Tanıdığı Matthias buydu işte.

"İşte şimdi kuzenim Dük Herhardt gibi davranıyorsun!"

Riette gülerek kollarını onun omuzlarına doladı; Matthias bu tür samimi hareketlerden hoşlanmasa da buna izin verdi.

İki adam yan yana yürüyerek, akşam saatlerinde ışıklandırılmış olan malikanenin fuayesine girdiler.


*.·:·.✧.·:·.*


Phoebe akıllı bir güvercindi.

Arka bahçedeki bir kafese kapatılmaktan memnuniyetsizlik duyduğunda, özgürlüğünü geri kazanmak için nasıl plan yapacağını bilecek kadar zekiydi.

Her şey, bir hafta sonu sabahı Leyla kahvaltı hazırlamakla meşgulken onun yerine kuşu beslemeye gönüllü olan Bill Remmer’ın kafesi düzgünce kilitlemeyi unutmasıyla başladı.

Obur güvercin, midesini doyurmakla daha çok ilgilendiği için kilidi açık kapıyı hemen fark etmemişti. Ancak Bill ve Leyla arka bahçeyi tamamen kaplayan yaprakları tırmıklamakla meşgulken kuş kafesinde olağanüstü bir şey olduğunu fark etti.

“Bugün ormana gitme Leyla. Dük arkadaşlarıyla avlanmaya çıktı.”

Leyla yerleri temizlerken derin bir iç çekti. “Bir süredir sessizdi ama görünen o ki hobisi değişmemiş.” Süpürgeyi hırsla sallayarak hayal kırıklığını dile getirdi.

“Hangi nişancı yeteneğini boşa harcar ki?” dedi Bill, nesnel bir gerçeği belirtir gibi.

“Sanki Dük’ün tarafını tutuyorsun gibi hissediyorum.”

“Ben... Ben taraf tutmuyorum! Sadece... Sadece doğruyu söylüyorum.”

Bill sözlerini alelacele toparlamaya çalışırken Leyla gülümsedi. “Görünüşe göre Arvis’teki herkes Dük’ü seviyor.” diye gözlemini dile getirdi, amcası ise omuz silkti. “Ondan hoşlanmamak için bir sebep yok. Aksine, o Arvis’in gördüğü en soylu beyefendi. Şu arsız aristokrat hanımefendi, Dük Herhardt gibi bir adamla nişanlı olduğu için şanslı.”

“...Evet.”

Leyla, amcasıyla yaptığı bu karşılıklı sohbetten keyif alarak arka bahçeyi daha parlak bir gülümsemeyle tırmıkladı. Ara ara kuş kafesine göz atıyor ve Phoebe’yi sağ salim gördüğünde içi rahatlıyordu, her şey yolundaydı.

Ancak yaramaz kuş, Bill işe gidip Leyla evi temizlemeye başladığında sonunda cesur firarını gerçekleştirdi.

Kafesin ahşap kapısı rüzgarla gıcırdadı. Phoebe sesi takip ederek sallanan kapıyı gagalamayı denedi. Hareketlerini hızlandırdı ve çok geçmeden kafesin derme çatma kapısı tamamen açıldı.

Phoebe, Dük’ün mektubunu getirdiği için Leyla’nın ona verdiği haksız cezadan kurtulmak için bunun mükemmel bir fırsat olduğunu düşünerek, açık kapıya bir saniye boyunca şaşkınlıkla baktı.

Şişman güvercin beyaz kanatlarını şiddetle çırptı ve ormana, Dük’ün av partisinin ava çıkacağı yöne doğru uçtu.

Leyla paspas yapmaya ara verip dışarıdan gelen sesleri duyunca pencereden dışarı baktı. Tanıdık bir manzara gözlerinin önüne serildi: en önde tazılar ve onları at sırtında takip eden aristokratlar. Korkuyla kaskatı kesildi. Kafasında, ürkütücü bir ışıkla patlayan silah seslerinin ardı arkası kesilmeyen anıları yeniden canlandı.

Matthias başını kulübeye doğru çevirip Leyla ile göz göze gelince kız irkildi. Ezici bir dehşet duygusuyla pencereden uzaklaştı, kalbi hızla çarpıyordu.

Panik içinde pencereyi kapattı ve perdeleri aceleyle çekti.

‘Onları ilk kez görmüyorum, neden eskisinden daha korkakça davranıyorum?’

Av partisi uzaklaştıktan sonra bile kalp atışları ancak normale dönmüştü. Leyla soğuktan kaskatı kesilmiş omuzlarına masaj yaparken, ilk silah sesi duyuldu ve onu tazıların gürültülü havlamaları takip etti.

‘O! Kuşları fütursuzca öldüren o çılgın Dük.’

Kurşunla yaralanmış, kanlar içinde kalmış küçük, hareketsiz bir kuş.

Kan kokusu...

Tüm o anılar zihninde yeniden canlanmaya başladı.

Leyla av seansı biter bitmez o ölü kuşları ormana gömmek için alelacele çantasını aldı ve evden çıktı. Çıkmadan önce, her zamanki rutiniymiş gibi güvercinin hâlâ orada olduğundan emin olmak için önce arka bahçeye, Phoebe’yi kontrol etmeye gitti.

“Phoebe...”

Boş ve açık kafesin önünde dururken Leyla’nın yüzü korkudan bembeyaz oldu. Titreyerek çantasının askısını kavradı ve ormanda bir silah sesi daha yankılanırken koşmaya başladı.


*.·:·.✧.·:·.*


İlk ateşi Matthias açtı. Kurşunu, çalılıkların arasından koşan bir karacanın hayatına anında son verdi.

“Yerde avlanmayı da mı düşünüyorsun?” diye sordu Riette, Matthias’ın başarısını alkışlayarak eğlenmiş bir tavırla. “Bu biraz hayal kırıklığı olurdu, Dük Herhardt’ın kuş vurma yeteneğini gerçekten izlemek istiyordum.” diyerek Matthias’taki ani değişikliğe yorum yaptı.

Tazılar onu yeni bir ava, gri tüylü bir tavşana doğru sürükleyince Riette saçmalamayı bıraktı ve tüfeğini eline aldı.

Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe av daha da yoğunlaştı. Ancak Matthias, diğerleri vurdukları kuşları ganimetlerine eklese de kuşlara karşı tek bir hamle bile yapmadı.

‘Kuş olmadığı sürece sorun yok, değil mi?’

Matthias böylesine rastgele bir düşüncenin sebebini anlamadı ama çok geçmeden gerçeğin farkına vardı: Kızın ağladığını görmek istemiyordu.

Bir kuşu hedef alıp kızı üzmektense, sönük bir av geçirmeyi tercih ederdi.

(Çevirmen Notu: Miletttt görüyor musunuz ne kadar iyi, düşünceli biri ^^ Pislik herif.)

Kalın yaprak tabakasının üzerinde koşan at nallarının sesi ormanın huzurunu sarstı. Av partisi, Matthias’ın en sevdiği avlanma yeri olan Schulter Nehri’ndeki karga yuvalarına doğru yola koyuldu.

Nehre giderken Matthias, uzun bir dalın üzerine konmuş beyaz tüylü tanıdık bir kuşu kazara fark etti. Ayağına tanıdık kırmızı bir ip bağlanmıştı.

“Phoebe.”

Farkında olmadan mırıldanması diğerlerinin dikkatini, beyaz bir güvercinin hiçbir şeye aldırmadan sakince tünediği dala çevirdi.

Yorumlar